Çocuklar ve hamilelerde alerjiler

Bahar mevsimiyle beraber alerjik hastalıklar da gündeme geliyor. Özellikle de çocuklar ve anne adaylarının alerjik hastalıklara karşı çok dikkatli olmaları gerekiyor. İşte çocukluk çağı ve hamilelik dönemi alerjileriyle ilgili bilmeniz gerekenler…

Çocuklar ve hamilelerde alerjiler

Şehir yaşamının kirli havası, mevsiminde sebze meyve tüketmemek, sezaryenle doğumlar, sigara tiryakiliği, havasız iç mekanlar ve doğadan uzak bir yaşam biçimi… İnsan doğası tüm bunlara reaksiyon verebiliyor ve beraberinde de birtakım alerjik hastalıkların ortaya çıkması kaçınılmaz olabiliyor. Bunlar alerjik hastalıkların çevresel etkenleri arasında sayılıyor. Besin ve polen alerjilerini elbette ki bunların dışında tutmamız gerekiyor. Çünkü bunlar genetik kökenli. Çocuklar ve hamileler, alerjik hastalıklardan en olumsuz etkilenenler arasında yer alıyor. Çocukluk çağı alerjileri ve hamilelik döneminde görülen alerjilerle ilgili dosyamızı, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mübeccel Akman'ın katkılarıyla hazırladık. Uzmanımızın verdiği bilgi ve önerilerle, alerjilerden en az şekilde etkilenmenizi diliyoruz. Unutmayın, mümkün olduğunca doğal bir yaşamı tercih ederek çevresel etkenlere karşı önlem almak mümkün. Erken teşhisin önemini de unutmamak ve şüphe duyduğunuz bir belirti olduğunda en kısa zamanda bir alerji uzmanına başvurmak da bir o kadar önemli!

Alerji nedir?
Bazı maddelerin normalde zararlı olmadıkları halde bazı kişilerde reaksiyon oluşturması durumuna alerji denir. Madde, hangi organı etkiliyorsa o organa ait hastalık bulguları ortaya çıkar. Örneğin; üst solunum etkileniyorsa hapşırma, geniz akıntısı gibi belirtiler ortaya çıkar, akciğer etkileniyorsa hastada öksürük, hırıltı gibi şikayetler gözlemlenir.

Neden olur?
Alerjilerin oluşmasında genetik ve çevresel olmak üzere iki etken vardır: Genetik etken olarak, annede veya babada alerji varsa çocukta alerji görülme oranı yüzde 30'dur. Ebeveynlerin ikisinde de alerjik bir bünye var ise, çocuklarda alerji görülme oranı yüzde 50'nin üstündedir. Tüketilen gıdalar, hava kirliliği, kapalı mekanlardaki iç ortam kirliliği gibi etkiler alerjilere neden olan çevresel faktörlerdir.

Tüm dünyada insanlar hayatlarının bazı dönemlerinde alerjenlerden etkileniyor. Kentlerdeki nüfusa bağlı olarak hava kirliliğinin artması, sanayi toplumuna geçiş, günlük yaşamda kullanılan malzemelerin niteliği insanlarda alerjik hastalıkları arttıran faktörlerin başını oluşturuyor. Alerjik hastalıklar ülkelerin gelişmişliğiyle doğru orantılı olarak artış gösteriyor. Çünkü kapalı ortamlardaki yaşam, çevresel faktörler, kimyasal maddelerin günlük yaşama katılması gibi birçok durum kişilerde alerjik reaksiyonları arttırıyor. Çocukluk çağındaki enfeksiyonlar da alerjiler için önemli bir diğer nedendir. Araştırmalara göre, çok sık antibiyotik kullanan çocuklar mikroplarla yeteri kadar savaşmadığı için alerjik hastalıklara daha yatkın oluyorlar.

Alerjen nedir?
Alerjiye neden olan maddelere alerjen denir. İnsanlar, çevredeki her maddeye karşı alerji olabilir. Çoğu organik kökenli olan alerjenler her gün karşılaştığımız, temas ettiğimiz, yediğimiz ve içtiğimiz maddelerdir. Örneğin; yumurta, süt, fındık, fıstık, balık, midye gibi bazı yiyecekler, bazı içecekler, balon, emzik, bulaşık eldivenleri gibi materyaller, kedi, köpek, tavşan gibi hayvanların tüyleri, takıların materyalleri, tozlar, küfler, polenler, aspirin, penisilin gibi cankurtaran ilaçlar ve böyle daha binlerce, milyonlarca madde...

