Hamilelerde ve çocuklarda kış hastalıkları

Hamilelerde ve çocuklarda kış hastalıkları

Soğuk havalar birçok hastalığı da hayatımıza taşıyor. Grip ve nezle bu hastalıklardan en çok karşımıza çıkanlar... Hamileler, bebekler ve çocukların kış aylarında hastalıklardan mutlaka korunmaları gerekiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Nihal Erdoğan ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Ersoy, kış hastalıklarının belirtilerini ve bunlardan korunma yollarını anlattı. Sağlıklı bir kış geçirmeniz dileğiyle…

  • Sağlık
  • Cuma 25.08.2017 14:10
Hamilelerde

Kışın hangi hastalıklar görülebilir?

Hamilelikte kışın grip ve üst solunum yolu hastalıkları sıklığı artar. Üst solunum yolu deyince; burun, sinüsler, yutak (farinks) ve gırtlak (larinks) anlaşılır. Bu bölgelerin iltihaplarına da üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) denir. Üst solunum yolu; kulak ve alt solunum yolları ile bağlantılı olup, enfeksiyon durumunda bu bölgeleri de etkiler. Teorik olarak soğuk algınlığı, grip, farenjit, sinüzit ve larenjit gibi iltihapların hepsi üst solunum yolu enfeksiyonu kapsamına girer. ÜSYE'ye virüsler neden olur, bazen bakteriyel enfeksiyonlar eklenir. ÜSYE denilince genel olarak soğuk algınlığı veya grip anlaşılır. Farenjit bu durumlara sıklıkla eşlik eder. Sonbahar ve kış aylarında bu mikroorganizmaların doğada görülme sıklığı artar. Kapalı yerlerde (okul, kreş, kışla, işyeri vb) uzun süre kalınması, buraların iyi havalandırılmamaları, soğuğun vücut direncini düşürmesi, sigara dumanı, yetersiz-dengesiz beslenme ve bazı çok iyi bilinmeyen mekanizmalarla bu aylarda ÜSYE görülme sıklığı artar. Normal zamanlarda bile çok rahatsızlık verici olan bu durum; hamilelikte hem daha çok sıkıntı yaratır hem de anne adaylarının bebekleri açısından endişelenmesine neden olur. Grip ve soğuk algınlığı birbiriyle çok sık karışır, ancak birbirlerinden çok farklı iki durumdur. Nedenleri ve sonuçları farklılık gösterir. Her iki hastalık da virüslerle oluşur; grip Influenza A,B,C adı verilen 3 tür virüsten oluşurken, soğuk algınlığı iki yüzden fazla virüsten kaynaklanır. Soğuk algınlığı genellikle burnu etkilerken, grip tüm vücudu etkiler. Her iki hastalık da damlacık enfeksiyonu şeklinde havadan bulaşır. Virüsü taşıyan kişi hapşırdığında milyonlarca virüs havaya karışır ve kişinin göz, burun ve ağzından girerek enfeksiyona neden olur. Virüsü alan kişi bundan sonraki ilk iki gün civarında en fazla bulaştırıcılığa sahiptir. Öte yandan eller de bulaşmada rol oynayabilir.

Soğuk algınlığı ve nezle

Soğuk algınlığı; üst solunum yollarını etkileyen virüslere bağlı hastalıklara verilen genel isimdir. Nezle ve soğuk algınlığı yaklaşık anlamlardadır, nezle de rinovirüslere bağlı bir üst solunum yolu viral hastalığıdır ve daha çok burunu etkiler. Nezle ve soğuk algınlığında burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, gözlerde kızarıklık, sulanma, hafif boğazda yanma, boğaz ağrısı ve hafif öksürük olabilir; ancak şiddetli öksürük, balgam, halsizlik, yüksek ateş, baş ağrısı gibi kişiyi yatağa bağlayacak şikayetler görülmez, sıklıkla kişi ayakta atlatabilir. Sıklıkla şikayetler bir hafta sürer. Nezle ve soğuk algınlığı gibi virüs enfeksiyonlarında spesifik bir ilaç tedavisi yoktur. Antibiyotikler virüslere etki etmezler, bakterilere etki ederler bu nedenle bu hastalıklarda kullanılmazlar. Bu hastalıklarda istirahat, bol sıvı alma, vitamin takviyesi ve ağrı kesici ateş düşürücü ilaçlarla tedavi yapılır. Hamilelikte ağrı kesici ve ateş düşürücü dahil hiçbir ilacın doktora danışılmadan kullanılmaması gerekir.

