Doğum sonrası ilk 1 ay sizi ve bebeğinizi neler bekliyor?

Bebeğinizin doğumdan sonra yeni dünyasına alışması, sizin sevginizle kolaylaşıyor. Peki, bu dönemin ikiniz için de nasıl bir süreç olacağını bilmek ister misiniz?

Doğum sonrası ilk 1 ay sizi ve bebeğinizi neler bekliyor?
Annelik kimliği kadına tarifsiz bir mutluluk veriyor. Belki de bu duygu, kadına kadın olma hissini bir kat daha yaşatıyor. Fakat bir yandan da bu muhteşem duyguları yaşayan yeni anne; bebeğin tüm sorumluluğunu alırken üzerinde psikolojik bir baskı da hissedebiliyor. Doğumdan sonra anne için yoğun bir maraton başlıyor. İlk günlerde bebek de çok hızlı bir şekilde değişiyor ve büyüyor. Aslında bu ilk günler sadece yeni doğmuş bir bebeğin dünyaya adaptasyon dönemi değil, tüm ailenin, aralarına yeni katılan bireyle hayatının değiştiği bir süreç! Doğumdan sonra annenin yaşadığı fiziksel ve psikolojik değişimleri Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aynur Erşahin anlattı. Yeni doğan bir bebeğin ilk aylar neler yapabileceği, özellikleri, bakımı hakkında doktor kontrolleri ve beslenmesi ile ilgili bilgileri Neonatoloji Bölümü Uzmanı Dr. Hakan Ongun verdi.

Anneleri neler bekliyor?

Annedeki fiziksel değişimler


Doğum sonrası çoğu kadın kendini fiziksel olarak çok yorgun hisseder ve annenin en hassas olduğu dönemdir. İlk günlerde özellikle emzirirken memeler acıyabilir ve kasık ağrıları olabilir. Bunun nedeni; memeden uyarılan refleksle, rahmin eski haline dönmek için yaptığı kasılmalardır. Doğumdan sonraki kanama, regl kanaması kadar görülür. Kanamanın rengi kahverengi, sarı ve beyaz olmak üzere giderek açılır. Lohusalık süresince 40-45 gün devam eder. Hamilelikte toplanan fazla suyu atmak için ilk günlerde sık idrara çıkma normaldir. Yine bacaklarda şişlik de buna bağlıdır. Doğumdan sonra‚ ne kadar erken ayağa kalkıp yürünürse bağırsak hareketleri de o kadar çabuk başlar. Doğumdan sonra dikişler ilk günlerde ağrı yapabilir. Çoğu dikiş bir hafta içinde erir, dışta kalanlar da düşebilir. İyileştirmeyi hızlandırmak için doğumdan hemen sonra pelvis kaslarını çalıştırıcı egzersizler yapılmalıdır. Bazı kadınlarda iyileşme, bir yıla kadar sürerken bazılarında ise çok daha hızlı olur. Sezaryen ameliyatından sonra ilk haftalarda, dikişleri zorlamamak adına fiziksel aktivitelerden kaçınmak gerekir. Doğumdan sonraki ikinci haftada, fiziksel olarak toparlanmaya başlayan anne, bedensel sıkıntılarını bir kenara koymaya başlayarak doğum sonrası değişen hayatını incelemeye başlar. Uykusuzluk, bitkinlik, yorgunluk ve bedensel zayıflık yaşayan anne, duygusal ikilemler de yaşar.

Psikolojik değişimler

Doğum sonrası ilk günler, yaşanan değişikliklerden duygusal ve fiziksel olarak en çok etkilenen kişi şüphesiz annedir. Anne, yeni aile bireyinin tüm temel ihtiyaçlarının merkezinde olan kişidir. Zaman zaman bebeğinin ihtiyaçları karşısında kendini yetersiz hissedebilir. Bebekle uğraşmak annenin tüm zamanını aldığından kendi öz bakımını ihmal edebilir. Doğum sonrası oluşan bedensel değişiklikler annenin kendine duyduğu özgüveni sarsabilir. Lohusalık sendromu ise doğumdan itibaren iki gün içinde ortaya çıkabilir ve etkilerinin yaklaşık 10-14 günde kaybolması beklenir. Doğum yapan kadınların yüzde 80'inde mutsuzluk, rahatsızlık hissi ve konsantrasyon eksikliği gibi belirtiler gözlemlenir. Bunun yanı sıra yoğun kaygı, mutsuzluk, cinsel isteksizlik, sık sık ağlama, uyku düzeninde değişiklikler ve kilo değişimi görülür. Lohusalık sendromu, doğum sonrası iki haftalık süreçte çok yaygın olarak görülmesine rağmen, kişinin içinde bulunduğu koşulların ve kendisinin bu duruma yüklediği anlamın etkisiyle üç aya kadar devam edebilir.

