HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Kitap konusunu iyi düşünmek gerek!..

1975 yapımı bir film vardı, benim yaşımdakiler çok iyi hatırlar.. Çok konuşulmuş, çok yazılmış, çok da izlenmiş..
Akbaba'nın Üç Günü.. Three Days of the Condor.. Robert Redford ve Fay Dunaway baş rollerindeydi..
Robert Redford filmde bir CIA görevlisiydi. İşi okumak, en başta da kitap okumaktı.
Soğuk Savaş yılları.. Amerika dünyanın bir yarısının lideri.. Öbür yarısıyla savaşıyor. Savaşı kazanmanın baş şartlarından biri düşmanı tanımak.. Onunla ilgili her ip ucunu bulmak ve değerlendirmek..
İşte CIA'in o dairesi bu amaçla kurulmuş. Öbür taraftaki kitapları satır satır okumak ve değerlendirmek.. Düşmanı tanımanın en iyi yollarından biri bu çünkü.. Onun kitaplarını okumak, ne diyor anlamak.. En basit bir çocuk kitabında bile çok önemli şeyler bulunabilir..
***
Babam, bir Atatürk Cumhuriyetçisiydi. Sağcıydı.. Emekli olduktan sonra, kafasına da çok uyduğu için çok sevdiği Mareşal Çakmak'ın CKMP'sine girdi. Genel sekreter oldu. Sonra Alparslan Türkeş'in (Aslan Amca derdik biz çocuklar, babamın en yakın arkadaşına) partiye girişini, başkanlığa seçilmesini sağladı. Ardından partiyi MHP yaptılar. O partinin ilkelerini anlatan "9 Işık"ı babam yazdı. Eski harflerle yazar, sonra bana okur, ben daktiloya çekerdim.
Şimdi o "9 Işık" yazarı, milliyetçi Fuat Uluç'ın evdeki hepimize açık kitaplığının göbeğinde "Kapital" vardı.. Komünizm'in manifesto kitabı Das Kapital.. Yazarı Karl Marx!..
Durun!. Hemen yanındaki kitap da "Kavgam"dı.. Mein Kampf.. Yazarı Adolf Hitler!.
Faşizmin ve komünizmin iki kaynak kitabı, ikisinden de nefret eden babamın kitaplığında yan yana..
Babama sormuştum, "Bunları niye aldın, okuyorsun" diye.. "Düşmanlarını iyi tanıyacaksın.. Cumhuriyetimizin en büyük iki düşmanı, faşizm ve komünizmdir. Ne olduklarını bilmezsen nasıl savaşırsın" demişti.
Babamın kitaplığında, dünya klasiklerinin tamamı vardı. Edebiyat şaheserleri, Türk Edebiyatının hemen bütün divanları vardı, ama böyle siyasi yayınlar da vardı. Sağcı, solcu demeden önemli her kitabı alır, okur, kitaplığına da koyardı.
Zaman zaman yasaklanırdı bazıları.. Ne atar, ne yakar, ne de saklardı.
Öyle ki "Fuat Amcanın evi basılmaz" diyen iki solcu arkadaşım, nurlar içinde yatsınlar, babamın bizden ayırmadığı Oktay Kurtböke ve Kurthan Fişek, Sıkı Yönetim dönemlerinde durmadan evler basılırken, kitaplarını getirir, babama bırakırlardı. Sağcı babam, onların solcu kitaplarını emanete alırdı yani..
***
Bu iki notu niye yazdım şimdi?.
Bir kitaplıkta bir kitabın bulunması tek başına hiçbir şey ifade etmez. Bir insanı damgalamaya yetmez..
Oysa kitaplığında bile değil, çektiği dizinin bir sahnesindeki bir dekor kitap yüzünden bir sanat adamını linç etmeye çalışıyoruz, son günlerde.. Yazmak için ortalık yatışsın diye bekledim, biraz.
Dizide bir oyuncu evindeki kitaplığın önünde konuşuyor.
Vakti çok biri dikkat etmiş. O kitaplıktaki yığınla kitaptan biri Fetö'nünmüş.. Kıyamet koptu.. O sahneyi izlerken kitabın farkına bile varmayanlardan başlayarak, hayatında dizi izlemeyenlere dek herkes ve herkes öğrendi Fetö'nün o kitabını.. Al sana bedava reklam olsa, ne iyi.. Bir de diziyi çeken, çektiği her dizi çok iyi iş yapan Birol Güven'in kellesini isteme yarışı başladı..
Yahu filmlerde, dizilerde, kütüphane varsa sahnede, kitaplar, metreyle istenir, böyle şeyleri tedarik edenlerden.. "Bana altı metre kitap gönder!." Hepsi o.. Bunu da herkes bilir..
Şimdi tedarikçi ayıklamamış. Seti düzenleyen de kitapları tek tek elden geçirmemiş.. Onların ki bile ayıp, günah, suç değilken, Birol'a saldırmak niye?.
Adam "Başarılı" diye mi?.
***
Bende hiç Fetö kitabı yok.. Ama tam 17 yıldır, "Fethullah'ın Copları" adlı kitap, ofiste hem de masamın üzerinde duruyor.. Bu ülkede ilk, zamanın Başbakanı Bülent Ecevit tarafından önemsenen ve dikkate alınan Fethullah'tan öyle nefret ederdim ki..
Sabah'taki köşeme başlar başlamaz, kurduğu düzmece bir gazeteci yazar derneği heyet halinde bana geldiler.. Kovaladım.. Geceler düzenlediler. Ödüller dağıttılar.. Kimler kimler gitti o ödülleri aldı inanmazsınız. Beni de ilan ettiler. Tersledim. Öyle bir nefret vardı ki içimde, "Solcu" diye polislikten atılan Zübeyir Kındıra'nın daha o zaman polise sızdırılmış Fethullahçıları anlattığı kitabı hemen aldım.. Çünkü Fetö'cü polislerin daha o zaman beni takibe aldıklarını biliyor ve onları tanımak istiyordum.
O kitap hep masamda. Hâlâ da ayni yerde.. Zaman zaman uzanır, alır, bakarım..
Ama bakın öylesi nefretim olmasına rağmen Fetö'nün devlete bu kadar sızabileceğine ihtimal verseydim (Gaflete bakar mısınız bendeki) o zaman, babamın yaptığını yapar, adamın tüm kitaplarını da alırdım, iyi tanımak için.. Benim odamda yapılan röportaj fotoğraflarında da, o kitaplar, çepe çevre raflarımda görünürdü..
Babamın oğlu olduğum için.. Düşmanımı tanımak için alıp okuduğum kitapları korkudan yakan adam olamayacağım için..
***
Yani.. Bir yerde Fetö'nün kitabı varsa, kitaba değil, "Adam"a bakacaksınız ki, o kitap niye orda, bilesiniz!.