TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
HINCAL ULUÇ Sabah HINCAL ULUÇ

“Arda ölümcül yük!.”

Yukarıdaki başlık bana değil, İspanya'nın en büyük spor gazetesi Marca'ya ait..
Hayır, Türkiye ve Milli Takım değil konu.. Barcelona!.
Gazete, "Barcelona uzun zamandan beri Arda için yaptığı büyük masrafı dengelemeye çalışıyor.
Katalan kulübü yaptığı harcamalara son verebilmek için Türk orta saha oyuncusunu satma peşinde ama durum umutsuz" diye başladığı haberi şöyle sürdürüyor..
"Atletico forması altında Calderon Stadı'nda çarpıcı bir form gösteren Arda, Barcelona'da devamlı bir düşüşte. Sadece önemsiz maçlarda süre alır hale geldi. Bu arada kendi milli takımındaki statüsü de tartışılmaya başlandı.
Arda ucuz bir futbolcu değil. Ucuz olmamaya da devam ediyor. İki sene evvel 40 milyon euro transfer ücretiyle geldi. Ve kendisine her yıl 8 milyon euro ödenmesini gerektiren pahalı sözleşmesi sürüyor.
30 yaşındaki oyuncuya şu anda talip yok. Ocak ayında yaptıkları başvuru Luis Enrique tarafından geri çevrilen Çinliler'den de beklenen haber gelmiyor.
Arda'nın kendisinin Barcelona'dan ayrılmaya niyeti yok. Ama Katalanlar'ın da Arda'yı artık çevrelerinde görmek istemedikleri kesin.." Bu köşenin okurları Arda'yı ne kadar sevdiğimi ve ne kadar desteklediğimi, savunduğumu iyi bilirler..
Fenerli medyanın gazına gelen Ultraslan nam gurubun yuhaladığı günlerde "Git Arda" diye kaç yazı yazdım bu sütunlarda..
Gitti ve ne olduğunu sadece Galatasaray tribünlerine değil, dünyaya da gösterdi. Barcelona teklifi bu yüzden geldi.
Enrique onu, futbolu bırakma yaşı gelen Iniesta'nın yerine hazırlamak istiyordu.
Ama Arda'da birden müthiş bir düşüş başladı..
Maçlarda asla sorumluluk almıyor, aynen bizdeki Selçuk gibi topu en yakınındaki adama verip duruyordu. Takım hücuma giderken en arkadaydı.
Geriye koşarken de en arkada.. Yani santranın iki yanında 40 metrelik bir alanda yürümekten biraz hızlı dolaşıyordu. O müthiş pasları, o göz kamaştıran adam eksiltmeleri, yani onu Arda yapan, Barcelona'ya getiren değerlerin hiçbiri ortada yoktu.
Telefon ettim..
"Bu nasıl futbol?. Sen 3 metre yana ve geriye top atmakla yetinecek adam mısın" dedim. "Hocam böyle istiyor, Hıncal Ağbi" dedi..
"Bak" dedim.. "Hocan böyle istemez..
Bu yaptığını yapacak yüzlerce adam var, Barcelona altyapısında.
Dünyanın en büyük kulübü 40 milyon euroya, hiç riske girmeden topu yana yuvarlayan adam almaz.." Dinletemedim. Bu renksiz, ruhsuz ve yaratıcılık sıfır oyuna devam etti ve kesilmeye başladı. Yerini Rakitic gibi yetenekleri sınırlı bir adama terk etti.
Rakitic hırslıydı ve koşuyordu, o kadar..
Arda'ya telefonlarım ve mesajlarım devam etti.
Bekledim ki Türkiye'ye geldiğinde beni arar, ağbi kardeş oturur dertleşiriz.. Aramadı..
Defalarca gelip gittiğini magazin basınında izledim. Aramadı.
Milli takımla sıkıntısı başladığında da aramadı.. Anladım. Beni defterinden silmişti. Artık yeni dostları vardı. Ben de aramayı kestim..
Şimdi, Milli Takım/ Fatih Terim/ Arda olayıyla ilgili görüşlerimi yarın anlatacağım. Bazılarının ima ettikleri, ama kimsenin söylemedikleri olacak yazımda..
Arda'yı linç edenlere açıklamalarım olacak..
Türkiye'de değerler tarlada yetişmiyor.. "Vur fakat dinle" diyeceğim bazılarına.. Bazılarının da ipliğini pazara, ben süreceğim..
Ama bunları yazmadan önce, bugün Arda ile ilgili duygularımı açıklamak istedim..
Barcelona seyircisine sordu Marca Gazetesi, "Bu yıl kim gitsin istersiniz" diye.. Arda açık ara liste başı oldu..
Neden?.
Çünkü Arda yanlış arkadaş seçti ve onların kurbanı oldu. Barcelona futbol takımı kafasından düştü. Cebindeki müthiş para ile Türkiye'den durmadan arkadaş gurupları getirdi. Onlarla yaşadı, Barcelona ile değil. Her fırsat buldukça özel uçaklarla İstanbul'a uçtu..
Barcelona halkı ve medyası geri zekâlı değil. Bunları yakından izlediler ve Arda'nın nasıl Barcelonalı olmadığını ve kendi hayatını, kendi keyfini yaşadığını gördüler ve onu defterden sildiler..
Makedonya maçında Arda'nın futbolunun nasıl yok olma derecesinde gerilediğini biz de gördük. Dişine göre rakibe rağmen Arda sahada yoktu.
Futboldan çok playstation'la vakit geçiren, tüm boş vakitlerini ya Türkiye'den getirerek ya Türkiye'ye giderek yeni arkadaşlarıyla geçiren birinin sahada olması zaten zordu. O müthiş yetenek, gerisinde hazır fizik ve konsantre bir kafa olmayınca işe yaramıyordu çünkü..
Unutmayın..
Madalyonun arka tarafını yarın çevireceğim!.