Grip

Kas ağrısı, kuru öksürük, burun tıkanıklığı, soluk almada güçlük, burun akıntısı, ateş, titreme, şiddetli olabilen baş ağrısı, iştahsızlık, halsizlik ve yorgunluk gibi belirtilerle kendini gösterir. Antibiyotikler virüsler üzerinde etkili değildir, bu nedenle antibiyotik kullanılmamalıdır. Salgın dönemlerinde kapalı yerlerde fazla uzun kalmamak ve elleri sık sık yıkamak koruyucu olabilir. Örneğin; alışveriş merkezlerine gidilecekse, çok yoğun olmadığı sabah saatleri tercih edilmelidir. En iyi ve en etkili destek tedavisi istirahattır. Eğer mümkünse yatak istirahatı yapılmalıdır. Yatarken başınızı yukarıda tutmak (2 ya da daha fazla sayıda yastık ile yatmak) geniz akıntısının vereceği rahatsızlığı azaltacaktır. Bulunulan ortamın yeteri kadar sıcak olmasına ve iyi havalandırılmasına dikkat edilmelidir. Havanın kuruması engellenmeli, nemli olması sağlanmalıdır. Yeteri kadar sıvı alımı son derece önemlidir. Hamile kadın günde en az 10 bardak sıvı almalıdır. Alınan sıvı, su veya meyve suyu olmalıdır. Boğaz ağrısını gidermek için pastil kullanılabilir. Burun tıkanıklığı için tuzlu su ya da okyanus suyu kullanılabilir. Yakınmalar düzeldiğinde hemen normal aktiviteye dönülmemeli, tam bir iyileşme için bir süre daha dinlenmeye devam edilmelidir.

Grip aşısı

Hamilelik, tek başına üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalanmak için bir risk oluşturmaz. Ancak hamile bir kadın enfeksiyona yakalandığında komplikasyon görülme ihtimali çok daha artar. Aynı yaş grubundan kadınlar karşılaştırıldığında; hamile olanların üst solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle hastaneye yatırılarak tedavi edilme oranlarının, hamile olmayanlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Hamilelik; kişinin bağışıklık siteminin yanı sıra dolaşım ve solunum sisteminde de değişikliklere neden olarak, komplikasyonlar açısından daha yüksek risk altında olmalarına yol açar. Öte yandan hamileliğin son dönemlerinde gribe yakalanan bir anne adayının doğum sonrası hastalığını bebeğine geçirme ihtimali fazladır. Grip aşısı, canlı virüs içermeyen, hamilelikte ve emzirme döneminde kullanılabilen güvenli bir aşıdır. Amerikan Jinekolog ve Obstetrisyenler Birliği (ACOG), 2000 yılı aralık ayında yayınladığı görüşünde; salgın mevsiminde hamileliğinin ikinci ya da üçüncü trimesterinde olan kadınlara grip aşısı olmaları önerilir. Yine aynı bildiride şeker hastalığı, astım ve hipertansiyon gibi yüksek risk durumların varlığında, hamilelik yaşına bakılmaksızın grip aşısı yapılması önerilir. Bu gibi yüksek risk faktörleri olmayan kadınlarda ise aşının ilk trimester sonunda yapılması doğru olur. Bununla birlikte aşı sonrası annede gelişen antikorlar bir miktar bebeğe de geçerek yaşamının ilk aylarında onu da gribe karşı koruyacaktır. Grip mevsimi genellikle Kasım-Nisan aylarını kapsar. Aşı için en ideal dönem Ekim ayı ile Kasım ayı ortasına kadar olan zaman aralığıdır. Aşı sonrası antikor üretilmesi ve koruyuculuğun başlaması için 1-2 haftaya gerek vardır. Grip aşısının koruyuculuğu yüzde 70-90 arasında değişir. Olası yan etkileri şunlardır; enjeksiyon alanında lokal hassasiyet ve şişlik, hafif ateş ve halsizlik, nadiren alerjik reaksiyon. Grip aşısı gribe neden olmaz. Aşı sonrası ilk 2 hafta içinde görülen üst solunum yolları enfeksiyonları tamamen tesadüfidir ve aşı ile bir ilgisi yoktur. Öte yandan aşı hazırlanırken yumurta kullanıldığı için yumurta alerjisi olanlarda grip aşısı kontrendikedir ve yapılmamalıdır. Tedavide ise ne yazık ki her iki hastalık için de etkili herhangi bir tedavi yoktur. Hiçbir ilaç ya da uygulama, hastalığın süresini kısaltmaz. Ancak yakınmaların daha hafif ve daha az rahatsızlık verecek şekilde atlatılmasına yardımcı olabilecek destek tedavileri uygulanmalıdır.