Alerjen çeşitleri
Ev tozu akarları: En çok karşılaşılan alerji türüdür. Nezle ve astımın en sık nedeni olan ev tozu akarları, sıcak ve nemli ortamlarda kolaylıkla çoğalan, gözle görülemeyecek kadar küçük canlıların vücut proteinleri ve dışkıları alerjenik özelliklere sahiptir. Akarlara duyarlı kişilerde, solunum yolu ile bu maddeler vücuda alınarak alerjik reaksiyonlar ortaya çıkar.
Polenler: Gözle görülemeyecek kadar küçük olan çiçek polenleri, rüzgarlı havanın etkisiyle çok uzaklara taşınır. Bu polenler hassas kişilerde alerjik nezleye yol açar.
Mantar veya küf sporları: Evlerde çeşitli bölgelerde bu alerjenler bulunur. Serin, karanlık, nemli ve havalandırılmayan ortamlar mantar ve küf oluşumuna zemin hazırlar.
Ev hayvanlarının sebep olduğu alerjenler: Herkes ev hayvanlarını sever, fakat evlerde beslenilen evcil hayvanlar birçok insanın sağlığını olumsuz yönde etkiler. Kedi ve köpeklerin salyaları ve tüyleri ev hayvanlarının sebep olduğu alerjenlere örnektir. Ayrıca hamam böcekleri ve diğer böcekler de alerjik hastalıklara neden olur.
Lateks alerjisi: Lateks bir maddedir ve günlük yaşamda kullanılan birçok maddenin içinde bulunur. Bu maddeleri şu şekilde sıralayabiliriz; bulaşık eldiveni, prezervatif, emzik, bazı tıbbi malzemeler… Yiyecek alerjileri: Bazı maddeler insan vücudunda reaksiyona neden olur. Kuruyemişler, yumurta, süt, çikolata, soya, kabuklu deniz ürünleri, domates, çilek ve yiyecekler alerjiktir.
İlaçlar: Penisilin gibi ilaçlar da alerjendirler.

Çocuklarda alerji
Alerji belirtileri
Alerjik hastalıkların ilk belirtisi bebeklik çağında ortaya çıkan besin alerjileridir. İlk alerjilere örnek, süt alerjisidir. Sonraki dönemde 2-7 yaş arasında en çok bronş alerjisine, 7-8 yaşlardan itibaren de burun alerjilerine rastlanır. Tüm bu hastalıklar birbirine dönüşebilir, çoğu kez bir çocuk değişik dönemlerde farklı maddelere karşı alerjik reaksiyon verebilir. Alerjik tepkimeler bir dizi şikayete neden olabilir. Ölümle de sonuçlanabilen bu alerjenler bazen ciddi belirtilere (anafilaksialerjik şok) sebebiyet verebilir. Genellikle hapşırma, öksürük, sık nefes alma, nefes alamama, astım gibi solunum yoluyla ilgili belirtilerle ortaya çıkar. Ağız yoluyla alınan besinler hem solunum hem deri ve sindirim sistemi belirtilerine yol açabilir. Alerjik hastalıkların tedavisinde temel yöntem, kişiyi alerjenlerden korumaktır. Alerjik hastalığa sahip çocuğun alerjenlerle teması kesilir ve düzenli ilaç tedavisi uygulanır. Hastalığın uzamasını ve kronikleşmesini engellemek için ilaç tedavisi uygulanır.

