Geleceğin dahileri: Altın çocuklar

Geleceğin dahileri: Altın çocuklar

Kimi bilim insanı olmak istiyor, kimi de hem karada hem denizde hem havada hem de uzayda giden bir otomobil yapmak. Hayal kurmak, hızlı düşünüp erken davranmak onların en belirgin özelliği.

  • Aktüel
  • Perşembe 02.11.2017 12:30

Üstün zekalılar, yetenekliler ve yaratıcı çocukların geçmişi çok eski tarihlere dayanıyor. Örneğin Antik Yunan'da bazı çocukların özel yeteneklere sahip oldukları saptanıyor ve Platon, bu çocuklara "Altın Çocuklar" adını veriyor. Peki, günümüzde durum ne? Türkiye'de yaklaşık 650 bine yakın üstün zekalı çocuk olduğu tahmin ediliyor. Fakat bu çocukların çoğu keşfedilmediği için yetenekleri kayboluyor. Zamanında fark etmek ve doğru eğitim almasını sağlamak şart. "Altın Çocuklar" nasıl fark edilir? Eğitimleri nasıl olmalıdır? Aileler nasıl davranmalıdır? Tüm bu soruların cevaplarını uzmanlara sorduk.

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Abdurrahman Cahid Örengül

"Aileler ve öğretmenler çocukları gözlemlemeli"

Üstün zeka nedir?
Üstün zeka ya da daha doğru bir ifadeyle üstün yetenek çocuğun bir ya da daha fazla yetenek alanında yaşıtlarına göre belirgin şekilde daha yüksek performans göstermesi olarak adlandırılabilir. Bu alanlar problem çözme gibi genel zihinsel becerileri, yaratıcılık, liderlik, matematik ya da edebiyat gibi akademik yetenekleri, görsel ya da sanatsal ve motor/kinestetik becerileri içerebilir.

Çocuğumuzun üstün zekalı olduğunu nasıl anlarız?
Üstün yetenekli çocuklar, hayatın erken dönemlerinden itibaren çeşitli özellikleriyle dikkat çekerler. Bunlara; erken yürüme veya konuşma, konuşurken zengin sözcük dağarcığı kullanma, erken fiziksel gelişim, iyi bir hafıza, aşırı merak, karmaşık fikirlere sahip olma, farklı fikirler arasında bağlantı kurabilme, çabuk algılama, uzun dikkat süresi, duysal hassasiyet (ağrı, ses gibi), çok iyi problem çözme, güçlü bir hayal gücü ve liderlik becerileri örnek verilebilir. Üstün yetenekli bireylerin temel özelliklerinin özel yetenek, yaratıcılık ve motivasyon olduğu genel olarak kabul edilir. Yani çocuk yetenek alanına göre yaşıtlarından belirgin farklılıklar gösterir. Mesela müzik alanında üstün yetenekli bir çocuk, ritim ve melodilere daha ilgili olabilir ve onları kolaylıkla öğrenebilir. Matematik alanında üstün yetenekli bir çocuk ise erken dönemde matematik işlemleri yapmayı öğrenir, yaşıtlarına çok zor gelen problemleri zihninden kolaylıkla çözebilir. Ayrıca üstün yetenekli çocuklar, kendine özgü bir düşünme tarzıyla yeni fikirler ve çözümler ortaya koyabilir. Son olarak motivasyon yani çocuğun üstün yetenekli olduğu alanda öğrenmeye ve kendisini geliştirmeye ciddi bir ilgi ve isteği vardır.

