Ağrısız doğum mümkün mü ?

Ağrısız veya ağrının mümkün olduğu kadar az hissedildiği bir doğum fikri ne kadar da rahatlatıcı değil mi ? Aslında işin sırrı doğumla ilgili korkuların üzerine gitmek ve profesyonel bir doğum destekçisiyle ilaç dışı ağrı kesici yöntemleri uygulamak.

Ağrısız doğum mümkün mü ?

Doğum dendiği zaman tüm kadınların ortak korkusu ağrılardır. Bebeklerini dünyaya getirirken yaşayacakları ağrıya dayanamayacaklarını düşünürler. Oysa bu ağrının da bir nedeni var, hatta sanıldığı kadar uzun saatler sürmüyor. Ağrısız veya az ağrı hissedilen bir doğumun mümkün olabileceğini belirten Doğuma Hazırlık Eğitmeni, Doula ve Ebe Hayriye Erdoğu, "Bunun için mutlaka ağrıyı azaltan ilaç dışı rahatlatıcı yöntemler ile anne adayına destek olunması gerek" diyor ve doğumda ağrı kavramını şimdiye kadar duyduklarınızdan çok farklı bir bakış açısı ile alıyor.

Doğumda neden ağrı hissedilir?
Doğum, rahim kaslarının bebeği itmesi ile rahim ağzının açılması ve sonrasında bebeğin doğum kanalından geçerek dışarı çıkmasıdır. Doğum ağrısı olarak bilinen şey işte bu rahim kaslarının kasılması ve bebeğin rahim ağzında açılma yaratmasının sonucudur. Bu sırada rahmi yerinde tutan birçok bağda da gerilme meydana gelir. Algılanan ağrı, tüm bunların bir birleşkesidir. Ama unutmamalı ki, bu his doğumun güvenli bir yerde yapılması için ilk koruyucu sinyaldir. Eğer bu uyarıcı sinyal olmasaydı ve bir anda bebeğin doğumu gerçekleşseydi, anneler güvenli bir doğum ortamına nasıl ulaşabilirdi? Kadınlar binlerce yıldır bu ağrı sinyalleri sayesinde doğumun başladığını anladılar ve güvenli doğum ortamlarına ulaştılar. Başlangıçta hafif hissedilen bu doğum ağrısının dil, din, kültür, anemi, hamilenin ruh hali, geçmiş korkuları, bulunduğu ortam ve daha birçok şeye göre algısı değişir. Kimisi en ufak bir kasılmayı dayanılmaz olarak algılarken, kimisi bunları sadece bir baskı olarak hisseder. Ancak geçen yıllar içinde doğum ağrısı ile ilgili algı değişti ve kadınlar doğum ağrısından, dolayısıyla doğumdan korkar oldu.

Dayanılmaz ağrıların hissedildiği zaman dilimi en fazla ne kadar? Bu zaman dilimini azaltmak anne adayının elinde mi?
Yaşanılan her hamilelik günü, kendine özeldir, tektir ve bir kez daha tekrarı yoktur. Doğumun saati ve ne zaman başlayıp ne zaman biteceği kimse tarafından bilinemez. Anne adayı sadece doğumun başlamasına yakın bedenindeki değişimler ve içgüdüleriyle hissedebilir. Doğum ağrısı daha çok açılma döneminde hissedilir. Ancak burada bilinmelidir ki doğumun açılma döneminin büyük bir çoğunluğu yavaş faz dediğimiz. başlangıç dönemindedir ve bu dönemde hissedilen ağrılar hafiftir. Kasılmaların yoğunlaşması ile hızlı faza geçilir ki burada hissedilen ağrıyı azaltmak için bazı tekniklere ve desteğe ihtiyaç duyulur. Bu dönemin de ne kadar süreceği kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterir. Ama ortalama bir saat isterseniz ilk doğumlar için 3-12 saat arasında bir süre verilebilir. Bu zaman dilimini azaltmak; kadının gevşemesi, kendini akışa bırakması, verilen desteğin kalitesi ve doğum ortamlarının mahremiyeti ile yakından ilgilidir. Kadın ne kadar korkarsa, gerilirse, kendini kasarsa hem hissedilen ağrı artar hem de süre uzar. Sürenin uzamasına nedeni olan; kasılmaların düzensizleşmesi, etkisiz olması veya rahim ağzının korkulardan dolayı kasılarak açılmamasıdır. Bu sürenin kısa olduğu doğumlar, genellikle korkularından arınmış ve güvenli bir doğum ortamında güvendiği kişilerle birlikte olan kadınlarda görülür.

