ADNAN KÜÇÜK ADNAN KÜÇÜK

2019 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde taşların yerine yerleştirilmesi

Türkiye'de 2017 Anayasa değişikliği ile 1982 Anayasası'nda en kapsamlı değişiklikler yapıldı. Bu değişikliklerin en ehemmiyetli kısmını hükümet sisteminin değiştirilmesine ilişkin hükümler teşkil etmektedir. Bu değişikliklerle başkanlık sisteminin bütün gereklerini içeren Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmiştir. Fakat Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesi ile birlikte derhal bu sisteme geçilmedi bir geçiş süreci öngörüldü. Yeni sisteme -daha önce bir seçim yapılmadığı takdirde- fiilen Kasım 2019'da geçilecektir. Cumhurbaşkanlığı sisteminin sağlıklı ve işler hale getirilebilmesi için bu süreçte çok önemli işlerin yapılması icap etmektedir. Bunlardan bir kısmı hükümet sisteminin işlerliğinin sağlanması bir kısmı da başta AK Parti olmak üzere bütün siyasi partilerin geleceği açısından önem arz etmektedir.
Yeni dönemde artık kanun önerileri sadece milletvekilleri tarafından yapılabilecektir. TBMM çatısı altında kanun önerilerinde bulunulabilmesi ve bu önerilerin Anayasa ve hukukun gereklerine ve toplumsal ihtiyaçlara cevap verebilir nitelikte ve donanımda olabilmeleri için yürütme ile de koordinasyon içinde çalışacak yapılanmaların yapılması gerekiyor. Kanuni düzenleme ile yasama işlevinin etkin bir şekilde yerine getirilmesini sağlayacak donanımlı kişilerin TBMM üyesi seçilmeleri önemlidir. Diğer yandan milletvekillerinin yasama faaliyetlerini layık-ı veçhiyle icra edebilmeleri için danışman sayılarının artırılması, sekreterlik hizmetleri gören danışmanlık yerine yasama faaliyetlerinde milletvekillerini sahici manada besleyici yönde işlevler gören danışmanlık mekanizması geliştirilmelidir.
Elbette ki 2019 seçimleri AK Parti'nin orta ve uzun vadeli projelerini hayata geçirebilmesi açısından hayati derecede ehemmiyet arz etmektedir. Bu seçimlerdeki başarı her şeyden önce ekonomik başarıya bağlıdır. Ekonomik performanstaki bir aksama AK Parti'nin bu seçimlerde ağır bedeller ödemesine sebep olabilir.
Diğer yandan AK Parti'nin yüzde 50+1 oyu yakalayabilmesi ya da çıtayı biraz daha yükseltebilmesi için tabanını genişletici yönde politikaları geliştirmesi gerekmektedir. Esasen yüzde 50+1 oyu yakalama ihtiyacı siyasi partilerin katı ve sert politikaları terk etmelerini lüzumlu kılmaktadır. Aksi takdirde kalıcı geniş toplumsal tabana sahip partilerin teşekkülü oldukça zor olacaktır. Bu tabanı genişletici politikalar çatışmacılığı değil rekabet içinde uzlaşmacı eğilimlerin gelişmesine katkı sağlayabilir ki bu durum, yıllardır siyasi çatışma ortamında kaybedilen enerjilerin pozitif katkıya evrilmesi neticesini ortaya çıkarabilecektir.

Muhalefetin FETÖ ile imtihanı
Buradaki öneriler başarıyı amaçlayan bütün siyasi partiler için geçerlidir. Bu noktada Meral Akşener ve ekibinin siyaset sahnesinde yer alması dikkate değer bir gelişmedir. Bu toplumun Türkiye'yi çökertmeyi amaçlayan ve Batılı güçlerin maşası olarak işlev gören hain FETÖ terör örgütü mensuplarına yol veren, gizli ya da açıkça, doğrudan ya da dolaylı olarak bunlara destek veren, bu yapının müntesiplerini bünyesinde barındıran ya da bu yönde bir izlenim veren bir siyasi partiyi iktidara taşıması mümkün değildir. Bunun idrakinde olmayan hiçbir partinin geleceği yoktur. Toplumla bütünleşme ve tabanını genişletme yönünde politikaların geliştirilmesi, muhalefet partileri açısından da gerek iktidara ulaşma gerekse siyasi rekabette başarılı olma noktasından faydalı olacaktır. Bunun bir faydası da katı, sert, kırıcı, dışlayıcı politikalar yerine toplumun geniş kesimlerini daha tatmin edici, partiler arasında uzlaşı ve ılımlılığı sağlayıcı yönde etkiler ortaya çıkaracaktır. Bu yöndeki uygulamalar, katı laiklik uygulamaları gibi toplumda çatlaklara sebep olan politikaların terk edilmesi neticesini ortaya çıkarabilecektir. Artık darbeler döneminin bir umut olmaktan çıktığı bir siyasi ortamda ya iktidara susamış geniş muhalefet kesimleri bu önerilere olumlu cevaplar vermeyen siyasi partileri tasfiye edecek ya da muhalif siyasi partiler toplumdan gelen bu taleplere olumlu cevaplar vereceklerdir. Bu da Türkiye'nin hayrına olacaktır. Türkiye şimdiye kadar ne çekti ise toplumda iktidar olmalarını sağlayacak yönde umutlar verecek politikaları geliştiremeyen siyasi partilerin çatışmacı kör dövüşlerinden çekmiştir. Siyasi rekabetteki ılımlılaşma hem iktidar partilerinin daha müteyakkız olmalarını sağlayacak ve icraatlara odaklanmalarını mümkün kılacak hem de uzlaşı temelli politikalar Türkiye'nin yararınadır.