Doğum sonrası depresyon

Doğum sonrası oluşan depresyon çok sık karşılaşılan bir durumdur. Anne mutlaka bu durumu yakın sosyal çevresiyle paylaşmalı, üstesinden gelemediği durumlarda ise psikolojik destek almalıdır. Bu dönemin kolay atlatılabilmesi için annenin kendisine zaman ayırması ve daha önce yapmaktan hoşlandığı aktivitelere kısa süreli de olsa dahil olmalıdır. Bunu bebeği ihmal etmek olarak görmemeli, tersine, bozuk ruh haliyle bebeğe yeterli bakım veremeyeceğinden, bir terapi olarak algılamalıdır.

Yeni doğanları neler bekliyor?

Yenidoğan özellikleri ve bakımı

1. Hafta

İlk haftada bebekler ani ve aşırı şeylere bütün vücuduyla tepki verir. Yanağını okşadığınızda emmeye başlayabilir. Başını sağa sola döndürebilir, ellerini ve kollarını hareket ettirebilir. Yeni hayata alışmaya çalışan bebek sıklıkla uyur ve dengesini pek sağlayamaz. Bu nedenle bebeği tutarken baş bölgesini destekleyici şekilde taşımak gerekir. Yeni doğan bir bebeğin vücut ağırlığı 2500-4000 gram arasında değişir. Doğumu takip eden ilk günlerde vücut sıvısının azalmasına bağlı olarak vücut ağırlığında yüzde 5-6 oranında azalma olur. Bu durum normal olduğu için anne-babaların çok fazla panik yapmaması gerekir. Bebeğin dışkısını ilk 48 saat içerisinde yapması beklenir. Çoğu bebek mekonyum denilen koyu yeşil, yapışkan dışkıyı ilk 24 saat içinde yapar. Anne sütü alan bebeğin dışkısı 3-4. günlerde parlak, altın sarısı renge dönüşür.

2. Hafta
Bebeklerde görülen hareketler hala ilk haftayla aynıdır. Aniden gelen sese karşı irkilebilir ve tepki verebilir. Anne sütünü emen bebek, artık meme ucunu yakalamaya çalışır. Acıktığında ya da altı kirlendiğinde yardım istemek için ağlar, ancak anne sesine karşı duyarlı olduğundan sakinleşebilir.

3. Hafta
Bebek bu haftada yüzükoyun yatarken başını kaldırmaya ve dengesini sağlamaya çalışır. Vücudunu, kucağında tutan kişinin vücuduna göre ayarlamaya başlar. Kollarını ve bacaklarını oyun amaçlı olarak uzatır. Işık ya da herhangi bir nesneye bakarken gözlerini yanlara çevirebilir. Bu dönemde göbek bağı düşebilir. Göbek bağının kuru tutulması ve enfeksiyon kapmamasına dikkat edilmelidir.

4. Hafta
Bebeklerde doğumla birlikte işitme mevcuttur. İşitme kaybı erken dönemde tanımlanıp tedavi edilmediğinde, konuşma ve dil gelişimi zarar görebilir. Sağlık kuruluşlarında yeni doğan tüm bebeklere işitme testi yapılır. Bebek artık birtakım sesleri ayırt edebilmeye başlar ve farklı tonlarda sesler çıkarabilir. Nesneleri tutabilir, ancak düşürür.

Yenidoğan sarılığı

Sarılık, yeni doğan bebeklerde en sık karşılaşılan sorunlardan biridir. İlk hafta içinde zamanında doğmuş bebeklerin yaklaşık yüzde 50'sinde, erken doğan bebeklerin ise yüzde 85'inde sarılık ortaya çıkar. Sarılığın nedeni, bebeğin kanında bilirubin denen bir maddenin fazlalaşmasıdır. El ve ayaklara kadar inmiş sarılıkta bilirubinin 20 mg/dl civarında olduğu düşünülür. Ancak bu değerlendirme klinik deneyim gerektirir ve yanılmalara neden olabilir. Bu nedenle şüpheli her durumda laboratuarda kanda bilirubin ölçtürmek en uygunudur.