Tonsillit (Bademcik iltihabı)

Bademcikler, lenf düğümcükleridir. Ağzınızın gerisinde her iki yanda birer tanedir. Diğer görevlerinin yanında ağza giren zararlı mikroorganizmaları filtre etmek de vardır. Fakat çok fazla bakteri girince direnemezler; iltihaplanır ve şişerler. Buna bademcik iltihabı (tonsilit) denir. Boğaz ağrısı, baş ağrısı, ateş, üşüme , titreme, boğazda ve çenede ağrıyan bezler halinde belirtiler gösterir. Tonsilit belirtileri gribinkilere benzer. İlk oluşumuna yol açabileceği için, tonsillit mutlaka tedavi edilmelidir. Kendinizde tonsillit belirtileri görürseniz; bol bol dinlenin, yumuşak yiyecekler yiyin ve boğazınızı rahatlatacak sulu gıdalar alın. Ilık tuzlu suyla gargara yapmak ağrıyı azaltır. Bir bakteri enfeksiyonu söz konusu olursa, doktorunuz ağızdan antibiyotik alınmasını tavsiye edebilir (10 gün kadar). Belirtiler birkaç günde geçer.

Sinüzit

Burun çevresindeki sinüs adı verilen boşlukların iltihaplanmasına sinüzit adı verilir. Burun ve sinüsler; bakteri ve virüslerin sık sık yerleşip iltihap yaptığı bölgelerdir. Bu bölgelerde her zaman iltihaba yol açacak bakteri ve virüs bulunur ancak normal çalışan bir sinüste iltihap her zaman olmaz. Eğer sinüsün normal çalışmasına engel olacak bir durum varsa kolaylıkla sinüs iltihabı (sinüzit) gelişir. Sinüzit en çok nezle, grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları sonrası gelişir. Bu tür infeksiyonlarda sinüslerin burun içine açılan delikleri ödem nedeniyle kapanır ve sinüs salgıları burun içine boşalamaz. Ayrıca sinüslerin havalanması da bozulur. Bu durumda sinüs içerisinde kolayca iltihap gelişir. Sinüzit genel olarak akut ve kronik olarak ikiye ayrılır. Akut sinüzit, yeni oluşan sinüzit anlamına gelir. Uygun tedavi edildiğinde tamamen iyileşir. Ancak kronik sinüzit sinüslerde sürekli bir iltihap anlamına gelir ve tedavisi de zordur. Akut ve kronik sinüzitin belirtileri birbirinden farklıdır. Akut sinüzitte şikayetler daha şiddetlidir. Hastayı en çok rahatsız eden şikayetlerden biri ağrıdır. Bu hangi sinüsün iltihaplandığına göre baş ağrısı, yüz ağrısı, göz çevresinde ağrı şeklinde olur. Genellikle öne doğru eğilmekle artar. Ayrıca burun tıkanıklığı, burun akıntısı, koku duyusunda azalma, geniz akıntısı, ateş, çene ve dişlerde ağrı, ağız kokusu, burun kanaması, göz kapakları ve yüzde şişme gibi belirtiler olur. Öksürük, hem akut hem de kronik sinüzitin belirtisidir. Kronik sinüzitte şikayetler daha uzun süreli olmasına rağmen daha hafiftir. Ağrı daha seyrek hatta bazen yoktur. Kronik sinüziti olan hastalar bazen akut dönemler yaşayabilirler. Hastaların sinüzit olmamak veya olunursa kolay tedavi edilebilmek için soğukta kalmamak, saçları ıslak bırakmamak, yaşanılan ortamın nem ve ısısını uygun ayarlamak, sigaranın dumanında dahi kalmamak, alerjiye yol açabilecek toz, dumandan uzak durmak gibi önlemler alınabilir. Sinüzit tedavisinde amaç bakterilerin yok edilmesi ve sinüslerin buruna açılan deliklerinin açılmasını sağlamaktır. Bu delikler açılmazsa sinüs iltihapları yok edilemez. Bakterilerin yok edilmesi antibiyotiklerle olur. Antibiyotik tedavisi en az 10 gün hatta bazen 15-20 gün sürmelidir.