Bunu anlamak için testler nerede yapılıyor?
Üstün yetenekliliği hatasız şekilde ortaya koyan herhangi bir test yoktur. Çocukların aileleri ve öğretmenlerinden alınan bilgiler ve yeteneklerinin o alanda yetkin eğitimcilerce gözlenmesi çok önemlidir. Zeka testleri tarama amaçlı, yardımcı araçlar olarak öne çıkar. Bu testler okul rehberlik öğretmeninin yönlendirmesiyle Rehberlik Araştırma Merkezleri'nde, çeşitli devlet ve üniversite hastanelerinde ve özel merkezlerde psikologlar tarafından yapılır. Ülkemizde en yaygın kullanılan formu WISC testidir. Bu testin uygulama süresi yaklaşık 90 dakika ve çocukların sözel ve performans becerilerini ortaya koyuyor. Teste çocuk tok, dinlenmiş ve rahat bir halde girmelidir. Zeka testlerinin tanıya yardımcı olduğu ve çocuğun yaşamında gözlenen performansına uygun çıkması halinde anlamlı olduğu unutulmamalı. Zeka testlerine ek olarak BİLSEM (Bilim ve Sanat Merkezi) gibi üstün yetenekli çocukların eğitimiyle ilgilenen kurumların yaptığı yetenek testleri de tanı sürecinde kullanılır.

Psikiyatrist Dr. Sabri Yurdakul:

Üstün zekalı çocuklar nasıl eğitim almalılar?
Üstün zekalı çocuklar öncelikle durumlarına uygun, onların zihinsel yeteneklerini geliştirmelerine elverişli eğitim almalılar. Bu da normal müfredatın yanında onların kişisel kapasitelerini geliştirebilecekleri eğitim programlarıyla olur. Rahat soru sorabildikleri, eğitime katıldıkları, görsel, işitsel materyallerle desteklenmiş eğitim gereçleri ve bu konuda özel eğitim almış öğretmenler tarafından eğitilmelidirler. Çalışma ortamlarının rahat olması, etkileşimin yüksek olması ve sınıfların az sayıda öğrenciden oluşması aranan başlıca nitelikler arasında olmalı. İlgi alanlarında sadece bilgiyi alan değil, araştırıp katkıda bulunan öğrenciler olarak yetiştirilmeleri gerekir. Bilim laboratuvarlarıyla desteklenen görerek, işiterek ve uygulayarak yaptıkları dersler onların zihinsel kapasitelerini kullanmalarına faydalı olacaktır.

Üstün zekalı çocuklara sahip olan anne ve babaların hayatları ve psikolojileri nasıl etkileniyor?
Üstün zekalı çocuklara sahip anne ve babaların hayatları hem olumlu hem de olumsuz etkileniyor. Büyük bir potansiyele sahip ve ileride başarılı olacağını düşündükleri bir çocuğa sahip olmak güzel bir duygu olduğu halde çocuklarının arada kaybolmaması için ne yapacaklarını bilemez durumda hissedebiliyorlar. Maddi imkanları yüksek olduğunda gereken kaynaklara erişmeleri daha kolay oluyor. Ancak ekonomik zorluklar varsa o zaman çaresizlik yaşıyorlar. Ülkemizde bu tip çocuklara yönelik imkanlar kısıtlı olduğu için büyük merkezlere uzak yerlerde oturan aileler için daha da büyük sorun haline geliyor ve ilgili kaynaklara erişemiyorlar. Çocuklarının burslar kazanması ve iyi eğitim alması için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Ancak bu sefer de iyi bir okulda burslu okuyup yeterli maddi imkanlara sahip olmayan bir çocuğun ruhsal olarak olumsuz etkilendiği kaygısını yaşıyorlar. Sonuçta aileler çocuklarına normal bir süreç yaşattıklarında da sürekli olarak daha fazlasını yapamamanın çaresizliğini duyuyorlar. Bunun sonucu olarak da mutsuzluk yaşayabiliyorlar.

Aileler üstün zekalı olduğunu fark ettikten sonra çocuğuna bu durumu nasıl izah etmeli, nasıl bir yaklaşım sergilemeli?
Aileler, çok abartmadan zeka ve yetenekler yönünden yaşıtlarından farklı olduğunu çocuğa anlatmalı. Bunu kendisine ya da çevreye anlatırken abartmak çocuklarda yanlış bir özgüven oluşturacaktır. Önemli olan çocuğun kendisini bu özelliğiyle tanımlama yoluna gitmemesidir. Çünkü var olan yetenekleri iyi kullanılmazsa onu mutsuz edecektir.