Bazı kadınlar neden çok ağrı duyar, bazıları neden daha az ağrı duyar?
Bunun iki nedeni vardır; birincisi korkular, ikincisi de doğumdaki patolojiler. Korkan bir kadında adrenalin hormonu salgılanır. Bu, hormon biliminde tehlike demektir. Tehlike anında memeli davranışı doğumu durdurmaktır. Rahim ağzı açılmamak için direnir. Bu yüzden kasılmalar daha fazla ağrı yaratır. Ayrıca anne adayının daha önce duyduğu tüm negatif doğum hikayeleri de hissettiği her bir kasılmayı basınç yerine ağrı olarak algılamasına neden olur. Ve tüm bunların sonucu anne adayı, korku-gerginlik-ağrı çemberi dediğimiz bir ruh halinde bulabilir kendini. Patolojiler ise doğumda ters giden olaylardır. Burada artan ağrı istenmeyen bu durumların bir sonucudur. Bunlar arasında bebek pozisyonundaki terslikler, plasentanın erken ayrılması, iri bebek doğumları vb sayılabilir. Sağlık sistemi bunların tanınması konusunda yeterli ve güvenilir eğitimli kişilerden oluşur. Sonuç olarak, eğer saptanan bir patoloji yoksa, gevşeyen, kendini bırakan, sakin nefesler alan ve bedenini dinleyerek hareket eden bir anne adayı daha az ağrı duyacaktır.

Ağrısız doğum mümkün mü?
Elbette mümkün… Yalnız ağrısız doğum denince akla epidural anestezi gelmemelidir. Burada bahsedilecek ağrısız doğum kavramı, hiçbir şey hissedilmeyen bir doğum değil, hissedilenlerin daha çok baskı olarak algılandığı bir doğumdur. "Doğumda hiç ağrım olmadı" diyen annelere elbette rastlıyoruz, ama bunların oranı %10 civarındadır ve birçoğunun ikinci veya üçüncü hamileliğidir. Doğum öncesindeki korkular alınan doğuma hazırlık eğitimleriyle temizlendiğinde, beden ve bebek zaten uyum içinde çalışırlar. Anne kendini tamamen bıraktığında, doğum ne kadar zor geçerse geçsin onlardan şu cümleyi duyarsınız; "Evet, zordu, terledim, yoruldum, bazen yapamayacağımı sandım, ama yapılamayacak bir şey değil. Yine olsa aynı cesaretle yaparım." İşte ağrısız doğumdan kastımız bizim budur ve artık gerekli eğitim ve özellikle destekle bu tür doğumları daha sık görmeye başlar olduk.

Suni sancı ile normal gelen sancı arasında fark olup olmadığına dair bilimsel bir araştırma sonucu var mı?
Doğumda kasılmaları yaratan oksitosin hormonudur. Suni sancıda ise yapay oksitosin kullanılır. Yine olumsuz bir hipnoz 'suni sancı'… Yani bu ilaç bedene uygulandığında sancı olacağı düşüncesi oluşur. Açıkçası bu konuda bilimsel veriler elimizde yok denecek kadar azdır. Ama bildiğimiz bir şey var ki suni sancı yani indüksiyon-doğum başlatma için kullanılan yapay oksitosinin aynı etkiyi yaratması için doğal oksitosinden 9 kat fazla vermek gerekir. Daha beden hazır olmadan bu ilacı birden yüksek dozlarda başlarsanız, anne adayının hissedeceği ağrı elbette fazla olur. Ama sağlık çalışanları bu bilgilere sahip olduğundan ilaç dozunu yavaş yavaş arttırırlar. Doz bir doğumdaki fizyolojik kasılmalar yaratılana kadar artırılır ve orada durulur. Böyle yapıldığında hissedilen ağrı konusunda çok aşırı bir fark olduğunu söyleyemem. Tabii burada yine annenin bu konudaki algısı ve verilen desteğin kalitesi çok önemli olacaktır.