Orta kulak iltihabı (Otitis media)

Otitis media (orta kulak iltihabı) orta kulakta çeşitli nedenlere bağlı olarak enfeksiyon gelişmesi sonucunda olur. Bir veya her iki kulakta da olabilir. Çoğunlukla çocuklarda görülmekle birlikte, ara sıra erişkinler de bu hastalığa yakalanabilir. Sıklıkla kış aylarında veya ilkbahar mevsiminin ilk aylarında görülür. Nezle, grip, alerji veya üst solunum yolu enfeksiyonları esnasında östaki borumuz tıkanır ve kulak zarı arkasında bakteri ve virüsleri içeren sıvı birikimine yol açar. Bu enfeksiyona akut otit, akut otitis media veya orta kulak iltihabı adı verilir. İltihabın birikmesi basınç artışına ve bu da kulak ağrısına yol açar. Ayrıca kulak zarında kızarıklık ve bombeleşme oluşur. Kulak zarı bu durumda uygun şekilde titreşemeyeceği için hastanın işitmesi azalır. Kulak ağrısı, kulaklarda dolgunluk hissi, işitme problemi, baş dönmesi, denge kaybı, bulantı-kusma, kulak akıntısı ve ateş şeklendi belirtilerle kendisini gösterir. Erken ve etkin tedavi uygulanmadığı durumlarda, kulak enfeksiyonu kronikleşebilir ve kalıcı işitme kayıplarına neden olabilir. Otitis media zamanında ve uygun şekilde tedavi edilirse genellikle ciddi değildir. Doktorun yardımıyla işitme düzelecektir. Yeter ki doktorunuz hastalığın tamamen düzeldiğini söyleyene kadar tedaviyi düzgünce uygulayın!

Faranjit

Küçük dilin arkasında bulunan bademciklerin olduğu bölgenin iltihaplanmasına verilen isimdir. Bir diğer tanım ile boğaz iltihabıdır. Aynı zamanda, sinüslerin iltihaplanması ya da ağız içinde oluşan enfeksiyonlar da faranjite neden olur. Kış aylarında daha sık görülen faranjit, genellikle küçük çocuklarda çok sık rastlanılabilen bir hastalık olup, yetişkinlerde kronikleşmiş olabilir. Boğaz ağrılarının nedenleri, sigara kullanımına bağlı olmakla birlikte pasif içicilerde de görülebilir. Ayrıca katı yiyeceklerin boğazı tahriş etmesi, boğaz ağrılarına neden olmaktadır. Hava koşulları, boğaz ağrılarını tetikleyen bir başka faktördür. Genelde kuru havada boğaz ağrıları sıkça görülür. Hamileliğin son trimesterinde artan reflü irritasyon ile faranjite sebep olur. Belirtileri; boğaz ağrısı, boğazda yanma ve tek taraflı yutkunma güçlüğü vardır. Bu belirtilere ek olarak ateş, ses kısıklığı ve yorgunluk eklenir. Faranjit tedavisi antibiyotik tedavisi ve dinlenerek yapılır. Doktor tarafından önerilmeyen ilaçlar isteğe bağlı kullanılmamalıdır.