Fizyolojik sarılık

Yenidoğan bebeklerin birçoğunun bilirubin düzeyleri yükselir. Bu geçici yükselmeye, fizyolojik sarılık denir. Erken doğan bebeklerde sarılık daha sık ve şiddetli görülür. Fizyolojik sarılık genellikle doğumdan sonraki 2-3. günlerde ortaya çıkar ve 7-10. günde kaybolur. Erken doğan bebeklerde sarılığın ortaya çıkması daha geç olurken kaybolması da geç olur. Kaybolma, en son göz aklarında olur. Fizyolojik sarılıkta bilirubin düzeyleri; zamanında doğanların 12 mg/dl, erken doğanların ise 15 mg/dl'yi geçmez.

Fizyolojik olmayan sarılıklar

En başta kan uyuşmazlığına bağlı sarılıklar görülür. Kan hücrelerinin bazı yapısal bozuklukları da sarılığa neden olabilir. Yenidoğan sarılığı, tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Ancak çok fazla artmış bilirubin beyne geçerek kalıcı harabiyet yaptığından uzman doktor tarafından dikkatle izlenmesi gerekir.

Tedavisi
Sarılığın tedavisi, bilirubin yüksekliğine yol açan nedeni ortadan kaldırmaya ve beyin harabiyetini önlemeye yöneliktir. Bilirubin düzeylerini, belirlenen düzeylerin altında tutmak için öncelikle bebeğin yeterli sıvı ve kalori almasını sağlamak gerekir. En sık, fototerapi denen ışık tedavisi uygulanır. Bu tedaviyle bilirubin, ışık etkisiyle vücuttan kolay atılabilen, suda erir hale getirilir. Zamanında doğan bir bebekte fototerapi, bilirubin düzeyi 15 mg/dl'yi aştığında uygulanır. Tedavide son basamak, kan değişimidir. Kan değişimi genellikle kan düzeyi 20 mg/ dl'yi aştığında uygulansa da, kan değişimi için konulan sınırlar bebeğin doğum haftasına, doğum kilosuna, sarılığın nedenine ve bebekte mevcut ilave hastalıkların varlığına bağlı olarak değişir.

Cilt özelliği

Yeni doğan bebeklerin deri kalınlığı erişkinlerinkinden incedir. Alerjene duyarlılık yenidoğanlarda daha azdır. Enfeksiyonlara karşı dirençleri düşüktür. Yenidoğan döneminde görülen bazı fizyolojik deri bulgularının bilinmesi ve bunların patolojik deri bulgularından ayırt edilmesi gerekir. Bunlardan 3 tanesini bilmekte yarar var: 1) Toksik eritem; merkezinde iğne ucu büyüklüğünde sarı-beyaz şişkinlik bulunan, 1.5-2 santim çapındaki kırmızı lekelerdir. 2) Işığa bağlı döküntüler; özellikle fototerapi alan bebeklerde görülen geçici deri lezyonlarıdır. 3) Mongol lekeleri; genellikle kalçalar üzerinde görülen, kenarları düzensiz, mavimsi, gri-mor renkte lezyonlardır. İlk 1 yılda kaybolurlar.

Deri rengi

Yenidoğan döneminde derinin rengine dikkat edilmelidir. Solukluk genellikle kansızlık (anemi) nedeniyledir. Sarılığın en önemli nedeni, hiperbilirubinemidir. Hiperpigmentasyon (koyu renkli deri bölgesi-özellikle erkek bebeklerde genital bölgede) hormonal bozukluğun (adrenogenital sendromu) ilk bulgusu olabilir. Yenidoğan döneminde her çeşit hemangiom (kan damarı genişlemesi) olabilir. Soluk kırmızı renkte, özellikle alın, boynun ön yüzü, burun kökü, göz kapakları gibi yerleşim gösteren bu lezyonlar bebek birkaç aylık olunca solmaya başlar ve 1 yaşına doğru hemen hemen tamamen kaybolurlar. Bebek anne karnındayken derisini koruyan beyaz renkte, peynirimsi kıvamdaki maddeye verniks kazeoza denir. Bebeği soğuk, kuruluk ve enfeksiyonlara karşı korur. Bebeklerde özellikle yüz, kulak, omuz ve sırtta bulunan ince, geçici kıllara lanugo denir. Bir süre sonra bu ince kıllar dökülürler. Yüzlerindeki milia ve miliaria'nın enfekte deri lezyonlarından ayırt edilmesi gerekir. Milia, ter bezlerinin tıkanması ve gerilmesiyle ortaya çıkan toplu iğne başı büyüklüğünde, sarımsı-beyaz renkte, genellikle küçük gruplar halinde bulunan, çok ince duvarlı lezyonlardır. Miliaria (isilik) ise, havanın çok sıcak olmasına veya bebeğin aşırı örtülmesine bağlı olarak ter bezlerinin gerilmesiyle meydana gelen toplu iğne başı büyüklüğünde, kırmızı-pembe renkteki deri lezyonlarıdır. Deride dolaşım bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkan, kırmızı-mor renkteki çizgilenmelere; kutis marmoratus denir.