Ağrıyı azaltma konusunda doğum ekibine düşen görevler neler?
Doğum ekibi, anne adayının doğumda yanında bulunmasını istediği ve ihtiyaç duydukça destek aldığı ekiptir. Bu nedenle güven konusu ön plandadır. Ekip hamilenin doğum tercihlerini bilir ve bu doğrultuda doğru organizasyon için işbirliği içindedir. Hem anne hem de bebeğin kararlarına saygılı olunmalıdır. Doğum odasına giren her bir kişi tüm hayatını kapının ardında bırakmalı ve tüm işi anne adayına destek olmak olmalıdır. Ekip tarafından doğumun doğal sürecine yardımcı olunmalı, tüm ilaç dışı rahatlatıcı yöntemler uygulanmalıdır. Zamana saygı duyulmalı ve doğum için uygun olan mahrem ortam sağlanmalıdır. Ekibin tüm bu yöntemleri bilmesi ve gereken zaman ve durumlarda kullanması gerekir. Her hamilenin doğumda ihtiyaçları değişiyor, bu nedenle doğru gözlemleyip gereken desteğin verilmesi çok önemlidir. Bu birebir desteği ise; bir ebe, doğum psikoloğu veya doğum destekçisi denilen doula verebilir. Ama kim verirse versin ortak özelliği bu hizmeti yargısız, yorumsuz vermek olmalıdır. Doğumdaki destek kesintisiz olmalıdır ve her türlü kararında anneyi koşulsuz desteklemelidir.

"İsterseniz hayal ettiğiniz doğuma ulaşabilirsiniz"
Hamilelere birebir kesintisiz destek vermeye başladığımdan beri anladım ki, doğum özel ve tekrarı olmayan bir eylem. Bu nedenle ilk hedef şöyle veya böyle bir doğumdan çok, güzel ve "Keşke şöyle yapsaydım, keşke böyle yapmasaydım"lardan uzak bir hikaye olmalıdır. Anne adayı doğum öncesi korkularını yendiğinde, tercihlerine cevap veren bir ekip ile güven içerisinde bir yola çıktığında hayal ettiği doğuma ulaşacaktır.
Ebe Hayriye Erdoğdu