Alerji çeşitleri
Alerjik hastalıklar içinde en sık (yüzde 10- 20) alerjik rinit'e rastlanır. Erkek çocuklarda ve az kiloda doğan bebeklerde, mevsim geçişlerinin yaşandığı ilk ve sonbahar dönemleri olan polen mevsiminde doğan bebeklerde daha sıktır. Genelde ömür boyu süren, ama ileriki yaşlarda şiddeti azalan bir alerji türüdür. Polenlerin çoğaldığı bahar aylarında ortaya çıkan tipine mevsimsel alerjik rinit denir. Sabah saatlerinde daha çok görülür. Birçok belirtisi olan alerjik rinit'in ilk belirtileri şunlardır: Hapşırma nöbetleri, burun tıkanıklığı, burunda sulu, berrak, sürekli akıntı, gözlerde kaşıntı, sulanma, burun, damak, boğazda kaşıntı, gözlerde kaşıntı, kanlanma, sulanma, öksürük, baş ağrısı... Ağızdan soluk alıp vermeye bağlı olarak ağız kokusu çok sık rastlanır. Alerjik rinitli hastalarda sinüzit belirtileri de bulunur. Yüzde 20'sinde alerjik astım da mevcuttur. Alerjik rinit'in tedavisinde hastalığa sebep olan alerjenlerden kaçınmak gerekir ve hastalara antihistaminik ve kortizon içeren burun spreyleri kullandırılır.
Alerjik astım: Astım, alt solunum yollarının çeşitli maddelere karşı aşırı duyarlılığı sonucu gelişen, özellikle gece artan öksürük, hırıltılı solunum ve nefes almada zorluk ile kendini gösteren bir hastalıktır. Alerjik astımın en önemli özelliği, tedavi ile düzelen ancak tekrarlayıcı olmasıdır. Hastaların yüzde 90'ı, 5 yaş öncesi bulgu verir. Ailesinde astım olanlarda 3 kat daha fazla görülür. Astımlıların yüzde 75-80'inde de alerjik rinit vardır. Astıma neden olan alerjenlerin büyük bir çoğunluğu, sonulunum yoluyla alınan maddelerden kaynaklanır. Çocuklarda astımın en sık nedeni, ev tozu akarlarıdır. Bunun yanı sıra ev hayvanları da ciddi alerjenlere neden olur. Çocukluk çağında görülen astımlarda, polenler gibi ev dışı alerjenlere daha az rastlanır.
Atopik dermatit: Çoğunlukla ilk 5 yıl içinde kendini gösterir. Sürekli tekrarlayan, kaşıntılı, kırmızı, kuru, kabuklanmaya eğilimli deri döküntüleri ortaya çıkar. Bebekler 2-3 aylıkken başlayabilir. Bebeklerin yanaklarından başlayıp ense, kol ve bacakların dış yüzeylerinde ve bilekte oluşur. Cilt kuruluğu vardır. 5 yaşından sonra şiddetini azaltır, 10-12 yaşından sonra yetişkin tip olarak devam edebilir. Tedavi süresince hastanın cildi nemli tutulmalıdır. Doktor kontrolünde kortizonlu kremler ve antihistaminikli şuruplar kullanılabilir. Besin alerjileri: Gıda maddelerine karşı bazı çocuklar aşırı tepki verir. Bu tepkiler, çocukların vücudunun bazı proteinlere alerjik tepki göstermesinden kaynaklanır. Antioksidan, tatlandırıcı, renklendirici, kıvam verici ya da koruyucu olarak besinlere eklenen katkı maddelerine bağlı gelişen reaksiyonlara da çok sık rastlanır. Besin alerjileri çocuklarda erişkinlere göre daha yaygındır. 0-1 yaş arasında çok daha fazla görülür. Bu dönemlerde en sık rastlanılan alerji, inek sütü alerjisidir. Bunun dışında yumurta, soya, fıstık, balık, kabuklu deniz ürünleri ve buğday da önemli alerjenlerdir. Bazı alerjenler geçici olurken, bazı alerjenler de ömür boyu devam eder. Besin alerjileri en çok deriyi etkiler. Besin tüketildikten sonra ciltte kaşıntı, kabarıklık ve kırmızı döküntüler ortaya çıkar. Bu belirtiler genellikle 3-4 saatte kaybolur. Bu alerjenler bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal gibi sindirim sistemi ile ilgili de reaksiyonlar verebilir.
Böcek alerjileri: Çok nadir görülen bu alerji türü, böcek ısırığından sonraki 4 saatte ortaya çıkar. Genellikle ısırılan bölgede kızarıklık ve ağrı oluşur. Atopik yapısı olanlarda anafilaksi gelişebilir. Böcek ısırığı ile karşılaşıldığında en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Kurdeşen (ürtiker): Kaşıntı, kızartı, kabarma ve kaybolma (4K) bulgusu ile kendini gösteren, derinin üst katmalarının yangısıdır. 24 saatte kaybolan ve kronik süregelen formu vardır. Çocuklarda en sık nedeni viral enfeksiyonlardır. Bunların dışında besinler, ilaçlar, parazitler, otoimmün hastalıklar, katkı maddeleri ve nadiren anksiyete de kurdeşene neden olabilir. Tedavi etkene yönelik olmalıdır. Enfeksiyon ve parazitin tedavi edilmesi, alerjenin uzaklaştırılması, ilaçların kesilmesi gibi… Daha sonra antialerjik ilaçlarla en az 1 hafta tedavi edilmelidir. 6 haftadan daha uzun sürerse testleri yapılmalıdır. Daha önce kurdeşen geçiren olguların, hastalığın etkenlerinden kaçınmaları önemlidir. Ayrıca ses telleri ve soluk yollarında hayatı tehdit eden bulgular durumunda; kas içine yapılmak üzere yanlarında EPİ-PEN adrenalin kalem enjektör bulundurmaları, alerjik olduğu ve ilk yapılması gereken müdahalenin yazılı olduğu bir bileklik ya da kart bulundurmaları önerilir.
İlaç alerjisi: İlaçlara bağlı ortaya çıkan reaksiyonlardır. Kaşıntı ve döküntüyle kendini gösterir. Hafif bir cilt reaksiyonundan, hayatı tehdit eden reaksiyona kadar yol açan bir durum sergileyebilir. Bütün ilaçların alerjik reaksiyon yapma potansiyeli vardır. Ancak sıklıkla penisilin türevleri, siklosporin en sık olanlarıdır. İlaç alerjilerinde, ciltte hafif bir cilt yanığı gibi birinci derece yanık olabildiği gibi, tüm cildin ve iç organ tutulumunun da olduğu hayatı tehdit eden ağır formlar da vardır. Dudaklarda, göz kapaklarında, genital bölgede ve el üstlerinde şişlik olabilir. İlaç alerjilerinde mevcut saptanmış ilaç varsa kesinlikle kaçınılmalıdır. Şüphe duyulan varsa büyük alerji merkezlerinde testleri yaptırılmalıdır. Kurdeşen bulguları varsa antihistaminik ilaçlarla tedavi edilmelidir.