Vücut özelliği

Yeni doğan bebeğin görünümü çok farklıdır. Yüzü yuvarlak, başı geniş ve burnu basıktır. Vücut ısısı düşük ve göbeği düşmemiştir. Kas kontrolleri oldukça zayıftır. Çünkü kas yapısı henüz yeterince gelişmemiştir. Yeni doğan bebeklerin başı diğer organlara göre daha büyüktür. İskelet yapısı ise yumuşak ve esnektir. Vücuttaki bazı kemikler yeterince sertleşmemiştir. Baş çevresi 35 cm. civarındadır. Baş kemikleri arasında boşluklar vardır. Bu boşluklara bıngıldak denir. Bu bıngıldaklar doğumun kolaylaşmasına yardımcı olur. Bebeğin kafasında altı tane bıngıldak vardır ve en önemlisi tam tepedekidir. Bunlar 6-18 ay civarında kapanır. Zamanında doğan bebeklerde ortalama boy; 48 ile 52 cm, kilo ise 2.5 ile 4 kilogram arasıdır. Yeni doğan bebeklerin sinir sistemi yeterince gelişmemiştir ve tepkilerin çoğu reflekslerle gerçekleştirilir. Solunum kasları henüz gelişmediğinden solunumları hızlıdır. Dakikada solunum sayısı; 40-60 arasıdır. Kalp atışları hızlıdır. Doğumdan itibaren bebekte bazı duyular iyi gelişmiştir. Bunların başında işitme duyusu yer alır. Seslere karşı hareketlerle karşılık verirler. Tat alma ve koku alma duyusu da iyi gelişmiştir.

Doktor kontrolleri

Doğumdan hemen sonra uzman doktor bebeğin detaylı muayenesini yaparak, varsa sağlık sorunlarını tespit eder, gerekirse bebeğin tedavisi planlanır. Sağlıklı bir bebek doğumdan 1 ya da 2 gün sonra eve gönderilir. Genellikle 4-5. gününde bebek kontrol için tekrar çağırılır. Doğum sonrası ilk günlerde bebeklerin bir miktar kilo kaybetmeleri normaldir. Bu kontrolde bebeğin tartısına bakılır, böylece anne sütünün bebeğe yetip yetmediği konusunda fikir edinilir. Ayrıca yenidoğan sarılığı olup olmadığı, göbek bağının durumu, geçmiş 4-5 gün içinde başlamış olabilecek her türlü sorun da gözden geçirilir. Annenin iletmek istediği sorunlar ve endişeleri paylaşılır. Bebeğin topuk kanı alınır, doğumdan sonra yapılmadıysa ilk aşısı yapılır.

Beslenmesi

En sağlıklı olan, bebeğin anne sütüyle beslenmesidir. Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği ilk 6 ay anne sütüyle beslenme yapılması, 6. aydan sonra uygun ek gıdalara geçilerek emzirmenin 2 yaşına kadar devam edilmesidir. Anne sütüyle beslenen bebeklerin ilk 6 ay su dahil başka bir gıdaya ihtiyacı yoktur. Hazır mamayla beslenmeye, doğal olmayan beslenme denir. Hazır mamalar sıklıkla inek sütünden elde edilir. Dolayısıyla anne sütüyle mukayese bile edilemez. Memeden gelen ilk süt olan kolostrumun (ağız sütü) faydasız ve gereksiz olduğu inancıyla bazı anneler bu sütü sağıp atmaktadır. Oysaki kolostrum, içerdiği bağışıklık sistemini güçlendirici maddeler nedeniyle bebeğin ilk aşısı olarak kabul edilir. Bebek doğar doğmaz anneye verilmeli ve anne en kısa zamanda bebeğini emzirmelidir. Bu dönemde verilecek diğer gıdaların bebeğe yararı değil, zararı vardır. Ayrıca bebeğin biberonla beslenmesi ya da emzik verilmesi, bebeğin anne memesini tutmasını ve emmesini olumsuz olarak etkiler. Emzirme konusunda anne cesaretlendirilmelidir.

