FATMA SÜMER Sabah FATMA SÜMER

15 Temmuz’un sivil yönetici sanıkları

15 Temmuz darbe girişimi sonrası karşımıza çıkan çarpıcı gerçeklerden birisi de TSK'dan sorumlu FETÖ mensubu sivillerdi. FETÖ tarafından planlandığı ve icra edildiğini ispatlayabilecek başka veriler bulunmasaydı, sadece iddianamelerde yer alan sivil imamların kalkışma esnasındaki rollerini ve soruşturmada verdikleri ifadeleri incelemek bu durumu anlamamıza yeterdi. Zira Öksüz'ün Gülen'in evinde kendisi ve çocuklar yerde Gülen'in koltukta otururken çekilmiş görüntüleri gibi geçmişe ait irtibatlar bile başlı başına önemli deliller. Bunlar hiç değerlendirilmese bile; 15 Temmuz gecesi kalkışmanın yönetildiği Akıncı Üssü'ne normalde darbeci olmayan askerlerin dahi alınmadığı görülürken bu kişilerin 143. Filo'da bulunmaları, üst düzey komutanlara çeşitli talimatlar vererek darbeyi yönetmeleri, 143. Filo kamera kayıtlarından darbeyi yöneten askerlerden biri olan Tuğgeneral Hakan Evrim'in sivil sanıklardan Kemal Batmaz'a başıyla selam verme görüntüsü ancak FETÖ'nün iç dinamikleri çerçevesinde açıklanabilecek bir durumdur.
Aynı zamanda özellikle askeri hiyerarşinin son derece güçlü olduğu ve "asker millet" olarak adlandırılmaktan mutluluk duyan insanların yaşadığı ülkemiz açısından başarılması iğneyle kuyu kazmak kadar zor olan bu durum, FETÖ'nün askeriyeyi de kapsayan hukuken gayrimeşru ilişkiler ağının bir sonucudur ve pek çok İslami kavram gibi "imam" kavramını da devşirerek örgüt içinde bu kavrama yeni bir anlam kazandırmasından kaynaklanmaktadır. Gülen'le yakınlığı sağlayan bir ölçüt ya da bu yakınlık doğrultusunda belirlenen bir pozisyonun karşılığı olarak görülebilecek olan imamlık fonksiyonuna sahip kişilerin bu özellikleri, başka herhangi bir husus dikkate alınmaksızın onlara örgüt içinde sorgulanmayan bir itaat ve saygınlık sağlamaktadır. Dolayısıyla imam olabilmek için dini liderlik vasfı hatta dini bilgiye sahip olmak gibi herhangi bir nitelik aranmamakta ancak imamın otorite alanındaki kişiye ilettiği örgüt talimatının muhatabı kim olursa olsun bu emri sorgulamaksızın yerine getirdiği görülmektedir.

Akıncı İddianamesinin sivil sanıkları
Darbe gecesine dair en geniş iddianame olan Akıncı iddianamesinde, 15 Temmuz gecesinde Akıncı Üssü'nde bulunan sivillerin "Sivil Yönetici Şüpheliler" ve "Sivil Şüpheliler" olmak üzere iki ayrı başlık altında yer aldığını görüyoruz. Sivil yönetici şüpheliler olarak Fetullah Gülen, Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş yer alıyor. Sivil şüphelilerin gerçekleştirdikleri düşünülen eylemlerin organizasyon ve yönetim faaliyeti kadar tehlikeli olarak değerlendirilmediği, iddianamedeki konumları ve haklarında verilen bilgilerden yola çıkarak anlamak mümkün.