Anne babalar çocuklarında alerji olduğunu nasıl anlarlar?
Alerjiden şüphe edilen çocuklara hangi alerji testinin yapılacağına çocuk alerjisi uzmanı, muayene sonrası karar verir. Muayene sırasında hastaların şikayetleri sorgulanır ve yapılan muayene sonrası hastalık hakkında bilgi sahibi olunur; daha sonra alerji testleri ile bu hastalığın alerjik olup olmadığına bakılır. Anne babaların kendi istekleriyle herhangi bir sağlık merkezine gidip çocuklarına alerji testi yaptırmaları doğru değildir. Çünkü her alerjik hastalıkta istenecek alerji testleri farklıdır. Yapılan testlerin sonuçlarının da mutlaka bir çocuk alerji uzmanınca değerlendirilmesi gerekir. Çocukta saptanan her alerji hastalığın kaynağı olmayabilir. Yanlış test sonuçları, hastalığın tedavisinde aksamalara neden olur. Alerji testi kandan ya da ciltten yapılabilir. Çocuklarda alerjiyi arttıran nedenler üzerine yapılan araştırmalar arasında en ilgi çekeni "Hijyen Hipotezi"dir. Hijyen Hipotezi, alerjideki artışı bağışıklık sistemi üzerinden açıklamaktadır. Bağışıklık sistemi bir terazinin iki kolu gibidir, aksi yönlerde çalışan iki farklı sistemden oluşur. Bir kol mikroplarla savaşırken; diğer kol alerjik reaksiyonlardan sorumludur. Bağışıklık sistemi mikroplarla ne kadar çok temas ederse, vücut alerjiden o kadar uzaklaşır. Tam tersine mikropla mücadele kısıtlandıkça bağışıklık sistemi alerji yönüne kayar. Besin alerjisinde, anne sütü alerjiden koruyucu maddeler içerir. Ama maalesef son zamanlarda çalışan annelerin sayısının artması ve mama sektöründeki gelişmeler, annelerin emzirme oranlarını ve sürelerini düşürdü. Günümüzde yeterli miktarda anne sütü alamayan bebekler ileriki yaşlarında da hazır gıdaya yönelerek, yeterince taze meyve ve sebze tüketmiyor. Çocukların bilgisayar ve televizyon önünde hareketsiz bir yaşam sürmesi obeziteye yol açıyor. Obez ve fazla kilolu çocuklarda da alerji ve astım hastalığı daha sık görülüyor.