Hazır mama kullanımı…

Herhangi bir tıbbi engel yoksa tüm anneler bebeklerini emzirmelidir. Ancak bazı tıbbi nedenlerden dolayı emzirme yapılamaz. Hazır mama kullanan anneler, hep aynı mamayı kullanmamalıdırlar ve farklı çeşitteki mamaları dönüşümlü olarak bebeğe vermelidirler. Mama seçerken bilinen ve güvenilir bir firmanın ürünü seçilmelidir. Mamanın içeriği kutunun üzerinde ayrıntılı olarak yazılı olmalı, anne sütünden daha şekerli ve vanilya tadında olmamalı ve yan etkileri belirtilmiş olmalıdır. Hazır mamayla beslenen bebeklerin hastalık riski daha yüksektir ve mamaların hijyen kurallarına göre hazırlanması büyük önem taşır. Mutlaka kaynamış temiz su kullanılmalı, aynı su birkaç kez kaynatılıp öyle verilmemeli, öğün sonrası kalan mama atılmalı ve tekrar verilmemelidir. Biberon temizliğine de dikkat edilmelidir. Mamalar kutuların üstünde yazan ölçülere göre hazırlanmalıdır. Mamanın soğutulması gerekiyorsa akan su altında ya da benmari usulü soğutulmalıdır. Mikrodalga fırın asla kullanılmamalıdır. Tabii ki mama hazırlama işleminden önce eller iyice yıkanmalıdır.

İlk banyosu

Yeni doğan bebeğin herhangi bir sağlık sorunu yoksa ve bulunduğu ortamın düzeni sağlanmışsa banyo yaptırılmasında herhangi bir sakınca yoktur. Göbek düşene kadar ve sonraki 1-2 gün bebek akan suyun altında yıkanmalıdır. Böylece su vücudundan akıp gideceği için göbeğin kirli suyla teması ve enfeksiyon riski azalmış olur. Eğer hava şartları ve evin sıcaklığı uygunsa bebeğe her gün banyo yaptırılabilir. Çünkü banyo, bebeğin rahatlaması ve gelişimi açısından önemlidir. Ancak şartlar uygun değilse gün aşırı banyo yaptırılmalıdır. Bebeğin yıkanılacağı ortam ve kullanılacak malzemeler temiz ve sadece ona ait olmalıdır. İlk banyolar için kaynatılıp ılıtılmış su kullanılmalıdır. Bu, enfeksiyonu önlemek açısından önemlidir. Banyosu emzirmeden önce, karnı açken yapılmalıdır. Karnı toksa, tutuş pozisyonunuza bağlı olarak kusabilir. Banyo için akşam saatleri tercih edilmelidir. Böylece bebek geceyi daha sakin ve uyuyarak geçirir, anneye de dinlenmek için vakit kalır. Ayrıca gece gaz sancılarını gidermek ve bebeği rahatlatmak için de banyo çok yararlıdır. Banyo suyunun sıcaklığı vücut ısısıyla aynı, yani 36.5-37 derece olmalıdır.

Nasıl yıkayacağınızı biliyor musunuz?

