BÜLENT TİMURLENK BÜLENT TİMURLENK

Olmasaydı sonumuz böyle

Cristiano Ronaldo ve Zlatan İbrahimoviç, 14 yıl önce Olympique Lyon forması giyebilirdi. Samuel Eto’o, Kaka ve Roberto Carlos da Paris Saint Germain formasıyla ter dökebilirdi. Fransızların transferde baltayı taşa vurduğu günlerin hikayesi

Futbolda sezonun startına iki hafta kala taraftarların gözü yeni transferlerde. Yıldız alacak mıyız? 30 gol atar mı? Uyum sağlar mı?
Gelin biraz baltaya taşa vuranların hikayelerine bakalım ve Fransa'ya uzanalım. Bu sezon Türkiye'de çok sayıda futbolcu ihraç eden, Paris Saint Germain'in güçlü ekonomisi, Monaco'nun ise parlayan genç yıldızlarıyla damga vurduğu ligin geçmişinde France Football dergisinin hatırlattığı çok sayıda "Olmasaydı sonumuz böyle" hikayesi var.
Cristiano Ronaldo, Sporting Lizbon'dan Manchester United'a gitmek yerine O.Lyon forması giyebilir miydi? Bugün 44 yaşında olan Tony Vairelles'in futbolculuğunu az insan hatırlar ama Fransız golcü, Ronaldo'nun kariyerinde önemli öznelerden biri. Bastia'da iyi bir sezon geçirdikten sonra Sporting Lizbon'un teknik direktörü Lasszlo Boloni, Vairelles'i ister ama Portekiz kulübünün kasasında nakit olmadığından O.Lyon'a takasta iki futbolcu teklif ederler. Biri Cristiano Ronaldo'dur. Fransız kulübü bu teklifi cazip bulmaz, sonrasını biliyorsunuz!



İBRAHİMOVİÇ'İ ALMADILAR
Aynı sezon O.Lyon transferde yine baltayı taşa vurur. Takımın usta golcüsü Sonny Anderson, İspanyol takımı Villarreal'in yolunu tutarken, yöneticiler Brezilyalı forvetin yerine santrfor bakarlar. Ajax forması giyen 21 yaşındaki genç yeteneklidir ama tecrübesizliği yüzünden Fransız ekibi, Bayern Münih'ten Giovanni Elber'i kadrosuna katar. 21 yaşındaki o genç Zlatan İbrahimoviç'tir ve PSG'de futbol oynamak için önünde daha 9 yıl vardır.
Samuel Eto'o 14 yaşında Fransa'ya kaçak girer. İki kardeşiyle kendilerinden daha önce Paris'e gelen ablalarının evinde saklanarak yaşarlar. Samuel Eto'o bir gün Paris Saint Germain tesislerine gider, onu çok beğenirler ama iş alt yapıya kayıt olmaya gelip de "Evrakların" dendiğinde Eto'o susar kalır.
Yıllar sonra o günü "Şansımı denedim ama kimliğim olmadığından bu işin olmayacağını da biliyordum"der ve gün gelir Fransa'yı terk eder ve yıllar sonra Real Madrid ona kucak açar.
Fransız kulübü Nancy'nin 1995 yılında denediği 16 yaşındaki Uruguaylı çocuk 5 ay boyunca tesislerde kalır. Teknik kadro beğenir ama yönetim bir türlü imzayı attırmaz bu gence. Sonraları "Kaçtı gitti" deseler de Diego Forlan genç yaşında "Olmaz" denilip ülkesine yollanan forvettir.
Dünya Kupası tarihinin en çok gol santrforu Miroslav Klose'nin babası Joseph Close, 70'lerin sonunda Fransa'da Auxerre'de forma giydiği dönemde oğlunu takımın seçmelerine sokar. 15 yaşındaki Miroslav Klose 2-3 idmana çıkar, bir hazırlık maçında forma giyer, takımın efsane teknik direktörü Guy Roux, Alman genci yeterli bulmaz, Miroslav da memleketine döner.
İsviçre'de Basel'de yıldızı parlayan Hakan Yakın, 2003 yılında transfer olduğu Paris Saint Germain'de sakatlık talihsizliği yaşar ve tedavisini İsviçre'de yaptırmak isteyince yönetimi kızdırır. Hakan Yakın'ın yerine adam bakan Paris Saint Germain'e Brezilya kulübü Sao Paulo'da forma giyen bir genci önerirler. Fransız kulübü o genç yerine Sırp Branko Boskovic'i kadrosuna katar. O genç de "Kaka, Milan'da" manşetleriyle Milano'daki yeni hayatına başlar.

CARLOS'U KEŞFETTİ AMA
Fransız teknik adam Luis Fernandez, Brezilya'da genç bir sol beki gözüne kestirir ve dönemin Paris Saint Germain Sportif Direktörü Jean Michel Moutier'i arar ve "Burada bir sol bek buldum, sağ ayağı da iyi. Defansı iyi ama hücumda çok çok iyi, 30 metreden nefis şutları var" der. Sportif direktörün cevabı kısadır "Boşver Jean, bizim elimizde Patrick Colleter var" der. Colleter'i kim hatırlar bilmem de futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi sol beki Roberto Carlos'u kim unutabilir ki...