MERYEM GAYBERİ MERYEM GAYBERİ

Siyasetten kaçmak

Gazetemizin Salı günkü manşeti şöyleydi: "Tam yetkili ve güçlü Başkanlığa geçelim."

AK Partili bir siyasetçinin ağzından dökülen cümleler gibi duruyor ama Fransa Cumhurbaşkanı'nın sözleri bunlar.

Yarı başkanlıkla yönetilen Fransa'nın Cumhurbaşkanı Hollande, "İstikrar için iki başlılık bitmeli" diyor ve ekliyor: "Kurumlar günümüz gerçekleri ve ihtiyaçlarıyla uyuşmuyor ve karar alma sürecini ağırlaştırıyor. Bir tasarının yasalaşması en az 6 ay sürüyor. Bu durum sosyal huzursuzluklara yol açıyor."

Zaten Euro 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası'na ev sahipliği yapan Fransa'da son haftalarda yaşananlar da Hollande'ı doğruluyor. Çalışma yasasıyla ilgili bir kanun değişikliğinin uzaması nedeniyle on binler sokaklara döküldü, demiryollarından havayollarına kadar işçiler grevde, temizlik hizmetlerindeki grev nedeniyle de ülkenin çoğu yerinde sokaklarda çöp dağları oluştu.

Her icraat devlet başkanına gittiğine göre, bu kadar uzun bir prosedür sürecine ihtiyaç olmadığını belirten Hollande, Yasama yetkisinin parlamentoya, yürütme yetkisinin de başkana verilmesiyle sistemin basitleştirilmesini istiyor.

Başkanlık sistematiğinde hem reformların hızla yapılmasının önü açılıyor, hem işi yavaşlatıcı bürokratik engeller kalkıyor hem, siyasi istikrar sağlanıyor hem de reform ve icraat süreçleri hız kazanıyor.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere AK Parti ve Türkiye'de parlamenter sistemin tıkandığını, bu sistemin darbe ürettiğini, istikrarı baltaladığını bilen herkes Başkanlık sistemine geçilmesini istiyor.

Peki muhalefet ne yapıyor?

Muhalefet, özellikle 2013 yılından bu yana sadece iktidarın getirdiği her öneriye sövmenin, elini taşın altına koymamanın konforunu yaşıyor.

MHP'yi saymıyorum zaten. Tamamen kendi iç çatışmasına yoğunlaşan MHP'nin bugünlerde "Hayırcı" söylemleri bile hatırlanmıyor artık. MHP'de herkes 'Bahçeli gidecek mi kalacak mı?' tartışmasına boğulmuş durumdu.

***

Gelelim CHP ve HDP'ye.

CHP ve HDP, Gezi kalkışması, 17-25 Aralık darbe girişimi, 6-8 Ekim 'Kobani' bahaneli kalkışma, Çözüm Masası'nı dağıtma, 'Devrimci halk ayaklanması' diyerek Güneydoğu'daki çukur terörüne destek verme, Başkanlık sistemine 'Kan dökmeden olmaz' diyerek karşı çıkma, Cumhurbaşkanı'na hakaret ve küfretme, şehit cenazelerini ve en son lise öğrencilerini istismar etme çabalarından başka bir şey yapmıyor.

İşte son günlerde, liselileri sokaklara dökmekten başka hiçbir becerilerinin kalmadığını, siyaseten yolun sonuna geldikleri izliyoruz bir kez daha.

Özetle, ısrarla siyasal zeminden kaçma yarışındalar!

***

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu birkaç gün önce bir televizyonda, "ABD tipi başkanlığı getirin tartışalım" önerisinde bulundu. Başbakan Yıldırım'dan Kılıçdaroğlu'na, "Tamam hodri meydan. ABD tipi başkanlığı tartışalım ve bu meseleyi ülke gündeminden biran önce çıkaralım" çıkışı gelince Kılıçdaroğlu yine bildik tavrını takınarak o söze kendisi söylememiş gibi hiç üzerine alınmadı.

"ABD sisteminde eyalet yapısı var ama biz eyalete karşıyız" diyerek mızıkçılık yaptı. Ha ona sorarsanız müthiş bir siyasi hamle ile rakibini boşa çıkardığını sanıyordur ama toplum, bunun ipe un sermek, işi sulandırarak sahadan kaçmak olduğunu iyi biliyor.

Hep söylüyorum, darbe mekaniğinden medet ummak muhalefet için, siyasi partiler için tam bir acizliktir.

Çünkü sokak hareketlerinin teşvik edilmesinin ardından darbe mekaniği işlediğini bu millet geçmişte çok tecrübe etti.

O yüzden de siyaset üretmek yerine halkı sokağa çağıranlardan nefret ediyor ve ilk seçimlerde bunların biletini bir bir kesiyor.

Hanımlar, beyler, siyasetten kaçmayın…