Ne gibi tedavi yöntemleri uygulanabilir?
Kişinin neye alerjisinin olduğu belirlendikten sonra tedavi yöntemi de ona göre seçiliyor. Bunlar arasında ağızdan alınan ilaçlar, burna sprey şeklinde uygulanan ilaçlar ve aşı tedavisi yer alıyor.

Alerjide dikkat edilmesi gereken durumlar ve korunma yöntemleri
Besin alerjisi riskli bebeklerin korunması için;

-Anne sütü bebeklerin beslenmesinde çok önemlidir. Anne sütü birçok hastalığı önlediği gibi çocukları alerjenlerden korur. Bu yüzden bebekler anne sütüyle beslenmeli, anne sütü yoksa hipoalerjenik formüle sahip mamalar ile beslenmeleri sağlanmalıdır.

-Emziren anneler alerjik besinleri beslenme listelerinden çıkartmalı.

-Ek gıdaya erken başlanmamalı.

-İnek sütüne, yumurta beyazına, fındığa, fıstığa ve balığa erken başlanmamalı. Alerjik nezleye neden olan polenlerden korunmak için;

-Alerjik polenlerden uzak durulmalı.

-Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde sokağa fazla çıkılmamalı ya da maske kullanılmalı.

-Pencereleri ve kapıları mümkün olduğunca kapalı tutun.

-Kullanılan araçlarda polen filtreli klima, hava temizleyici kullanılmalı.

-Yıkanılan çamaşırlar dışarıda kurutulmamalı.

-Sokakta güneş gözlüğü kullanılmalı ve şapka takılmalı.

-Eve gelince el ve yüz ılık suyla iyice yıkanmalı ve cilt polenlerden arındırılmalı.

-Eve gelindiğinde, sokaktaki kıyafetler yatak odası dışında değiştirilmeli.

Ev tozu akarlarına karşı korunmak için;

-Alerjik nemli ve sıcak ortamlar akarların çoğalması için uygun bir ortam olduğu için evler sık sık havalandırılmalı.

-Evde klima varsa nemli havalarda nem giderici konumda sık sık çalıştırılmalı.

-Evde yün halı bulundurulmamalı. Yatak odasında toz tutan eşyalar koltuk, kitap, tüylü oyuncaklar bulundurulmamalı.

-Çarşaf, nevresim takımları ve yastıkları haftada bir 60 derecede en az 30 dakika yıkanmalı.

-Battaniye kullanılmamalı. Yatak ve çarşaflarda alerji kontrol kılıfları kullanılmalı.

-Halı ve koltuklar her hafta elektrikli süpürge ile temizlenmeli.

-Yünlü giysiler giymekten kaçınmalı.

-Evcil hayvanlar mümkün olduğunca yatak ve oturma odasına alınmamalı.

Hamilelerde alerjiler

Alerjik hastalıklar, hamilelikte en çok karşılaşılan sorunlardan birini oluşturur. Nezle, astım, göz nezlesi, ürtiker, anaflaksi, besin ve ilaç alerjileri bu gruptaki hastalıklardır. Hamilelikte alerjenlerin sebep olduğu burun akıntılarıyla sıklıkla karşılaşılır. Burun akıntıları sıvı kaybına yol açar. Bu yüzden de alerjik bir durumda bol bol sıvı tüketilmeli, taze sıkılmış meyve suları içilmelidir. Vitamin değeri yüksek olan bu meyve suları annenin vücut direncini de yükseltir. Alerjiye neden olan nesnelerden uzak durmak, yapılması gereken en önemli şeydir. Anne adaylarının hamilelik sırasında, etraftaki tozlara karşı alerjisi olabilir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında anne adayının yaşadığı evin sıklıkla temizlenmesi ve havalanması gerekir. Bunun için anne adayı bir yakınından ya da bir başkasından yardım alabilir. Ev temizliğinde kullanılan malzemelerin kalitesi ve türü çok önemlidir. Örneğin; tozu içine hapseden izole bezler kullanmak, elektrikli süpürgelerin tozu emmesi ve koku yaymaması önemlidir. Astım ve alerjik problemi olan kadınların hamilelik öncesinde gerekli alerji testleri yaptırması gerekir. Anne adayının duyarlı olduğu alerjenlere karşı duyarsızlaşma yapılarak hamilelik sırasında oluşabilecek krizlere karşı önlem alınabilir. Alerji testleri hamilelik sırasında da yapılabilir. Fakat aşırı bir reaksiyon oluştuğu takdirde bu, bebeğe de zarar verebilir. Bundan dolayı alerji testlerinin hamilelik öncesinde yapılmasında fayda vardır.

