NUH YILMAZ NUH YILMAZ

Esad'a niye kızdık?

Silahsız bir Türkiye savaş uçağının Suriye tarafından uyarı yapılmaksızın düşürülmesi, iki ülke ilişkilerini farklı bir düzeye taşıdı. Hafta içinde Cumhuriyet Gazetesi'nde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'la yapılan röportaja verilen tepkileri, normal bir devlet başkanı ile yapılan bir röportaja verilen tepkiler olarak değil de, bu yeni bağlama göre değerlendirmek gerekir.
Cumhuriyet Gazetesi'nin röportajı yapma kararının nedeni, seçtiği manşetler, sunuş tarzı, ulusalcılık-Baasçılık arasındaki tarihsel ilişki kayda değer olsa da, röportajın tartışılmasına yol açan nokta, zaten bildiğimiz bu saikler değil, Esad Yönetimi'nin röportajdan beklentileri ve vereceği mesajları seçme konusundaki isabetidir. Bu açıdan bakıldığında, son derece iyi planlanmış bu röportajın, Türkiye'nin iç siyasetindeki siyaset-bürokrasi; hükümet-halk; yerlilik-ulusalcılık gibi fay hatlarını hedef aldığı, Türk kamuoyunda tartışılan belli argümanları kaşımayı hedeflediği, Türk kamuoyundaki Suriye ile ilgili tartışmayı yönlendirmeye çalıştığı görülebilir. Mesajların içeriği ve hedefi Esad Yönetimi'nin danışmanlarının Türkiye'yi çok yakından takip ettiğini gösteriyor. Bir başka deyişle, Esad Yönetimi için de artık Türkiye bir 'iç mesele' hâline gelmiş durumda.
Bu krizin başlangıcından beri, Türkiye siyasetinde uzun zamandır devam eden ancak giderek azalmaya yüz tutan siyasetbürokrasi geriliminin işbirliğine dönüştüğüne şahit olduk. Ankara'da oluşturulan kriz merkezi, bölgesel güç olma hedefiyle ortaya çıkan Türkiye'nin, siyaset-bürokrasi gerilimini aşmaya başladığını gösterdi. Esad'ın röportajında askeri yetkililerle temas kurulamadığını söyleyerek, Türk siyasi hayatının en önemli fay hatlarından bu gerilimi kaşımaya çalışması, bu işbirliğini hedef alması bu nedenle kayda değer. Böyle bir problemi, Suriye tarafından bir askeri liderin değil de siyasi liderin söylemesi ise bu argümanın ironisidir. Esad'in hedef aldığı ikinci gerilim hükümet-halk gerilimidir. Türk hükümeti bilindiği gibi bir süredir Suriye rejimi ile değil, Suriye halkı ile muhatap olduğunu söylüyordu. Bu argümanı ters çevirmeye çalışan Esad, problemin Türk halkı ile değil, Türk hükümeti ile olduğunu söyleyerek, hükümet-halk gerilimini hedefliyor. Oysa kamuoyunun havadan sudan konularda bile kolaylıkla bölündüğü bir siyasi atmosferde, siyasi pozisyonlar eklemlenmeye açık değildir. Zaten Türkiye'de tonları farklı olmakla birlikte Suriye konusundaki ayrımlaşma da geleneksel siyasi davranış biçimlerini, siyasi, etnik ve mezhebi fay hatlarını takip ediyor. Bu konudaki tek istisna dış politikada ABD ile gerilim yaşandığında hükümeti destekleyen farklı siyasi kamplardan bazı aydınların, hükümet Rusya ile gerilim yaşadığında desteklerini eleştiriye çevirmiş olmasıdır.
Esad'ın kaşıdığı üçüncü gerilim ise yerlilik-ulusalcılık ayrımına dayanıyor. Kemalizmin dönüşerek 2000'lerde aldığı son hâl olan ulusalcılık, elit düzeyinde her tür güç odağı ile işbirliği ilkesi etrafında pozisyon almaya açık görünüyor. Türkiye İran'ın barışçıl nükleer programını destekleyip Batı bloku ile karşı karşıya geldiğinde 'ekseni kaydırmakla,' İran'la Suriye üzerinden gerilim yaşadığında ise Batı adına 'taşeronlukla' suçlamaktan çekinmeyen bu pozisyonun siyasi analizle değil, hükümet karşıtlığı ile hareket ettiği biliniyor. Baba Esad döneminden beri ABD ile 'İslamcılık karşıtı' her türlü işbirliğine giden, ABD ile ilişkileri düzeltmek için elinden geleni yapan Suriye'nin birdenbire Batı-karşıtı olarak sunulması da aynı ironinin parçası.
Tüm bu eleştirilere rağmen, Türk kamuoyundaki kızgınlığın asıl kaynağı zaten bir çok kesim tarafından dile getirilen bu eleştiriler değil, Suriyeli bir gazetecinin Türk bir liderle röportaj yapıp, bunu taşıyabileceği bir Suriye kamuoyunun yokluğu, yani mücadelenin eşit şartlarda olmamasıdır. Oysa trajikomik bir şekilde, Suriye iç savaşının önemli nedenlerinden biri tam da budur.