Üç duraklı bir sergi

Ressam Ergin İnan ve heykeltıraş Johan Tahon'un, eserlerinden oluşan 'Hemisphere' Aya İrini'den sonra Galeri Artist ve Füsun İnan Galerisi'nde...

Cumartesi 18.09.2010
ABONE OL
45 yaşındaki heykeltıraş Johan Tahon, aralarında pek az benzerlik bulunan desen, heykel ve resimlerini, aynı sergide buluşturdu. Onların amacı, aynı çıkış noktasının ne kadar farklı yerlere gidebileceğini göstermek. Soyut resimleri ve böcek desenli mektuplarıyla tanınan ressam ve akademisyen İnan, ve eğip bükerek kullandığı insan figürleriyle tanınan Belçikalı heykeltıraş Johan Tahon sergilerinde insanı, gökkubbeden yola çıkarak odak noktası yapıyor. Galeri Artist tarafından düzenlenen Istanbul 2010 Projects etkinliklerinden olan 'Hemisphere' sergisi, İstanbul'un en eski kiliselerinden Aya İrini'de, 12 Eylül'e dek bir hafta süreyle sergilendi. Sergi bu cuma, 28 Eylül'e dek kalacağı Galeri Artist'e taşınıyor. Heykel ve resimlerden oluşan serginin desen çalışmalarından oluşan kısmıysa 25 Eylül'e dek Füsun İnan Sanat Galerisi'nde. Ressam İnan'la konuştuk.
- Serginin ilk kısmı Aya İrini'de açıldı, eserler orası için hazırlandı. Oraya sizi taşıyan ne oldu? - Ben doğduğum yer olan Malatya'dan sonra, yeni yerlere hep oraya dönerek baktım. Ama bilinçli sanat eğitimi aldıktan sonra bu yaşadıklarınız, birikiminiz sizi Aya İrini'ye kadar taşıyor. Ben o kubbenin atmosferinin altında olmayı çok istemiş, hep hayal etmiştim. Sergi, o hayalin üzerine şekillendi. Gökkubbe deyince hayatta nerede yoğunlaştığımıza baktık. İki sanatçı zıt gibi görünüyoruz ama zıtlar her zaman birbirini tamamlar. Kırmızının yeşile dönüşmesi gibi, biz de birbirimizi tamamladık.
- Aya İrini'nin sizin için önemi nedir, ilk kez ne zaman gördünüz? - İstanbul'a ilk geldiğim gençlik yıllarımda gördüm. Oradaki ikonaları düşündüm, konuyu da öyle ele aldım. Resimsel düşüncem içinde bir İsa figürü, bir de melek figürü yaptım. Resimde ifade ettiklerinizi hiçbir zaman yazıyla ya da düşünceyle ifade etme gücüne sahip değilsiniz; o soyut dünyaları birleştiriyorsunuz. Fırçanızdan renk çıkıyor ve kendiliğinden şekilleniyor. İlk ortaya çıktığında bir İsa figürü olmasa bile, daha sonra onun bir İsa figürü olduğunu anlayıp 'İşte bu,' diyorum. Johan Tahon ise tamamen farklı boyutta işler; büyük, yüksek heykeller üretti. Ama her ikimizin de işleri uyumlu oldu.
- Johan Tahon'la bu sergiye karar vermeniz nasıl oldu? - 23 senedir tanıdığım bir dostum bizi tanıştırdı. O sırada Johan Tahon kendi çevresinde genç bir sanatçı olarak epey ünlenmişti. Ben de onunla Aya İrini düşümü paylaştım ve böylece yola çıktık.
- Serginin desen boyutu da var. Siz desen üzerine akademik çalışmalar da yaptınız. Nedir deseni önemli yapan? - Bence desen önemli. Öğrencilere de onu söylüyorum, resimle birleştirmelerini istiyorum. Çünkü çizgi, elinizde bulunan bir kalemdir ve ilk şekillendirmeler onunla başlar. Desen de bir malzemedir ama malzeme esas olarak sizin birikinizdir. O zamana kadar gördükleriniz, öğrendiklerinizdir. Desen bir başlangıç noktası verir. Bu sergilerin aynı konu başlığı altında yapılmasının sebebi de bu; başlangıç noktasını ve o başlangıçtan ne kadar farklı yerlere gidilebildiğini göstermek.

Soyut resme bakıp 'Ne bu?' diyenler gibi mi olduk?

- Yeni akımları nasıl buluyorsunuz? - Evet şimdi çok farklı akımlar var. Yurtdışında bianellerde yokluğa giden sanat görünüyor. İnsanın elinden çıkanların yerine konuşmalar, akıl ve fikirler öne geçti. Berlin'de gezdiğim son bienalde hiçbir şey yoktu. Bir yandan Christies'de de çağdaş eserler yüksek fiyatlara satılıyor. Gördüğüm bu. Ama bizim soyut resimlerimize bakanlar da bir zamanlar 'Bu ne?' diye bakıyorlardı. 'Acaba şimdi biz de çağdaş sanata onlar gibi mi bakıyoruz?' diye sormuyor değilim.