SÜLEYMAN YAŞAR

Bankacılar niye daha çok kazanıyor?

Standart iktisat ders kitaplarına göre, üretime daha fazla katkı yapan, daha çok ücret alır. Dolayısıyla daha verimli olan emek, daha çok ücreti hak eder.
Bunu söyleyenler 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren geçerli olan "marjinal verimlilik teorisini" savunan iktisatçılar.
Bu arada şunu not edelim. Emeğin verimliliği, emeğin eğitimine ve kullanılan teknolojiye de bağlıdır. Kullanılan teknoloji, ihtiyaç duyulan emeğin kalitesini ve becerisini farklılaştırır.
İlkel bir tarım ekonomisinde emek verimliliği kol gücüne dayanırken, daha güçlü olan daha verimli olur. İleri teknoloji kullanan üretimde ise beyin gücü öne çıkar. Böylece daha iyi eğitim alan ve daha karmaşık üretim yöntemlerini kullanabilenler daha çok ücret alırlar. Dolayısıyla kullanılan teknoloji ve aranan emeğin kıtlığı ücret farklılıklarını ortaya çıkartır.
Peki bütün bunları niye hatırlattık? Londra'da bankalar arası borçlanma faiz oranı olan "libor"da yaşanan dolandırıcılık nedeniyle hatırlattık bunları.
Libor dolandırıcılığı ortaya çıkınca, Barclays Bankası'nın icra kurulu başkanı Robert Diamond'un son altı yılda 180 milyon dolar para kazandığı açıklandı. Böylece Diamond'un her yıl 30 milyon dolar kazandığı anlaşılıyor.
Anlayacağınız, yaklaşık 800 trilyon dolarlık bir işlem hacmini etkileyen dolandırıcılığı yaptığı iddia edilen bankalar arasında ismi sayılan Barclays'in yöneticisine oldukça yüklü bir para ödeniyormuş.
Bu kadar büyük bir para bir bankacıya neden ödeniyor? Ödeniyor çünkü Libor'dan etkilenen 800 trilyon dolarlık hacmin on binde biri manipüle edilip çalındıysa bu miktar 80 milyar dolar yapıyor. Bu kadar para, manipülasyon yapanların kasasına haksız kazanç olarak giriyor.
Peki bu kadar yüklü bir ücret tam olarak hangi hizmetin karşılığında veriliyor? Banka kâr elde ettiği için veriliyor. Ama şimdi ortaya bir sorun çıkıyor. Banka kâr etmiş ama bu kâr elde edilirken dolandırıcılık yapılmış. Piyasada serbest rekabetle belirlendiği sanılan faizler meğer bankacıların kendi aralarında yaptıkları anlaşmalarla ve manipülasyonla belirlenmiş. Ucuza borçlanılan paralar, vatandaşa pahalıya satılmış, böylece olması gerekenden çok daha fazla para kazanılmış. İşte bu parayı bankalarına kazandıranlar da yüksek ücret almışlar.
Asıl soru şimdi geliyor... Yüksek ücret madem kullanılan teknolojiyi en iyi bilen eğitimli emeğe veriliyor, daha doğrusu bu eğitimli emeğin marjinal verimliliği daha yüksek, o halde dolandırıcılık, emeğin marjinal verimliliğini belirleyen bir faktör mü oluyor? Ne dersiniz?
Yaşanan Barclays skandalında ortaya çıkan bu sorunun cevabı henüz verilmedi. Halbuki bankacı Diamond manipülasyonu kabul edip, alacağı olan bir yıllık 30 milyon dolardan vazgeçebileceğini söyledi. Yani "evet halkın parasını çaldık özür dileriz" dedi. Yüksek ücreti nasıl aldığının cevabını verdi. Diamond yakalanmasa her yıl aldığı 30 milyon doları bu yıl da almaya devam edecekti.
Kısacası standart iktisat ders kitaplarına göre yüksek kaliteli emek, üretime daha fazla katkı yapıp daha çok ücret alacağı yerde, skandalla ortaya çıktı ki, bu emek, dolandırıcılık yaparak daha çok ücret alıyor.
Gene iktisadın marjinal verimlilik teorisine göre, verimliliği yüksek olanlar topluma da daha çok katkı yapıyor. Ama Libor skandalında görülüyor ki, topluma faydadan çok zararı var bunların. Niye? Çünkü vatandaşın cebindeki parayı bazı bankacılar haksız yüksek faizle çalıp onun satın alma gücünü dolayısıyla refahını azaltmışlar.
Aynen bizdeki faiz lobisinin yaptığı gibi. Çünkü bizim faiz lobisi de dünyada ucuz olan parayı Türkiye'ye pahalıya satanlara destek çıkıyor. Türkiye Hazinesi bu yüzden geçen yıl 14 milyar lira fazladan faiz ödedi.
Bunu ödeten aslında faiz lobisi. Çünkü olmayan riskleri Türkiye'de var gibi göstererek kolay para kazanmanın yolunu bulmuşlar ve bundan vazgeçmemek için her yolu deniyorlar. Faiz lobisi yurtdışında yakalandığı halde bizde bazıları hâla faiz lobisinin olup olmadığını tartışıyor. Doğrusu komik oluyor. Oysa tartışılması gereken, bizim faiz lobisinin sorgulanmasına sıra ne zaman gelecek sorusu olmalı.