Kış hastalıklarından korunmak için

Kış mevsiminde sebze ve meyveleri dengeli tüketmelisiniz. Özellikle C vitamini yönünden zengin portakal, mandalina, greyfurt, kivi ve narı ara öğünlerinizden eksik etmemelisiniz. C vitamini ayrıca ıspanak, karnabahar, maydanoz ve yeşil biberde bol miktarda bulunur. Hamileliğin son aylarına yaklaşılmışsa portakal, mandalina, greyfurt gibi C vitamini yüksek ancak gaz yapıcı oranı da yüksek olan meyveler gaz şikâyetlerine ve reflü gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarına da neden olabilir. Bu nedenle; bu meyveleri tüketirken birtakım noktalara dikkat etmek gerekir. Gaz yapıcı özelliği olan portakal, mandalina ve greyfurt gibi meyveler akşam yemeğinden sonra, yatmadan hemen önce yenmemelidir. Sabahları kahvaltıda taze sıkılmış portakal, greyfurt, mandalina suyu veya bu meyveleri posasıyla yemek yani suyunu sıkmadan tüketmek de daha iyi olur.

Çocuklarda

Kışın çocuklar neden daha çok hastalanır?

Kış mevsiminde havaların soğumasıyla nezle, grip, RSV (Respiratuar Sinsial Virus) gibi mikropların ortaya çıkması kolaylaşır. Bu mevsim hava kirliliğinin arttığı bir dönemdir. Toplu ve sıkışık ortamlarda yaşanması (kreş, okul) ile birlikte kapalı ortamlarda daha uzun süre bulunulması bu mikropların salgın biçimde toplumu etkilemesine zemin hazırlar. Vücudu etkileyen olumsuz faktörler de enfeksiyonlara yatkınlığı arttırır, direnci düşürür ve daha kolay hastalanmaya neden olur; fiziksel stresin sıcak havalara göre daha fazla görülmesi, cilt ve ağız-burun dokusunun kuruması, bağışıklık sisteminin yeterince çalışmaması, ağır ve sağlıksız gıdalara yönelme, aktivitenin azalması hastalıkları kolaylaştırır.

En sık rastlanan kış hastalıkları nelerdir?

Çocuklarda en çok görülen kış hastalığı nezle olup, bunu grip, farenjit, tonsilit(bademcik iltihabı), sinüzit, otit(orta kulak iltihabı), trakeit (nefes borusu iltihabı), larenjit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları; bronşit, bronşiolit(bronş iltihabı), zatürree gibi alt solunum yolu enfeksiyonları izler. Ayrıca astım hastalığının da kışın olumsuz şartlarından etkilenip daha sık ortaya çıktığını unutmamak gerek. Bunun dışında Hepatit A (sarılık), viral ishaller (özellikle rota virüs enfeksiyonu) kış mevsiminde görülen hastalıklardır.

Nezle

En sık görülen kış hastalığıdır. 150'den fazla farklı etken vardır. Yıl içinde bir çocuk 8-10 kez bu hastalığa yakalanabilir. Kuluçka süresi 1-4 gündür. Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, öksürük, hafif ateş, boğaz ağrısı, halsizlik sık görülen belirtilerdir.

Grip

Kuluçka süresi 2-3 gün olup, klasik belirtileri 38° C üstünde ateş, genel vücut kırgınlığı, baş ağrısı, yorgunluk, kuru öksürük, bazen de boğaz ağrısı ve burun tıkanıklığı şeklindedir. Aşı ile korunmak mümkün olup, nezleden daha ağır bir tablodur. Nezle ile grip iki farklı hastalık olup, sıkça karıştırılır. Gripte; yüksek ateş, öksürük, genel vücut kırgınlığı ön planda iken, nezle de; burun akıntısı-tıkanıklığı, hapşırma, boğaz ağrısı daha sıktır. Grip başka hastalıklara daha sık sebep olur.

Sinüzit

Başın ön tarafında bulunan içi hava dolu boşlukların iltihabıdır. Burun tıkanıklığı, iltihaplı burun akıntısı, ağız kokusu, uzun süren öksürük, bazen de ateş, baş ve yüzde ağrı gibi belirtileri vardır. Genellikle soğuk algınlığı bulgularını takiben ortaya çıkar. Diş hastalıkları, sigara ve kirli hava da hazırlayıcı faktörlerdir.

Otit (kulak iltihabı)

Nezle ve burun tıkanıklığı takip ederek ortaya çıkar. Biberon kullananlarda daha sıktır. Ateş, huzursuzluk, kulak ağrısı gibi bulguları vardır. 1 yaşın altında görülme sıklığı yüzde 70'lere kadar çıkar ve bunların çoğunda da tekrarlar.