Hamilelikte görülen alerji tipleri
Alerjik hastalıklar, problemli hamileliklerde en çok karşılaşılan hastalıklardır. Doktorlar hamilelik esnasında, alerjik hastalık tedavisi için ilaç önerirken sıkıntıya düşerler. Bu nedene jinekolog ve alerji uzmanı anne adayının tedavi sürecinde işbirliği içinde olmalıdır. Hamilelikte görülen alerji tiplerini şöyle sıralayabiliriz:

Astım: Özellikle hamileliğin 24. ve 26. haftalarında astım, bulgular açısından ciddi boyutlara ulaşır. Bu durumda kontrollü bir şekilde günlük KS (inhale kortikosteroid) dozlarını artırmak gereklidir. Hamileliğin son 3 ayında ise teofilin gibi ilaçların vücuttan atılımı azaldığı için, bu ilaçların kullanımında dikkatli olunmalıdır.

Hamilelikte rinit: Bu konuyla ilgili araştırma sonuçları çok azdır. Özellikle alerjik olmayan rinit'te (vazomotorrinit), hamilelik esnasında vücutta normalden daha fazla kan miktarı olduğundan burun içi damarlarda göllenme nedeniyle ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Ayrıca, hamilelikte artan kadınlık hormonlarından progesteronun da damar genişletici etkisi nedeniyle alerjik olmayan rinit bulguları görülebilir.

Hamilelikte anafilaksi: Anaflaksi vücutta alerjen maddelere karşı oluşabilen ciddi bir alerjik reaksiyon biçimidir. Hamilelikte anafilaksi görülme sıklığında bir azalma olduğu gözlenmiştir. Bu dönemde histamin düzeyinin azalması anafilaksi gibi ağır tabloların görülmesini engeller. Eğer hamilelik esnasında herhangi bir alerjik reaksiyon nedeniyle anafilaksi gelişirse, tedavi süreci hamilelik dışındaki gibi seyreder.

Ürtiker: Halk arasında bilinen adıyla kurdeşen ve vücutta belli bölgelerin şişmesi (anjioödem) hamilelikte progesteronun alerjik etkilerinden dolayı en çok karşılaşılan klinik durumlardır. Bununla birlikte bunları hamilelik kaşıntısından ayırt etmek gerekir.

Atopik dermatit: Bu hastalık hamileliği çok az etkiler ya da hiç etkilemez.

İlaç alerjisi: Hamilelik dışı duruma göre oldukça az görülür. Çünkü bu dönemde anne adayları daha az ilaç kullanır. Ancak; hamilelik döneminde penisilin, insülin ve az da olsa oksitosin alerjisine rastlanabilir. Bu ilaçların kullanımı zorunlu ise, bunlara karşı duyarsızlaştırma yapılabilir.

Hayvan tüyü alerjisi: Hayvanların salgıladığı sıvılara ve hayvan tüylerine karşı alerjisi olan anne adayları da vardır. Bu konuda hassas olan anne adayları, hayvanlardan mümkün olduğunca uzak durmalıdır. Evde hayvan beslememeli, evcil hayvanı olan bir arkadaşını veya yakınını ziyaret etmemelidir. Evcil hayvana sahip bir yakın, anne adayını ziyarete geldiğinde, evcil hayvanlar yanlarında getirilmemelidir.

Hazırlayan: Zuhal K. Eyüboğlu

BİZE ULAŞIN