RAMAZAN ERDAĞ RAMAZAN ERDAĞ

Türkiye-Avrupa ilişkilerine yeni bir darbe

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türkiye'nin 2004'te çıktığı siyasi denetim sürecini yeniden başlatan bir karara imza attı.
AKPM Türkiye raportörleri Marianne Mikko (Estonya) ve Ingebjorg Godskesen (Norveç) tarafından hazırlanan karar tasarısı 25 Nisan 2017'de gerçekleştirilen "Türkiye'de Demokratik Kurumların İşleyişi" konulu oturumun sonundaki oylamada 45'e karşı 113 oyla kabul edildi.
Hukuki bağlayıcılığı bulunmayan AKPM'nin bu kararı objektiflikten uzak siyasi bir nitelik taşıyor. 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin ardından Türkiye'ye karşı açıkça bir tutum takınan Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin çoğu Türkiye'de demokrasiye karşı yapılan hain darbe girişimine sessiz kalırken, birçoğu da darbe sürecinin içinde yer alan örgüt elemanlarına destek ve koruma zırhı sağlayarak demokrasi konusunda çifte standart sergiledi.
Kararı "demokratik kurumların işleyişinde ciddi bozulmalar" olduğu gerekçesi ile alan AKPM, 15 Temmuz sonrası Türkiye'de OHAL ilanını da kararına en temel dayanak gösteriyor.
15 Temmuz gibi ağır bir darbe girişimini yaşayan bir ülkenin savunma hakkını kullanarak demokrasisini güçlendirmeye yönelik adımları atması ve darbeyi gerçekleştiren FETÖ örgütüne karşı hukuki çerçevede gereğini yapması en doğal hakkıdır. Dikkat çekilmesi gereken husus, Türkiye'de sıkıyönetimin değil OHAL'in uygulandığıdır. Diğer bir ifadeyle, toplumun gündelik ve olağan yaşamında bir sınırlandırma söz konusu değildir. Devlet kurumları demokratik ve hukuki çerçevede söz konusu terör örgütüne karşı en hızlı ve gerekli adımları atabilmesi amacıyla OHAL uygulaması kararını almıştır. Kaldı ki OHAL sürecinde özel bir mahkeme, kurum ya da mekanizma oluşturulmamıştır. Darbe girişimine ilişkin tüm soruşturma ve kovuşturmalar mevcut adli birimler tarafından yürütülmektedir. 15 Temmuz sonrası haklarında tedbir uygulanan kişiler hakkında icra ettikleri mesleklerinden dolayı değil terör örgütü üyesi olma nedeni ile hukuki süreç başlatılmıştır.
Benzer bir uygulama kararı terör saldırıları sonrasında Fransa ve Belçika gibi AB üyesi ülkelerde de alınmış ve bu ülkelerde İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra asker ilk defa sokağa inmiştir. Dahası Fransa'da 23 Nisan'daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turu da OHAL şartları altında gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla Fransa'daki gibi Türkiye'de de OHAL kararı keyfilikten değil zaruretten ortaya çıkmıştır.
AB içinde giderek yükselen Türkiye'ye karşı tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük ve İslamofobi Avrupa merkezli diğer kurumları da etkilemiştir. AKPM'nin Türkiye'yi yeniden siyasi denetime alma kararı bir bakıma Türkiye'yi yeniden 2000'li yıllar öncesi istikrarsız dönemdeymiş gibi "sunma" niyetini ifade eder niteliktedir.
15 Temmuz darbe girişiminde Türkiye'ye destek olmada isteksiz davranan AB, 16 Nisan referandumunda da Türkiye'nin iç politik durumuna ilişkin bir konu olmasına rağmen adeta bir muhalefet partisi gibi hareket etmiştir. AKPM'nin bu kararı 16 Nisan referandum sonuçlarının ardından bazı AB ülkelerinde ortaya çıkan hazımsızlığın ve AB'nin Türkiye'ye karşı taraflı ve ikircikli tutumunun devam ettiğini göstermektedir.
Türkiye'nin üyelik talebi konusunda ipe un seren ve bu tutumuna bahane arayan AB'nin ardından Avrupa Konseyi'nin de Türkiye konusunda böyle bir karar vermesi Türkiye-Avrupa ilişkilerine vurulmuş başka bir darbe olmuştur. Türkiye'nin yaşadığı güvenlik tehditlerini görmezden gelerek, Ankara ile ilişkilerini sadece eleştiri üzerinden dizayn etmeye yönelik bu tutum Avrupa'nın son iki yüz yılına damgasını vuran müdahaleci politikalarının bir ürünü olarak ortaya çıkıyor. Bu müdahaleci politikada Avrupa esas olarak kendi çıkarlarını öne çıkaran bir tavır içinde olduğuna göre, Türkiye'nin de kendi çıkarlarını temel alarak her türlü dış müdahalelere karşı çıkması doğaldır.