Krup sendromu (Laringit, trakeit, epiglattit)

Etken genellikle virüslerdir. Bazen aniden, bazen de kısa soğuk algınlığı bulgularından sonra ortaya çıkar. Nefes almada güçlük, göğüs kafesinde çekilmeler, hızlı soluma, havlar tarzda öksürük şeklinde özellikle geceleri kötüleşen belirtiler verir. Çoğu zaman hastanede yatarak tedavi gerektirir.

Tonsilit, Faranjit

Yüksek ateş, yutma güçlüğü, boyunda ağrılı lenf bezleri ve bazen kusma gibi belirtiler gösterir. 1 yaşından önce seyrek olup, 4-7 yaş arası sıktır. Etken yüzde 80'lere varan oranda virüslerdir.

Bronşiolit

Akciğer içindeki küçük solunum yollarının iltihabıdır. 2 yaşın altında görülür. Aniden başlayan burun akıntısı, öksürük, hırıltı, hızlı soluma ve solunum sıkıntısı ile beraberdir. Kalp atımları hızlanır, göğüs duvarında çekilmeler olur. RSV (Respiratuar Sinsial Virus) mikrobu en büyük etkendir. Ciddi bir tablo olup, bir kısmı hastaneye yatarak tedavi görmek zorunda kalır.

Bronşit

Genellikle soğuk algınlığını izleyerek ortaya çıkan, bronş yüzeyinde oluşan iltihaplanmadır. Çok yüksek olmayan ateş, balgam çıkarma, öksürük, büyük çocuklarda göğüs ağrısı ile seyreder. Öksürük ve balgam çıkarma 2 hafta kadar sürer.

Pnömoni (zatürree)

Akciğer dokusunun iltihabıdır.

Korunmak için neler yapmak gerekir?

-Mümkün olduğunca hasta kişilerden ve kalabalıktan uzak durulmalı, bu kişilerle temas sonrası eller iyice yıkanmalıdır.
-Parmaklar burun ve gözden uzak tutulmalıdır.
-Oyun sonrası oyuncaklar ve oyun alanları temizlenmeli ve yıkanmalıdır.
-Banyoda hasta kişiler için farklı bir havlu bulundurulmalıdır.
-Sinüslerin, ağız ve burun dokusunun kurumaması için ortam nemlendirilmeli ve yeterince sıvı alınmalıdır.
-Öksürme, hapşırma esnasında ağız-burun mendil ile kapatılmalı, mendil çöpe atılmalı, mendil yoksa ağızburun ön kolla kapatılmalıdır.
-Hasta çocukların yeterince istirahatı sağlanmalıdır. Eğer çocuğunuz okula gidiyorsa, diğer çocuklara hastalığın bulaşmasını önlemek için okula göndermeyin. Ayrıca durumu bildirerek diğer çocukların korunması ve tedbir almaları için okul öğretmeni ve idaresine hastalık hakkında bilgi verilmesi de faydalı olacaktır.
-Eğer çocuğunuzu evde tutmanızın gerekip gerekmediğinden emin değilseniz; bu konuda hekiminden ya da okul hemşiresinden hastalığın bulaşıcı olup olmadığı, öyleyse ne kadar sürdüğünü konusunda yardım alın. Çalışıyorsanız ve bakıcınız yoksa zorlanabilirsiniz ama unutmayın ki; çocuğunuzun evde bir gün geçirmesi, onun ve okul arkadaşlarının sağlığı için en iyisi olacaktır.
-Giyime özen gösterilmeli, soğuktan koruyacak biçimde giyinilmesinin yanı sıra terlememeye dikkat edilmelidir.
-Sabah kahvaltılarına ve enerji verecek mevsim sebze-meyve tüketilmesine ağırlık verilmelidir.
-Hasta anne emzirmeye devam etmeli, bebeği emzirme ve altını değiştirme esnasında tek kullanımlık maske kullanmalıdır.
-Aşı ile önlenebilecek hastalıklar için gerekli aşılar doktorun önerdiği şekilde uygulanmalıdır.
-Eğer çocuğunuzda nefes alma güçlüğü varsa, hırıltısı gittikçe şiddetleniyorsa, eskisine göre daha hızlı nefes alıp veriyorsa, morarması oluyorsa, dalgınlaşmaya başlamış ise gecikmeden doktora götürülmelidir.

