Antalya’da bir yaz, üç bahar vardır

Antalya’yı, yine o insanın içine ferahlık veren portakal çiçeği kokusu sardı. Bu kokuları hissedince; insan, Antalya’da yaşamaktan ayrı bir haz duyuyor

Antalya’da bir yaz, üç bahar vardır
Nisan ayı geldi. Bahçelerde portakal, limon ve turunç ağaçları çiçek açtı. Antalya'yı, yine o insanın içine ferahlık veren portakal çiçeği kokusu sardı. Antalya büyüdü, portakal bahçeleri, şelaleleri kaybolup gitti derken, güneş batıp, motorlu araçların caddelerden çekildiği gecenin geç saatlerinde, Antalya'nın havasına portakal, limon ve turunç çiçeklerinin kokusu egemen oluyor. Bu kokuları hissedince; insan, Antalya'da yaşamaktan ayrı bir haz duyuyor.

BİR GÜNDE ÜÇ İKLİM
Antalya'nın kıyılarında mevsim olarak bir yaz ve üç bahar vardır. Yazın sıcak olur. Normal ısı gölgede ortalama 32 derecedir. Poyraz rüzgârları estiği zaman termometrenin yükselip, 42 dereceye dayandığı olur. İşte o zaman, Antalya'ya başka illerden gelip yerleşmiş yeni Antalyalılar bana, "Sizin bu sıcağınız da hiç çekilmiyor!" diyerek isyan ederler. Fakat onlar da şunu bilirler ki; arabanıza binince, bir saate varmadan bin metre yükseklikteki yaylaya ulaşırsınız. Daha teriniz kurumadan yazlık elbisenizin inceliği içinde ürperdiğinizi hissedersiniz. Yaylada gürül gürül akan kaynaklardan içeceğiniz buz gibi sular, bir saat öncesine kadar sizi yakıp kavuran hararetinizi söndürmeye yeter. Kışın ise şiddetli yağmurlar yağdığı olur. Bazen bu yağmurlar, haftalarca sürebilir. Buna "Kadıkaçıran Yağmurları" denir. O zaman Antalya, tropik iklimi bütün özellikleri ile yaşar. Hortumlar ortaya çıkar; seller her şeyi alıp götürür. Antalya'yı tanımayanlar, "Böyle afet, üç yüzyıldır görülmedi" diyerek, olayı abartırlar. Halbuki Antalya, bu şiddetli yağışları birkaç yılda bir yaşar. Bunu, Antalya'da uzun süre yaşayan, her Antalyalı bilir. Meteorolojinin yaptığı uyarılar, genellikle Antalya'nın yayla bölümü için geçerlidir. Sabahleyin 'Yağmur yağacak' diye şemsiyenizi yanınıza alırsınız. Fakat bulutlar, hafif bir rüzgârla sıyrılınca, Antalya, bir bahar havasına kavuşur; şemsiyenizi boşuna akşama kadar taşırsınız veya bunun tam aksi de olabilir. Burada ılıman iklimle, yayla ikliminin bütün variyasyonlarını, aynı gün içinde yaşamak mümkün olur. Güneş açtığında, bir hurma veya portakal ağacına dayanarak karşıdaki Bey Dağları'nın üstünde parlayan karları, daha boyası kurumamış bir tablo gibi seyredersiniz. Antalya Körfezi'ne gemi veya yat ile gelmişseniz ve mevsim eğer şimdiki gibi ilkbahar ise portakal çiçeklerinin kokusu sizi daha körfezin açıklarında karşılar. Burada sonbaharın son yaprağı, baharın ilk filizini görmeden toprağa düşmez. Her taraf yemyeşildir. Bazen sırtınızdaki ceketi bile çıkartan ılık bir güneş, alışılmış bir gönül okşaması gibi, yüzünüzü okşar. Ve siz gül bahçeleri veya her biri birer buket gibi süslü portakal ağaçları arasında bir nisan sabahı ağırlığı ile dolaşırsınız. İşte yine böyle bir nisan ortasında arabanıza binip Saklıkent yolunu tutarsanız; bir saat sonra dizlerinize kadar karlara gömülürsünüz. Orada kayak sporunuzu yapar, öğleyin sahile inip denize girer ve yemeğinizi, biraz önce içinizi üşüten karlı dağlara bakarak yiyebilirsi niz. Kışın Anadolu'nun kar ve soğuk- larından kaçmak isteyenler, Antalya'da karakış ortasında bile bir bahar hayatı yaşayabilirler. Karakışta Antalya'nın denizi, Marmara'daki herhangi bir plajın temmuzdaki suyundan daha ılıktır.

YILIN 12 AYI GÜLLER AÇAR
Antalya'nın dağlarında ve ovalarında dünyanın en güzel ve en kokulu çiçekleri de yetişir. Burada aralıksız 12 ay gül açar. Kış ortasında kırlar, anemon ve yaban laleleri ile nergislerle süslenir. Başka yerde bin bir özenle yetiştirilen bazı çiçekler, Antalya'da dere kenarlarında, duvar kovuklarında biter. Beyaz ve kırmızı zambak, menekşe, yasemin, ful, rengârenk şakayıklar, katmerli nergis her evin bahçesinde yetişen çiçeklerdir. Bahçe duvarınızın dibine dikiverdiğiniz bir bugenvil (Rodos Çiçeği) veya bir sarmaşık gülü bir iki yıl içinde evinizin bütün cephesini kaplar. Ben Antalya'yı daha başka nasıl anlatayım size? Antalya'yı görmeden, bir süre orada yaşamadan ölmek, hiç yaşanmamışlıktır bence. İşte bu yüzden Antalya haklı olarak, "Turizmin Başkenti" unvanını almıştır.

İNSANI BÜYÜLEYEN GÜN BATIMLARI
Hele her gün, ayrı bir güzellikte yaşanan ve seyrine doyum olmayan günbatımları, insanı adeta büyülüyor. Çünkü dünyanın en güzel günbatımlarından biri ortaya çıkıyor o an. Akşam güneşi, tepeleri kar örtülü Bey Dağları ile dudak dudağa uyumaya hazırlanırken, o dakikalara kadar, çividi maviye boyalı olan Antalya denizi, güneşin kan rengindeki yansımalarıyla alev alev yanıyor; yaşanan günün getirdiği stresi birden bire unutuveriyorsunuz. Ve... İşte o an, "Antalya'da yaşamak böyle bir şey" diyerek, mutlu oluyorsunuz

Güneşlerin en cömerdi Antalya'dadır
Deniz kıyasıya mavi, tepeler karken
'Antalya' demeli artık 'güzel' yerine
Ne hacet 'güzel'e Antalya varken.
Nüzher Erman
BİZE ULAŞIN