Bebeğinizi sol elinizin üzerine yüz üstü pozisyonunda yatırın. Başparmağınız sol koltuk altında, işaret parmağınız boynun hemen altında omuzlarını destekleyecek şekilde, orta, yüzük ve küçük parmağınız ise sağ kolunu kavrayacak şekilde koltuk altında olmalıdır. Bebeğin başı ve bacakları elinizin üzerinden aşağıya doğru sarkmalıdır. Ancak, kayıp düşmesini önlemek için bebeğinizin ayakları ile küvet arasında çok az mesafe olmalıdır. Bu pozisyonda özellikle başın aşağıya doğru duruşu önemlidir. Böylece bebeğinizin başını yıkarken suyun kulaklarına, ağzına ya da burnuna kaçmasını önlemiş olursunuz. Uygun pozisyon sağladıktan sonra, seri ancak telaşsız hareketlerle bebeğinizin vücudunu ıslatın ve bebekler için uygun olan herhangi bir bebek şampuanını vücuduna az miktarda dökerek köpürtün. Serbest olan elinizle sırtını, kollarını, bacaklarını, ayaklarını, karnını ve göğsünü bebeğinizi kavradığınız elinizi çekmeden yavaşça ovarak yıkayın. Sonra ensesinden aşağıya doğru bolca su dökerek cildini durulayın. Daha sonra başının tam üstünden su dökün ve saçını şampuanlayarak köpürtün. Parmak uçlarınızla hafifçe ovarak yıkayın ve daha sonra yine başını tam üstünden bolca su dökerek iyice durulayın. Göbek düştükten 1-2 gün sonra ise bebeğinizi bir küvet içine ya da file üzerine yatırarak banyo yaptırabilirsiniz. Banyo bittikten sonra bebeğinizi önceden ısıttığınız havlunun üzerine yan yatırın ve havluyla sarın. Öncelikle bebeğinizin başından başlayarak tüm vücudunu, çok sert olmayan hareketlerle yukarıdan aşağıya doğru, özelliklede deri kıvrımları ve eklem yerleri nemli kalmayacak şekilde seri olarak kurulayın.

Göbek bağı bakımı

Yenidoğanın göbeği, enfeksiyon ajanlarının vücuda en kolay giriş yapabildiği yerlerdendir. Bu nedenle uygun göbek bakımı, enfeksiyon sıklığını önemli derecede azaltır. Göbek kordonu bakımı çoğu zaman kolaydır. Önemli olan bu bölgenin kuru ve temiz tutulmasıdır. Henüz kesilmiş göbek kordonu ilk birkaç gün boyunca şişmiş ve jel görünümünde olabilir. Birkaç gün içinde kurumaya, büzülmeye ve kararmaya başlar. Ortalama 1-3 hafta içinde düşer. Doktorun önerdiği antiseptik bir solüsyonla bu bölgenin temizlenmesi gerekir. Göbek kordonu çıkıntısını incitmeden tutarak, göbeğin etrafındaki kıvrımlar temizlenmelidir. Steril gazlı bez kullanılmalıdır ve eller temiz olmalıdır. Pamuk kullanılmamalıdır ve yumuşak hareketlerle silinmelidir. Bölgenin ıslak ve nemli kalmaması gerekir. Göbek kordonu ne kadar çok hava alır ve kuru olursa iyileşme süresi de hızlanır. Bebeği bezlerken bezin ön tarafını aşağıya katlayarak bölgenin hava alması sağlanmalıdır.

Bebek masajı

Bebekler dokunulmaktan çok hoşlanırlar. Onlarla iletişim kurmanın en kolay yolarından biri nazikçe dokunmaktır. Masaj esnasında annenin kokusunu algılaması iletişimi artırır. Yumuşak ve nazikçe yapılan masajdan sonra bebek gevşer ve hafif bir şekerleme yapar ya da uyur. Bu sayede bebeğin uyku kalitesi düzelir, bağışıklık sistemi güçlenir, dolaşım sistemi uyarılır, gaz ve karın sancısı azalır. Başlangıçta masaj süresi kısa tutulmalı, hafta hafta artırarak 10 dakikaya çıkarılmalıdır. Aç veya tok iken masaj yapılmamalıdır. Beslenme aralarında yapmak en idealidir. Banyo sonrası ise en mükemmel zamandır. Oda sıcak olmalıdır. Bebeğin yatacağı yüzeyin yumuşak olması önemlidir. Direkt temas edeceği yüzey pamuklu bir örtü olmalı, yün, sünger, plastik gibi olumsuz sonuçlar doğurabilecek maddelerle temasından kaçınılmalıdır. Pamuklu havlular idealdir. Annenin tırnakları kısa olmalıdır. Bebek yağı avuç içine döküldükten sonra her iki el ovuşturulur. Göz teması sağlandıktan sonra bebekten sözlü olarak masaj için izin istenmelidir. Bebekle duygusal iletişim kurulmasında göz temasının büyük önemi vardır. Yumuşak ve sevgi dolu ifadeyle izin istenmesi de başlangıçta elbette bebek tarafından algılanmaz. Ancak bir süre sonra kendisine hoş bir şeyin uygulanacağını anlamaya başlar. Masaj aşağıdan yukarıya kan dolaşımını rahatlatacak tarzda kalbe doğru olmalıdır. Parmaklarla, minik daireler şeklinde yapılmalıdır. Ayak ve bacaklara uygulanan teknik; el ve kollara da uygulanmalıdır. Masaj sırasında, parmak uçları veya el ayası kullanılmalıdır. Masaj yağının bebeğin gözüne ve ağzına gelmemesine dikkat edilmelidir.