İddialar, deliller ve savunmalar
Sivil yönetici sanıkların suçüstü durumlarına rağmen kalkışmayla ilgilerini inkar ettikleri görülüyor. Aslında 16 Temmuz sabahında olay yerinde yakalanmış olmak bile herhangi bir kişiyi şüpheli konumuna getirmeye yetecek bir delildir. Darbeci siviller bakımından ise 16 Temmuz sabahında Akıncı Üssü'nde yakalanmaları dışında kalkışmayı Gülen'le ve birbirleriyle irtibat halinde planladıklarını gösteren çeşitli deliller mevcut. Sanıkların örgüt bağlantılarının da yurt dışı giriş çıkış analizleri, MASAK ve HTS raporları ve sair delillerle tespit edildiği görülüyor. Bununla birlikte sanıkların ifadeleri haklarındaki iddialar kadar ilginç. Savunmalardaki gariplikler olay gecesi sabahında Akıncı Üssü'nde bulunma sebepleriyle başlıyor. Sadece bir kere ifadesi alınabilen Öksüz kalkışma sabahı üste tarla bakmaya geldiğini söylese de kalkışma gecesi üsde olduğuna dair tanık beyanları var. Batmaz ve Biniş de birlikte arsa bakmaya geldiklerini iddia ediyorlar ancak Batmaz'ın ilk ifadesinde arsa bakmaya cuma günü geleceklerini söylediği halde sonraki ifadesinde cumartesi sabahı buluşmak için anlaştıklarını belirttiği görülüyor. Üstelik verdiği dört ifadede önce telefonla haberleştiklerini söylemesine rağmen daha sonra hiç telefonlaşmadıklarını sadece maille görüştüklerini anlatması gibi çelişkilerin sayısı hiç de az değil. Biniş ve Batmaz'a bir önceki gece üste bulunduklarına dair bilirkişi eşliğinde tespit edilen kamera görüntüleri izlettirildiğinde görüntülerin kendilerine ait olduğunu inkar ediyorlar. Ancak birbirleriyle alakalı olarak da yorum yapmadıkları, yuvarlak cümleler kurarak da olsa diğer sanığı korumaları dikkat çekici. Çiçek sahip olduğu kolejdeki bir öğrenci velisi olan darbeci komutan Ahmet Özçetin'in sosyal etkinlik daveti dolayısıyla geceyi üste geçirdiğini ifade ediyor ve bu durumun hayatın olağan koşullarına aykırı olduğunu da kabul ediyor. Nurettin Oruç ise üsse belgesel çekmeye geldiğini söylüyor.
İfadelerde dikkat çeken bir diğer husus bu kişilerin birbirlerini tanımadıklarını söylemeleri. Örneğin 21 Mart 2016'da Gülen'in www.herkul.org. sitesi üzerinden darbe yapılacağına dair yayınladığı kriptolu açıklama öncesinde 17-21 Mart 2016 tarihlerinde Harun Biniş dışındaki tüm sivil yönetici sanıkların bazı asker sanıklarla beraber ABD'ye gittikleri yurt içi giriş-çıkış analiz raporlarıyla ortaya koyulduğu halde sanıkların bu ve bunun gibi çakışan seyahatlerini tesadüf olarak değerlendirdiklerini görüyoruz. Biniş'in ise FETÖ kapsamında yapılan bir yargılama dolayısıyla yurt dışına rahatlıkla girip çıkamadığı için bu yolculuğa katılmadığı biliniyor. Darbecilerin bunun dışında da çok sayıda çakışan seyahatleri var. Sadece Batmaz ve Öksüz'ün aynı dönemde 18 yurt dışı giriş-çıkışı tespit edilirken, 11-13 Temmuz tarihleri arasında da birlikte ABD'ye giderek Gülen'den talimat aldıklarına dair deliller mevcut. Havalimanında Batmaz'ın uçaktan indikten sonra Öksüz'ü beklerken, Öksüz'le birlikte yürürken ve sohbet ederken çekilmiş görüntüleri bulunduğu halde Batmaz, Öksüz'ü tanımadığını, yolculukların ve yan yana çekilmiş görüntülerin tesadüfi olduğunu söylemeye devam ediyor.
Sonuç olarak sanıklar genel ve soyut ifadelerle iddiaları reddediyorlar. Kendi görüntüleri de dahil olmak üzere her türlü delili reddetmelerinin davayı manipüle etmek dışında bir amaca hizmet etmeyeceği aşikar. Birbirlerini tanımadıklarını söylemeleri ve birbirleri aleyhine olacak delilleri ikrar etmekten ısrarla kaçınmaları ise örgüt bağlantısını ve inanca dayalı olan örgütün deşifre olmasından duyulan endişeyi ifade ediyor.