Ağrıyı azaltan ilaç dışı yöntemler
İlaç dışı rahatlatıcı yöntemler-teknikler, doğumda annenin en büyük yardımcılarıdır. Doğum destekçilerinin de bu konuda tam eğitimli olması gerekir. Gevşeme ile başlayabiliriz. Rahiminiz bebeğinizi yavaş yavaş size kavuşturmak için kasılırken vücudunuzun ve zihninizin temizlenmiş ve gevşemiş olması gerekiyor. Gevşeyerek ve sakin kalarak bir yandan stres hormonu olan adrenalin salgısını önlüyor diğer yandan da vücudunuzun doğal ağrı kesicileri olan endorfinler salgılanmaya başlıyor. Ağrıyı daha az hissederken kasılmalar sırasında bebeğinize daha fazla oksijen gitmesine yardımcı oluyorsunuz. Doğumda anne adayının hareket özgürlüğü olmalıdır. Yürümek, pozisyon değiştirmek oldukça faydalı olacaktır. Bir yerimizi incittiğimizde pozisyon değiştirerek azaltabileceğimizi biliyoruz. Doğumda da anne adayı değişik pozisyonları deneyerek hangisinde rahat edeceğini bulabilir ve sıklıkla pozisyon değiştirebilir ve yürüyebilir. Hatta dans bile edebilir. Her kadının doğumda kendine has bir doğum ezgisi oluşur. Anne adayı bedenini dinlemelidir, bedeni ona yol gösterecektir. Düzenli ve ritmik nefesler de kasılmalar sırasında oldukça etkilidir. Kaslarda çalışma sırasındaki ağrının en büyük sebebi olan oksijen azlığını yenmek için düzenli nefeslerden faydalanılmalıdır. Burada birçok nefes tekniğinden bahsedilebilir, ama en önemli ortak özellikleri yavaş ve derin nefesler alınmasıdır. Bu sayede beden gevşer, dokulara daha kolay oksijen bırakılır, zihin meşgul olur. Zihin meşgulse bedeni duyamaz. Anne adayı, nefesler sırasında imgeleme tekniğini de uygulayabilir. Gözlerini kapatarak zihni rahatlatan yerleri hayal edebilir, sevdiği bir objeye odaklanabilir, eşiyle göz teması kurabilir veya basitçe duvarda bir noktaya odaklanabilir. Ritmik hareketler kullanılabilir. Eskiden kadınların kullandığı gibi bir ip veya çarşaf ile sallanma hareketi sayesinde kalça kasları rahat olur ve ağrı hissi azalır. Aynı şekilde hamilenin boy ölçülerine uygun pilates topu ile ritmik hareketler ve zıplama da rahatlatır. Doğal bir ağrı kesici olan suyun, doğumun her fazında anne adayını rahatlattığı bilinir. Duş alma, küvete girme, sıcak ve soğuk kompreslerin yaptığı uyarılar ile anne rahatlayacaktır. Su bedendeki tüm noktalara bası uyguladığı için iyi bir masaj etkisi ve gevşeme yaratacaktır. Doğum havuzuna girmek bu anlamda çok büyük bir rahatlama getirir. Epidural anesteziden etkilenerek buna aquadural ismini verenler de vardır. Hamilelerin en çok sevdiği masaj olan efloraj da oldukça etkili, rahatlatıcı bir yöntemdir. Efloraj bir okşama tekniğidir. Masaj dokunma duyusunun iletilmesi sayesinde ağrı iletilerinin beyne ulaşmasını engellerken bir yandan da karın kasları üzerinde gevşetici bir etki yapar. Bu sayede kasılmaların daha ağrısız hissedilmesini sağlar. Daha hamilelik döneminde artık birçok anne adayımız bebeklerine rahatlatıcı ve gevşeyebilecekleri müzikler dinletmeye başlıyor. Bu müzikler doğum odasına da taşınabilir. Öncesinde dinlenmiş müzikler doğum sırasında refleks bir gevşeme etkisi yapar. Koku ile uyarılan beyindeki reseptörler ağrı algısını azaltır. Tercih edilen kokular doğum odasına taşınabilir. Aromaterapi, yani bitkisel yağlarla yapılan uygulamalar da ağrıyı azaltıcı faktörler arasındadır. Tercih edilen koku ve yağlar arasında lavanta, papatya ve gül sayılabilir. Doğumda hipnozun kullanımı da yararı kanıtlanmış rahatlatıcı teknikler arasındadır. Ancak bunun için öncesinde yeterli bir hazırlık dönemi gerekir. Sesle konsantrasyon da oldukça etkilidir. Her kadının doğumda kendine has bir ezgisi vardır. Bu bazen inleme, bazen rahim ağzını açmayı kolaylaştıran harf tekrarları ile bütünleşebilir. Eş desteği eğer hamile tercih ediyorsa çok önemlidir. Doğum odasında aile olmayı beklerken anne adayına en büyük destek eşi tarafından verilecektir. Aşkın ve sevginin hormonu olan ve doğuma başlatan oksitosinin salınımı, doğumu da kolaylaştırıp hızlandırır ve bu salınım eş desteği ile maksimuma yakın olacaktır. Doğumda kadının en çok da desteğe ihtiyacı vardır. Dünyaca ünlü Ebe Ina May Gaskin'in bir sözü vardır; "Bir kadın doğum sırasında tanrıça gibi görünmüyorsa, birileri ona yeterince destek vermiyor demektir." Yapılan çalışmalar da, birebir kesintisiz desteğin doğumdan sonraki anne memnuniyeti üzerinde en önemli etkiye sahip faktör olduğunu gösterir.

Hazırlayan: Zuhal EYÜBOĞLU

BİZE ULAŞIN