HINCAL ULUÇ Sabah HINCAL ULUÇ

“Ankara doğurur, İstanbul doyurur!.”

"Artık dede oldular, ama benim için hâlâ "Bizim çocuklar!.."
Modern Folk Üçlüsü'nden söz ediyorum..
Ahmet, Doğan, Selami..
Ahmet bir mail atmış bana..
Hani bançocu olanı.. Çok hoşuma giden bir haber veriyor. Kalemi de iyidir. İyi yazmış. O zaman bana da aynen sunmak düşüyor, bu hafta sonu.. Buyrun!
***
Ankara Sanat camiasında uzun yıllar bu tekerleme dillerde dolaşır. Devlet Konservatuvarı, Devlet Filarmoni Orkestrası, Ankara Radyosu hatta TRT gibi eğitim kurumlarının kuruluşu Ankara olduğundan;
Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak sayısız baleci, operacı, tiyatrocu, klasik müzik icracısı, Türk Müziği sanatçısı hatta hafif müzikçilerin doğup, geliştiği mekân Ankara olmuştur. Ama sonunda pek çoğu bir şekilde göç edip, şöhret ve para ile İstanbul'da tanışmışlardır.
Sanat yapmak, özgün bir şeyler yaratabilmek için, sakin, kendiniz ve hayallerinizle baş başa kalacağınız ortamlara ihtiyaç vardır. Ankara da bu iş için uygun bir kenttir. Ancak popüler olup, kendinizden bahsettirebilmeniz için, herkesin yaptığından farklı bir yorum, anlayış ve tavır sergilemek gerekir ki; bunda da, yetenek, bilgi, yaratıcı zekâ, biraz şans, belki biraz da koşulları iyi kullanmak gibi başka faktörler devreye girer...
Kendimizden biliyorum,1969'larda Doğan ve Selami ile kurduğumuz Modern Folk Üçlüsü, Türk Müziği'nin çok sesli yorumlanması o günler için yeni bir soluktu. Ancak sevgili Boss'la (Hıncal) karşılaşmamız, bizleri Türkiye gündemine taşıdı, o da işin hoş bir tesadüfü olabilir... Sonuçta gelenek bozulmadı, Ankara'da "doğup" sonrasında İstanbul'a göç ederek burada müzik ve diş hekimliği ile "doyuma" ulaşmış oldum...
Geçenlerde, Ankaralı başarılı plastik cerrah Prof. Sühan Kardeşim beni arayarak, eşi Pınar Ayhan'ın sahneye koyduğu bir müzikale çağırdı.
Oyunu seyrederken 40 yıl önceki anılarıma döndüm...
Sahneye konuşu, sunuşu, müzikleri ile özgün, ayrıcalıklı, heyecan verici, düşündürücü, zaman zaman coşkulu, bazen de hüzünlü 2 saat geçirttiler bize...
Pınar, 2000 yılında Eurovision Şarkı Yarışması'nda ülkemizi temsil etmiş, uzun yıllar da TRT'de program sunuculuğu yapmış bir sanatçı.
"Orada Duruverseydi Zaman" adlı müzikal-belgeselle, bildiğimiz tarihin bilinmezlerini, uzun yılların emeği ile araştırmış.. Duru bir Türkçe ve yalın bir müzik eşliğinde bizleri Cumhuriyetin kuruluş yıllarına götürdü.
Eserin yapım, yönetim ve sahnelenmesinde 2 yürekli ve üretken kadın da projeye destek vermiş eşi Sühan'ın yanı sıra, Aslı Sinman Kutluay (görsel tasarım) ve Esra Başıbüyük (kostüm danışmanı)...
Ardında çalan orkestra ise, doğu ile batının ortak sentezini oluşturan deneyimli sanatçılardan oluşmuş. Aslı Gültekin (Çello), Bilgin Canaz (Ney), Erdinç Aktuğ (Perküsyon), Evren Kalaycıoğlu (Piyano) ve Murat Işık (Bağlama-Ut-Buzuki)...
Öykü; Ata'nın genç Cumhuriyetini tanıtma amaçlı Akdeniz'e açılan o ünlü "Sanat- Kültür Gemisi" ile başlıyor, Özsoy'un İran Şahına sergilenişi ile devam edip, Köy Enstitülerinin kapatılmasına kadar geçen bir zaman dilimi, kuytularda kalmış gerçek hikâyelerle ve uyum içinde ustaca çalınan müziklerle seyirciye sunuluyor.
Güzeli, bu etkinlik "19. Mayıs. Atatürk'ü Anma -Gençlik ve Spor Bayramı"ndan bir gün önce... Beşiktaş Belediyesi'nin "Fulya Sanat Merkezinde" 18. Mayıs. 2017 Perşembe akşamı saat 20.00'de yeniden sergileniyor...
Anlamlı bir gün ile uyumlu bir rastlantı olmuş...
Üstelik bir sosyal sorumluluk projesine de destek vererek, "Zihinsel Yetersiz Çocukları Koruma ve Yetiştirme Vakfı" yararına...
Mutlaka görülüp, izlenmeli..
(Biletlerde Biletix'te)