Savunması zayıf düşmüş çocuklarda, bazen hasta kişilerden solunum yolu ile bulaşabilirse de bazen kendi ağız-boğaz kanalında bulunan mikropların akciğerlere ulaşması sonrası ortaya çıkar. Yüksek ateş, öksürük, kirli (yeşil, sarı) balgam, yan ağrısı, hızlı soluma gibi bulgularla ortaya çıkar. Ağır bir klinik tablo olup, çoğu zaman hastane tedavisi gerektirir. Üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının dışında 2 yaş altında rota virüs ishalleri, 2 yaş üstünde Hepatit A (sarılık) gibi sindirim sistemi hastalıkları da kışın görülebilen hastalıklardır. Her iki hastalık da aşı ile önlenebilir. El temizliği ve tüketilen gıdaların temizliğine dikkat etmek bulaşma oranını azaltır.

Bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için neler yapmak gerekir?

Bebeklerin emzirme döneminde mutlaka anne sütü ile beslenmesi (ilk 6 ay tek başına, 2 yaşına kadar karışık beslenme şeklinde) bebeklere zatürree, ishal, çocukluk çağı hastalıkları gibi hastalıklara karşı koruma sağlayacaktır. Anne sütündeki antikorlar mikroplara karşı bebekte direnç oluşturacaktır. Ayrıca anne sütü bebeğin bağışıklık sistemini de güçlendirir. İyi ve dengeli beslenme her dönemde bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar. Yoğurt ve kefir gibi besinler, içerdiği probiyotikler sayesinde bağırsak florasını güçlendirir. Başta ishaller olmak üzere pek çok enfeksiyon hastalığından korunmayı sağlar. C vitamini de bağışıklık sitemini güçlendirir. Taze meyve ve sebzeler önemli C vitamini kaynaklarıdır. D vitamini de enfeksiyonlardan korunmayı sağlar, bağışıklık sistemini güçlendirir. Bunun için süt ve süt ürünlerinin mutlaka yeterli düzeyde tüketilmesi gerekmekte ve yeterli güneş ışını almalıdırlar. Bunun için güneşli havalarda güneşten hem kendimizi hem çocuklarımızı mahrum etmemeliyiz. Uyku ve egzersiz bağışıklık sistemini desteklediğinden; bir uyku düzeni oluşturarak çocukların uykularını almalarını sağlamalıyız ve temiz havada yürüyüş, bisiklete binmek gibi aktivitelere çocukları yönlendirmeliyiz.

Kışın sokağa çıkarken bebekleri nasıl giydirmeliyiz?

-Bebeklerde deri, erişkinlere göre birçok yönden farklılık gösterir. Her şeyden önce bebeklerde deri altı yağ dokusu ve dış deri tabakası daha incedir. Bu nedenle esnekliği daha azdır, istenmeyen maddeler kolayca emilebilir, daha çok nem ve ısı kaybı olur.
-Erişkinlere göre daha savunmasız olan bebek cildi, soğuk havalardan çok daha fazla etkilenir. Bebekler soğukta vücut ısılarını çok çabuk kaybederler. Bu nedenle özellikle minik parmakları, ayakları, burun, kulak ve yanakları donmaya yatkındır.
-Donmayı anlamak çok zor değildir. Etkilenen bölgenin çok soğuk hissedilmesi ve beyaz ya da sarımsı gri görünümü ile kolayca şüphelenilebilir. Eğer donma ile karşılaşılırsa hemen o bölgeler, avuçlarımızın arasına alarak ya da çıplak tenimize temas ettirilerek ısıtılmaya çalışılmalı ve en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Herhangi bir ısıtıcı ile doğrudan ısıtmaya kalkmamak gerekir. Zira bebeğimizin incecik nazik derisi bu kez kolayca yanma tehlikesi geçirebilir. Hava en iyi yalıtkan olduğundan sadece bebeklerimizi kat kat ancak hafif ve konforlu giysilerle giydirmek soğuktan etkili şekilde korur. Aynı zamanda daha sıcak ortamlarda bunların bazılarını üzerinden çıkararak aşırı terlemesi de önlenmiş olur.

Hazırlayan: Işıl Evrim AKGÜN
BİZE ULAŞIN