TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
CEM SANCAR Sabah CEM SANCAR

Faşizmin mirasçıları ve Müslüman bilgeler

Kavramlar da zamanla yaşlanıyor, vitamin eksikliğinden beli bükülüyor, hareketsizlikten ve hayata, dışarıya, güneşe çıkmadığından dizleri kireçleniyor. Yani kavramlar da ihtiyarlıyor.
Konforlu bir yaşlılık değil ama bu. Paranoyalar, inançsızlıklar. Dinamizm yok oluyor. Kavram mânâsını yitiriyor. Mefhum değil de sanki boş buruşuk bir çuval.
Mesela 'demokrasi' böyle. Demokratlık, liberallik vesaire.
Batı'ya baktığımızda bunu sere serpe gözlemliyoruz. Irkçı Wilders, demokrat Rutte. Wilders'ın partisinin adı özgürlükler, Rutte'ninki liberal!
Hadi oradan dememek için çelik gibi sabır lazım. Fikir hürriyeti, insan hakları filan yerlerde sürünürken, bir ülkenin referandumunda hayır için çalışmaya evet, evet için çalışmaya hayır derken, kılık kıyafette tek biçimlilik önerilirken, bir ülkenin seçilmiş liderine nefret suçu işlenirken, yalanlar devlet televizyonlarında yayınlanır, lehimize konuşmalar kesilip biçilirken, ne demokrasisi allasen?
Fakat kendine muhafazakâr diyen bazılarının, ta Abdülhamid'den beri sanal cephelere savrulup durmuş olanların, Batı karşısındaki aşağılık duygularını da görmeden geçemeyiz.
Psikolojide Freud tapıcılığı, Heidegger'den alıntı yapmayana yağmurlu havada su vermeme halleri. Anadolu Bilgelerine dudak bükme ve Osmanlı'nın çöküş zamanlarını, dünün DEAŞ'ı "Çivilizadeler" zihniyetinin ayak izlerini takip etme inatçılığı.
İslam medeniyetinin muazzam tarihini bir dedikodu ve belden aşağı hakaretler manzumesiyle anlama komedisi. Hak fikirlere duyulan haset.
Bir tanesine kendi medeniyetinin Nefs Psikolojisini sorsan, "tınn" sesini duyarsın. Tamam da yaşlanan, dağılan, rotasını kaybeden Batı medeniyetinin karşısına hangi İslam Medeniyeti'yle çıkacağız? Asrın sorusu bu.
Afgan'dır, Pakistan'dır, İran'dır, diğer İslam ülkeleridir, durum ortada. Batı'nın karşısında kapsayıcı, bilgeliğine dönmüş bir medeniyeti ifade edecek biricik ülke Türkiye'dir! Müstesna bir yenilenmedeki son ülke, evet son kaledir bu.
Bu işi becermek, fikri zenginliğin önündeki bariyerleri kaldırmakla, nasıl 12. yüzyılda dünyayı aydınlatmışsak, bugün yeniden dip köşe bütün projektörleri yakmakla olacak!
Hiç başka çare yok. İslam demokrasisi insanoğlunun kalbine, gönlüne hitap zihniyetinin yeniden inşasıyla Batının alternatifi olabilir. İnsanı Allah'ın halifesi, eşref-i mahlukat olarak yücelten, ırkları ve dinleri koruyan bir medeniyetin güncellenmiş biçimlerini söylemek, mazlumların ve kalbi kırıklarının beklediği müjdeyi verebilir. İnsan hakları ve eşitlik kavramları hakiki giysilerine bürünebilir ve münhasıran iyisiyle kötüsüyle laik tecrübeden geçmiş bir ülke bu şerefe layık olabilir.
Hiç mazeret göstermeden hakikate dönmeliyiz. Bu küflü kavramlarla, dipsiz korkularla, hırslı tekfirlerle olmayacak; İslam dairesi içindeki tüm bilgelerimize iade-i itibarlarını vererek olacak.
Avrupa'nın ultra bencil bir riyakar olduğunu Filistin'de, Bosna'da, Mısır'da görmedik mi? Yeni şeyler değil bunlar.
Sahtekâr gülüşlerine, Türk adı geçtiğinde titreyen yanaklarına bakın! Hazlarını ilah edinmiş egoist robotların plastik yanaklarıdır onlar.
Kayıp mülteci çocuklarının böbrekleri orada satılıyor, kaçırılan kızlar anadan üryan oralarda sergileniyor. Özgürlük kavramı artık bu: Pedofili haklarını savunuyorlar!
En mühimi, 15 Temmuz darbe girişimini engelleyen bir ülkeyi niye görmezden geldiklerini değil, darbe başarılı olmadığı için tüh be diyerekten yazıklandıklarını bilmeliyiz. Bunların azınlıkta kalan -ve ciddiye aldığımız- vicdanlılarını ayrı tutarsak, AB politikacıları beyaz ırkçılardır bana göre. 2. Rönesans sadece bunların yüzlerini pudralamıştı. O pudra dökülüyor.
Müflis bir "Ben uygarlığı" çöküşe geçerken insan-ı kamiller, bilgeler medeniyeti ecdat sandığında keşfedilmeyi bekliyor.
Büyük bir mirasın üstünde oturuyoruz...