HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Artun'un hem de nasıl dönüşü..

Artun Ünsal'ı tanımam 1960'lı yıllar..
O Türk genç milli atletizm takımında sprinter, ben de o takımın en genç meneceriydim iyi mi?.
En unutulmaz gecemizi de Atina'nın 1986 Oyunları için inşa edilen o tarihi Mermer Stadında yaşamıştık.
4x100 takımımız, Yunanlıları, en iddialı oldukları bu gösterişli yarışta geçmişti. Artun, o takımdaydı. Son adam da, muhteşem koşarak yarışı bize getiren Herkül Milas.. Evet o..
Şimdi Yunanistan'ın gurur duyduğu, bizim imrenerek baktığımız fikir, düşünce adamı..
Artun, eğitimini Paris'te tamamladı, bilim adamı oldu. Gazeteci oldu, yazar oldu, tonla araştırmaya dayalı harika kitap yazıp, bu ülkenin tarıma dayalı servetlerini (Mesela peynirlerini) tanıttı.
Gazetelere yemek yazıları yazdı.
TV'lere yemek programları hazırladı..
Sonra ortadan kayboldu. Bir kaç yıldır sessizdi. Bu Ramazan iki yerde birden karşıma çıktı.
NTV'de "Anadolu İftar Sofraları"nı anlatan bir dizi ve Cumhuriyet'te yemek sohbetleri..
TV programı nasıl meraklı, nasıl keyifli anlatamam.. En iyi ahçıların ev kadınları olduğunu görüyorsunuz.
Nasıl içiniz gidiyor o iftar sofrasına oturmak için.. Ve biri ötekine benzemiyor.
Anadolu bir mutfak çeşidi cenneti..
Cumhuriyet yazıları da enfes..
Merakla okuyor, neler öğreniyorum.
"Hakiki Çengelköy Hıyarı" başlığına daldım mesela..
Çocukluğumun Bandırması'nda "Bademim.. Çengelköy'ün bademim" diye satarlardı. Çifti beş kuruş. Alır elime şöyle bir sıvazlar yerdim.
1970'li yıllarda, nur içinde yatsın en sevgili arkadaşım Mehmet Barı (Bahri derdik, Alamancı'ya) Köln'den tatile gelmiş. Holly, ben, o Köprü'den geçip Polonez'e gideceğiz.
Çengelköy'den geçerken Bahri tezgahı gördü, zınk diye durdu. İndi kilolarla almış.. Yandaki şarküteriden de bir kilo beyaz peynir, dilimletmiş.
Elindeki devasa poşeti görünce "Oha" dedim.. "Polonez'de atıştırırız" dedi Bahri..
İnerken hepimiz, "Oha" yı hak etmiştik. Çünkü zerre kalmamıştı. Ne tek hıyar, ne peynir kırıntısı.. Yol boyu bitirmiştik iyi mi?.
Gene Çengelköy'den dönmüş, ev için kilolarla almıştık bu defa..
Artun "Bu hıyarın yetiştiği toprağın hafif meyilli olması, bütün gün güneş alması ve kuzey rüzgarlarından korunması gerekir" diye Çengelköy'ü tarif ediyor. Betonlaşmanın da, Çengelköy'de bahçe, bostan bırakmadığını anlatıp, son yıllarda bademin niye görünmez olduğunu izah ediyor.
Bugün Çengelköy hıyarı diye satılanlar artık her gün var, eskisi gibi sadece haziran temmuzda değil.
Çünkü serada yetişiyor. Biçim ayni ama, lezzet.. Hadi canım sen de..
Çengelköy Bademinin peşine düşen Artun'a, köyün yerlisi bir arkadaşı bahçesinde minnacık yerde sürpriz yapmaya karar vermiş. Bir yerlerden tohum bulmuş, çuvalda çimlendirip ekmiş. Ama şiddetli yağmurlardan sonra, hıyarların yaprakları kararmış, çiçekleri dökülmüş. İşi bilen Ömer amcaya sormuşlar. "Yağmurdan sonra su vermediniz herhalde" demiş, Ömer Amca.. Bre aman.. Yağmurdan sonra bahçe sulanır mı?.
Meğer yağmur suyu Çengelköy hıyarının köküne ağır gelirmiş.. İçinde çöl kumu tanecikleri ve asit taşıyor ya. Her yağmur sonrası sulayıp arındırmak gerekirmiş.. Yoksa Çengelköy Bademi "Sahra" hastalığına tutulurmuş, iyi mi?.
Öğrenmenin sonu yok dostlarım..
Yaşa be Artun.. Ramazan keyfini bana sen yaşatıyorsun, yazıların ve programınla..