HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

O ilgi sadece sanata mıydı?.

İstanbul Çağdaş Sanat Fuarı'nı (CI) Amerika'dan gelen dostlarıyla gezme teşebbüsünde bulunan kız kardeşim Serpil Gogen'in "Sanatsal Kaos" adını koyduğu izlenimlerini dün sunmuştum. Değil eserlere bakmak, adım atmanın bile zor olduğu bir kalabalık için kullanmıştı Serpil bu ifadeyi. Onu mutlu eden tek şey, o kalabalığı gençlerin oluşturmasıydı.
Pazar günü Fuara giden, sevgili İrem (Yasemin'in kızı) de, bu defa o gençlerden biri olarak izlenimlerini yazdı, ricam üzerine..
İrem çocukluğunda harika resimler yapardı. Bazıları hâlâ ofis duvarımda asılıdır. Büyüdükçe daha da sanat meraklısı oldu. Gittiği dış gezilerde, tiyatroları, müzikalleri, sanat olaylarını kaçırmadı. Yıllardır bu köşede okudunuz. Şimdi, işte o sanat meraklısı genç kızın CI izlenimlerini okuyacaksınız.
***
Geçen hafta sonu Lütfi Kırdar'da hayat bulan Modern Sanat Fuarına ben de gittim. Gerçi, sosyal medyada o kadar çok paylaşım vardı ki "Acaba ikinci kere mi gittim" demeliydim diye düşünüyorum.
Öncelikle fuar çok güzeldi. Yerli ve yabancı sanatçıların katılımıyla inanılmaz eserler gördük ya da görmeye çalıştık.
Fuar süresince gittiğim öteki fuar ve sergilerden çok farklı deneyimler yaşadım.
Öncelikle İstanbul'daki herhangi başka bir sanat olayında bu kadar uzun bilet kuyruğu gördüğümü hatırlamıyorum.
İçeride bir sanat eserini "görebilmek" için kuyruğa girdiğimi de hatırlamıyorum. O kuyruğun nedeninin o eserle fotoğraf çektirmek olduğunu ise hele hiç hatırlamıyorum.
Ben bu en son dediğime çok takıldım işte. Yarın 23 yaşıma gireceğim, ben de sosyal medyayı aktif kullanıyorum. Fotoğraf çekmeyi, gezmeyi ve paylaşmayı ben de çok seviyorum ve kimseyi bu yüzden yargılayamam.
Fakat gelgelelim bu sergide sosyal medya aşkı sanat aşkını biraz sollamış gibi geldi bana.
Zaten elinde telefonsuz gezen birini artık görmek mümkün değil.
Durum öyle bir hale gelmiş ki sanki gözlerimiz doğrudan göremiyor da telefon ekranlarından bakınca ancak görebiliyoruz.
İnsanlar ellerinde büyüteçle gezer gibi olmuşlar. Eserleri, yukarı aşağı sağ sol, her açıdan telefonla çekiyorlar. Telefonlarını arkadaşlarına verip eserin etrafında resimler çektiriyorlar. Sonra tekrar ellerine alıp, bu defa eserle "Selfie" yapıyorlar.
Bunları yaparken de, ekrana başka insan girmesin, fotoğrafı sosyal medyaya yükleyince daha "sanatsal" dursun diye insanların poza girmediği anı bekliyorlar.
Eeee, tabii o zaman da eserlerin önünde fotoğraf kuyruğu oluşuyor, durmadan..
Ben en çok şeyi merak ettim, acaba sergide fotoğraf çekmek yasak olsaydı katılımcı sayısı ne kadar değişirdi?
Bir galeride fotoğraf ve video kalabalığı o kadar fazlaydı ki oradaki yabancı sanatçı "Keep moving please, you can see the pictures online/ Yürüyelim lütfen, resimleri internette de görebilirsiniz" demek zorunda kaldı. Bir konuk sanatçıya da bunu söyletebilmişiz ya, artık ne diyeyim.
Siz anladınız...
Ve en çok içimde kalan şu oldu.. Merak ettiğim eserleri, sanatçılarıyla konuşabilmek isterdim.
"Burada ne anlatmak istediniz" diye sormak, mesela.. Ama ne mümkün.
Fuar sonrası da arkadaşlarımla yemeğe gittik Nişantaşı'nda.
Bu defa da, abartmıyorum neredeyse her masada "Sosyal medyaya fotoğraf yükleme" seansı başladı. Yan masada, ön masada, onun da yanında.. Ekranları görebiliyordum.
Çünkü "Hangi efekt olsun" diye fotoğrafların üzerinde yoğun bir uğraş vardı.
Lütfen yanlış anlaşılmasın. Ben de fotoğraf çekenlerdendim ve kendimi de eleştiriyorum.
Eve gelince annem bile sordu, "Eee.. Fotoğraf koymamışsın hesaplarına.. Göster bakiyim neler vardı" diye.
Ben de dedim ki..
"Annecim fuar fotoğraflıktı ama insanları daha fotoğraflıktı." Bu fuar hem kendimi hem de toplumuzu eleştirmemi sağladı.
Sonuç olarak fuar o kadar kalabalıktı ki, neredeyse zor nefes alıyorduk ve yürüyemiyorduk.
Aslında sanata bu kadar yoğun ilgiden mutlu olmalıyız değil mi?.
Hayaller gerçek oldu.
Ama sorun şu ki..
"O ilgi sadece sanata mıydı?"