RASİM OZAN KÜTAHYALI RASİM OZAN KÜTAHYALI

Modernist yanılgı, liberaller ve Kemalizm

Geçen haftaki yazıyı bitirirken liberalizmin tarihindeki iki İskoç dahiyi,Adam Smith ve David Hume'u zikretmiştik... Bu ikiliden David Hume filozof kimliğiyle daha önplanda bir isim. Öte yandan "Ekonomi biliminin kurucusu" olarak akıllara iktisatçı diye yerleşmiş Adam Smith de herşeyden önce bir ahlak filozofu. İktisat biliminin de ahlak disiplininin içinden çıkan bir kol olduğu çoktan unutuldu maalesef. Evrensel akademik literatürü bilmeyen dandik Türk solcularının da kara propagandaları sayesinde Adam Smith etrafında ülkemizde saçmalamanın sınırı yok!Bu saçmalama tiradları Batılı sol çevrelerde de var ama avami kesimlerde.Akademik-entelektüel çevrelerde böyle birşey yok.Bizdeyse en ileri zannetiğimiz solcu akademisyenler ve entelektüeller bile Adam Smith ismi geçti mi o avam dili aşamıyor. Oysa yakın zamanda vefat etmiş sosyalist entelektüel Giovanni Arrighi de "Adam Smith in Beijing" adlı eserinde Smith'in hakkını teslim ediyor ve Smith'i canavar gibi gösteren ezberlenmiş sol söylemlerin içinin boş olduğuna işaret ediyor... Adam Smith döneminin "tarihin akışını hızlandıran" gelişmeleri karşısında hiçbir zaman Marx gibi düşünmemiş bir filozof. Aynı şey Smith'in burjuvaziye/ kapitalistlere ilişkin görüşlerinde de geçerlidir. Smith'in bakışında Marx'ta kuvvetle olduğu gibi Burjuvazinin tüm insanlığı, hatta en barbar ulusları bile uygarlığın bağrına çektiğine ilişkin bir inanç asla yoktur. Tam aksine hem o dönem yükselen bir sınıf olarak burjuvaziye ve genel olarak da Avrupalıların artan kuvvetine karşı çok derin bir kuşku taşır Smith... Başyapıtı Wealth of Nations/ Ulusların Zenginliği'nde Avrupalıların coğrafi "keşif"lerine son derece mesafeli bir dille yaklaşır. Ortadaki güç dengesizliğinin büyük adaletsizliklere yol açabileceğini ve bu adaletsizliklerin de Avrupalıların yanına kâr kalabileceğini ısrarla belirtir. Korkarak yaptığı bu öngörüleri de çıkmıştır Smith'in... Tüm beşeri gelişmeleri özgürlük ve adalet ilkelerinden hareketle yorumlayan, insan varlığını "tarihin mantığı/ uygarlığın ilerlemesi" gibi parlak sözler uğruna kurban etmeyen bir ahlaki bakışın filozofuydu Smith... Hume da aynı duyarlılığa sahipti ve tüm enerjisini ahlak ve siyaset felsefesine yönelttiği için de bu konuda ismi daha ön plana çıkmıştı... "Tek Doğru" olana yönelik insanlığın ilerlemesi inancından uzak; farklı olanların birbirinden beslenerek ortak bir modus vivendi kurabilmesinin arayışındadır Hume ve Smith'in çizgilerinden süzülen liberaldemokrat anlayış... Isaiah Berlin'in 20. yüzyılda yetkin biçimde doktrine ettiği liberaldemokrat tasavvurdur bu...Isaiah Berlin'in liberalizmini ise Temmuz ayı başındaki ilk iki yazımda çok kabaca özetlemeye çalıştım ve Batılı kimi "liberal"lerdeki faşizanlaşmayı teşhis etmeye gayret ettim... Peki kendini liberal diye tanımlayan kimilerinin faşizan bir çizgiye kayabilmesi olgusu bağlamında Türkiye'de manzara nedir?... Benim bu konuda üç sene önceki yazılarımda örnek verdiğim bir yazar vardı.O zaman hala liberal olma iddiasındaydı,eski rejimin önemli bir gazetesine liberal kontenjanından girmişti oysa zaman içinde düpedüz faşist olduğu ortaya çıkmıştı.Şimdi o yazar meczuplaşma sürecini hakkıyla tamamladı.Adıyla sanıyla ırkçı,ulusalcı ve faşist olan marjinal yayın organlarında takılan bir tip oldu.Artık ismini bile anmaya gerek yok... Peki kimi "liberaller"in Kemalizmin anaforuna girmesinin zihinsel sebepleri ne?... Daha evvel de Türkiye'de kendini liberal olarak adlandırılan hareketler bu anafora kapılmışlardı... Hem Hür Fikirler hareketi ve Ahmet Emin Yalman, hem de Forum dergisi hareketi ve Aydın Yalçın, Kemalizmin varyantında olan entelektüel oluşumlar olarak tarihe geçtiler... Liberal değerler adına yola çıkan bu hareketlerin de Kemalist zihniyete kapılanmalarının temel sebebi geçen haftalardaki yazılarımda bahsettiğim modernist yanılgı ile birebir alakalıydı... Seküler/modern bir zihniyet yapısını ve yaşam tarzını insanlığın geleceği en üstün nokta olarak kabul etmeleri ve İslami referanslı bir yaşam tarzı ve dünya algılamasını içten içe "ilkel" bulmaları temel sakatlıktı... Aşağı bir kategoride telakki ettikleri İslami yaşam tarzına sahip insanları her an potansiyel tehdit olarak görüyorlardı. İşte o sebeple yukarıda bahsettiğim "liberal" fikir adamları egemen Kemalist devlet zihniyetinin yanında saf tutmuşlardı... Bugün kimi "liberaller" bağlamında benzer tablo tekrarlanıyor... Kendini üstün sayarak, diğer kesimlere özgürlüğü lutfeden, kendini diğer kesimlerle eşit saymayan problemli bir zihniyet yapısına sahip bu çakma-liberallerin nasıl faşizan bir kafa yapısına sahip oldukları şimdi ayan beyan ortaya çıkıyor... Bu zihniyetin eşit yurttaşlık ve o bağlamdan hareket eden bir özgürlük tasavvuru yok... Kendi iç dünyalarında "ilkel" olarak kabul ettikleri kesimlere olan "hoşgörü"leri şarta bağlı... Tıpkı Avrupa Müslümanlarına karşı faşizanlaşan kimi Batılı "liberal"lerin "Hoşgörüyoruz çünkü ileride modernleşip,uygarlaşacaklar" düşüncesi gibi... Bu sakat zihniyetin faşizanlaşması kaçınılmaz bir durum...Ve maalesef çok sevdiğim kimi yerli "liberal"lerimizde de bu sakatlık aşılabilmiş değil...