HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Bir olimpiyat mektubu ki..

Nuyan Ağabey (Yiğit), Londra'da yaşıyor.. Olimpiyatlardan ilk mektubunu yazdı.. Okurken gözlerim nasıl doldu, nasıl doldu..
Sizlere aynen sunuyorum..
***

Sevgili Hıncal,
Malum-u ilan olimpiyat başladı.
Açılışa gittim. Kapıda beni kimler karşıladı biliyor musun? Beyaz elbiseler içerisinde Kenan (Onuk) ve Cüneyt (Koryürek). Gözlerimi ellerimle kapadım ama onlar kaybolmadı. Sadece görüntü de değil, sesle de kulaklarımda akisler yapmaya başladılar. "Bizim dört silahşörlerin ikisi olan seni ve Hıncal'ı burada görmek istiyorduk" dediler. "Ancak, ben gelebildim. Hıncal sona doğru belki gelir" diyebildim. Bir kızdılar ki sorma.
"Biz gökyüzünün yedi katından geldik olimpiyat seyretmeye İstanbul'dan niye gelemiyormuş" diye Kenan'ın sitemine Cüneyt "Yüz metre yarışını ıskaladıktan sonra olimpiyatta neyi seyredecekmiş" diye serzenişte bulundu.
1996 Atlanta ve 2000 Sydney Oyunlarındaki birlikteliğimizin tatlı anıları gözlerimin önünden bir sinema şeridi gibi geçti.
Londra Olimpiyadı açılışı 'Spektaküler' diye nitelendiriliyor. Bence değil. 1980 Moskova oyunlarının açılışı ayarında değildi. Hele maskot konusu inanılır gibi değil. Tek gözlü iki canavar çizilmiş ve bu olimpiyatın sembolü diye sunulmuş. Kimse yemiyor. Satışı yok, hatıra diye alanı yok.
İçimden hiç gelmiyor bir tane alayım da saklayayım diye. Almış olsam Moskova'nın dünya şirini 'Mişka' adlı ayıcığının yanına koymam, hakaret olur.
2020 İstanbul adaylığında böyle bir hatayı asla yapmamamız lazım.
Basın Merkezi bir arı kovanı. 5200 akredite basın mensubu var. Televizyon kadroları inanılır gibi değil. 15.000 kişi. Her televizyon kanalı kablo gibi adam döşemiş.
Amerikan NBC televizyon kanalı Londra'nın ünlü Savoy otelini kapatmış. Diğer kanallar da başka otelleri mühürlemişler.
Şehrin çeşitli semtlerinden evvela basın merkezine, sonra stadyuma ve de çeşitli branşların yapılacağı arena ve havuzlara gidiş geliş problemlerin ağababası olmuş.
Sabahın köründen gece yarısına dek sürecek müsabakaların takipçileri bir bardak sudan bir lokma ekmeğe kadar her şeye fahiş fiyat ödeme zorundalar. Sydney'de Cüneyt'in 'Kendin pişir kendin ye' restoranını bizden saklayışı aklıma geldikçe gözlerim doluyor. Londra'daki basın merkezi çevresinde acaba böyle bir yer var mı diye pek dolaştım.
Ne gezer.
Atlanta'da Coca Cola makinası başında Kenan ile para atmaya biz uğraşırken bir görevlinin 'Burada para geçmez bunlar bizim ikramımızdır, bedavadır' sözleri de kulağımda çınlıyor. Londra'da şimdi değil kola, bir bardak suya eşek yükü ile para istiyorlar.
Bu olimpiyat da böylesine geçip gidecek. Benim için tek başına tribünde oturmak inanamazsın çok ağır. Gelmedin. Gelmeni çok isterdim.
Sevgiler,
Nuyan.