Üstün zekalı çocukların psikolojisi nasıl oluyor? Çevreyle uyum sorunu yaşıyorlar mı? Bu konuda anne-babalar nelere dikkat etmeli?
Üstün zekalı çocukların psikolojisi aslında ailenin tutumuna bağlı olarak gelişiyor. Aile bu durumu çok öne çıkarırsa, etrafa övünç meselesi haline getiriyor ve çocuklarından beklentilerini yükseltirse bu çocuklarda büyük bir yük haline gelebiliyor. Devamlı akıllı ve başarılı olma, hep diğer arkadaşlarından önde bulunmaya kendini zorunlu hissediyor. Bu da onun çocuk yaşlarda kaldıramayacağı bir yük haline geliyor. Çalışmadan yapabildiği zaman, 'Ben akıllıyım çalışmama gerek yok.' diye düşünmeye başlıyor. Bu da onun ilerleyen yıllarda çalışma disiplinini almasına engel oluyor. Özellikle lise ve üniversitede bunun sıkıntısını çekiyor. Arkadaşlarıyla uyum sorunu yaşayabiliyor. Arkadaşlarını küçük görüp onlardan uzak durabiliyor. Böyle olduğunda da dışlanıyor. Bu durum, onu giderek yalnızlığa itebiliyor. 10 yaşlarında bir danışanım, derslerinde başarısızlığını anlatırken "Bu aptalların arasında ne işim var" demişti. Zeka seviyesi yüksekti ama çalışmadığı için düşük not alanların arasında oturuyordu ve bu onda üzüntü yaratıyordu. Kendisi akıllıydı ve diğerlerinin arasında oturması yanlıştı. Aslında aileler farkında olmadan bu mesajı veriyorlar. Akıl neye yaradığı bilinmeden kullanıldığında yaşantıyı güçleştiriyor. Arkadaşları arasında uyum sağlayamadığında giderek huysuz, bencil ve inatçı konumuna düşebiliyor. Arkadaşları kendisini dışladığında, "Onlara ihtiyacım yok" diyerek daha bireysel etkinliklere yönelmeye ya da bir şey yapmayıp kendi başına olmayı tercih edebiliyor. Aileler, bu nedenle çocuklarına karşı olan tutum ve davranışlarında bu durumu göz önünde bulundurmalı. Onların arkadaşlarından kopmasına engel olacak sınıflamalardan uzak durmalı. Yapmaları gereken en iyi şey; çocuklarının yeteneklerini kullanmasına faydalı olabilecek etkinlikleri bulmak, onlara yöneltmek ve kendisi gibi üstün zekalı arkadaşlarının da olabilmesini sağlamak... Böylelikle tamamen yalnız olmadığını, kendi gibi arkadaşlarının da olabileceğini bilmelidir. Aslında üstün zeka, kullanılmayı bekleyen büyük bir potansiyeldir. Bu nedenle onu kullanmasını öğrenmeli. Aileler, bu konuda zorlandıklarında mutlaka bir pedagogdan ve psikologdan yardım almalı, nasıl davranacaklarını ondan öğrenip ona göre davranmalı.

TÜZDER Genel Müdürü Tunahan Coşkun:

"Türkiye'nin bir zeka haritasına ihtiyaç var"
Üstün zekalı çocukların eğitimi ve desteklenmesi için Türkiye genelinde birçok çalışma yapan TÜZDER (Tüm Üstün Zekalılar Derneği) Genel Müdürü Tunahan Coşkun, üstün zekalı çocukların eğitimiyle ilgili Türkiye'de ciddi bir eksikliğin olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: "Bu çocukların eğitim alabilecekleri okulların sayısı çok az. Ailelerin bilgi sahibi olabilecekleri, danışmanlık alabilecekleri merkezler yok. Dolayısıyla bu konu Türkiye'de kanayan bir yara. Üstün zekalı çocuklarla ilgili Türkçe kaynak bulmak bile çok zor. Bu alanla ilgili sadece birkaç çeviri kitap var. Bu alanın ihmal ediliyor olması anlaşılabilir bir şey değil. TÜZDER, bu eksiklikleri kapatmak için oluşmuş bir sivil toplum kuruluşudur. Biz, bu kuruluşta üstün zekalı ve dahi çocuğun tespitini yapıyoruz. Çünkü ölçemediğiniz hiçbir şeyi geliştiremezsiniz. Dolayısıyla Türkiye'de ne kadar üstün zekalı çocuk var bilemiyoruz. Bence en büyük problem bu... Türkiye'nin bir zeka haritasına ihtiyacı var."