Nasıl giydirilmeli?

Kıyafetler kolay giydirilip çıkartılabilmeye olanak verecek özellikte, yumuşak, alerjen olmayan, tüy veya toz çıkarmayan yapıda olmalıdır. Giysiler alerjik olmayan sabun veya sabun tozu gibi temizleyicilerle yıkanmalıdır. Kıyafet seçimi elbette mevsime ve ortamın sıcaklığına göre yapılmalıdır. İlk bir ayda bebeklerin ısı düzenleme merkezleri henüz olgunlaşmadığından vücutları ısı kaybetmeye meyillidir. Bu nedenle baş, eller ve ayaklar uygun giysilerle kapatılmalıdır. Gövde için pratik olarak önerilen "kendi giysinizin bir kat fazlası" şeklinde özetlenebilir. Bebeğe sadece yumuşak penye giysiler giydirilmeli, sentetik, elyaf ya da yün materyalin direkt cilde temasından kaçınılmalıdır. Bebeğin üzerine örtülecek örtünün kalınlığı da oda ısısına göre değişebilir.

Alt temizliği

Günde 8-10 kez dışkılayan bebek de, gün aşırı dışkılayan bebek de normaldir. Anne sütü alan bebeklerin dışkılarında genellikle küçük, beyaz gıda parçacıkları bulunur. Bebeklerin birçoğu ilk 24 saat içerisinde idrar yaparlar. Yenidoğan döneminde idrardaki ürat kristallerine bağlı olarak bezde turuncu-pembe renkli leke görülebilir, bu endişe duyulacak bir durum değildir, bir süre sonra kaybolur. Bebeğin alt temizliğinde kimyasal içerikli temizleyici mendillerden kaçınılmalı, mümkün olduğunca suyla temizlenmelidir. Kurulama sonrası uygun bir pişik önleyici krem ya da yağ ile bebek cildinin bez, idrar ve kaka ile teması önlenmelidir.

Gaz sancısı

Bebeklerin yaklaşık yüzde 10-40'ında görülen gaz, ağlama nöbetleriyle ve özellikle öğleden sonra ve akşam saatlerinde olur. Emzirme ve beslenme sonrasında gaz oluşumunu engellemek için bebeğin gazının çıkartılması gerekir. Bunun için de; bebeğin mide hizasını omzunuza gelecek şekilde kendinize yaslayabilir ve sırtını hafifçe sıvazlayabilirsiniz. Bazı önlemler almak (yüz üstü yatırmak, masaj yapmak vb.) bebeği rahatlatabilir. Bunun yanı sıra bebekler için özel üretilmiş rezene, papatya gibi çaylar da kullanılabilir. Alınan tüm önlemlere rağmen başarılı olunamazsa gaz giderici damlalar denenebilir.

Hıçkırık

Yeni doğanlarda hıçkırık sık görülen bir durumdur. Bu, midenin gelişimi ve büyüklüğü ile alakalıdır. İlk 3 ay boyunca bebeklerde hıçkırık görülmeye devam edebilir. Bu normal bir davranıştır. Hıçkırığı kesmek için annenin bebeği emzirmesi yeterli olacaktır.

Tırnak bakımı

Yeni doğan bebekler, ellerini ve kollarını hareket ettirmelerinden dolayı yüzlerini çizebilirler. Bebeğiniz, uyurken ellerini hareket ettirmeyeceği için tırnak kesimini daha kolay yapabilirsiniz. Tırnak kesimi sırasında tırnağın çok fazla derin olmayacak ve sivri kenar kalmayacak şekilde düz kesilmesi daha sağlıklıdır.

Hazırlayan: Başak DOĞRU
BİZE ULAŞIN