Tunahan Coşkun'un ailelere önerisi:
"Ailelere önerim, devlete ait üstün zekalı çocukların katıldığı Bilim Sanat Merkezleri (BİLSEM) sınavlarını takip ederek çocuklarını o sınavlara sokması. Yine devlete ait Rehberlik Araştırma Merkezleri de (RAM) tanı koymak için destek veriyor. Tanılama yapıldıktan sonraki aşama, mümkünse çocuğu üstün zekalı çocukların olduğu bir okula göndermek. Eğer ailelerin bütçesi buna uygun değilse okul çıkışı zamanlarda Bilim Sanat Merkezleri'ne, atölyelere de gönderebilirler. Bize gelen öğrencilerin salt IQ'su tek başına yeterli olmuyor, bunun yanı sıra onları BBT yani 'Bireyi Bütünüyle Tanıma' testlerinden de geçiriyoruz. Bir çocuğun zihinsel gelişimiyle birlikte sosyal, ruhsal ve bedensel gelişimi de çok önemli. Üstün yetenekli çocuklar için hazırlanan atölyelerin üç temel mantığı var: Birincisi 'Akran Zenginliği' ya da 'Akran Fakirliği'. Üstün çocuklar bulundukları ortamda yalnız kalıyor. Dolayısıyla 'akran fakirliği' yaşamış oluyor. Takvim yaşına göre akranları çok ama zihin yaşına göre yok. Zaten IQ testleri de zihin yaşını ölçer. İkincisi 'Zihinsel Doygunluk'. Milli Eğitim müfredatı 90-110 IQ'su olan çocuklar için hazırlanır. Ama, 130 IQ'ya sahip bir çocuk için o müfredat yetmiyor. Bu da çocuğun okuldan soğumasına neden oluyor. Bu çocuklarda zihinsel dolgunluk kavramını sağlamak gerekiyor. İşte bu atölyelerde uygulanan zeka oyunları, düşünme becerileri ve sıra dışı düşünme gibi dersler ile çocuklar zihnen yoruluyor. Çocuk bu derse geldiğinde kendisinin de yapamadığı şeylerin olduğunu görüyor ve ayakları yere biraz daha basıyor. Üçüncüsü 'Beceri Odaklı Eğitim'. Bu eğitimlerde çocuk dinleyen değil, yapan olmak istiyor. Dolayısıyla bu üç kavramı birleştirmek yoluyla atölye mantığı uygulanıyor"

Tüzder'den üstün yeteneklilere ücretsiz eğitim veriyor
Eğitimle ilgili ciddi çalışmalar yapan TÜZDER, son olarak 'STEM ile Girişimci Gençler' projesini hayata geçirerek İstanbul'da 10 devlet okuluna STEM (Science Technology Engineer Mathematics) laboratuvarları kurarak üstün yetenekli çocuklara ücretsiz eğitim olanağı sağlıyor. Bir diğer proje de Boğazhisar Eğitim Kurumları, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi ortaklığıyla hayata geçen, Sarıyer'de 20 devlet okuluna 'Destek Eğitim Odaları'. Sarıyer'deki bütün üstün zekalı çocuklar faydalanabiliyor. Aileler TÜZDER'in internet sitesinden başvuru yaparak projeyi takip edebilecek.

Hazırlayan: Deniz İYİDOĞAN

BİZE ULAŞIN