Şöhretle hiç ilgilenmiyorum

Yeni albümü Wherever You Are'ı önce Türkiye'de yayınlayan ünlü İslami rock sanatçısı Sami Yusuf, amacının sadece Müslümanlara değil, bütün dünyaya ulaşmak olduğunu söylüyor

  1. Haberler
  2. Cumartesi Sabah
Cuma 18.12.2010 ABONE OL
Genç yaşına rağmen İslam dünyasının en ünlü 500 kişisi arasında gösterilen Azeri asıllı İngiliz şarkıcı Sami Yusuf (30), üçüncü albümü Wherever You Are'ı bütün dünyadan önce Türkiye'de yayınladı. 2003'te Al-Mu'allim ve 2005'te My Ummah adlı albümleriyle adını duyuran Sami Yusuf'un albümleri dünyada 7 milyon adet satıldı. Yusuf, ünlü bir müzik adamının oğlu. Üstün yeteneklerinden dolayı 18 yaşında İngiliz Kraliyet Müzik Akademisi'ne kabul edilen Yusuf, aynı zamanda aralarında ud, keman, piyano, def, darbuka gibi 10 değişik enstrümanı da çalabilen bir müzisyen. Önceki albümlerinde Allah aşkı, peygamber sevdası, peygamberin yaşamı, terör, savaş, başörtüsü gibi sosyal ve dini motiflere yer veren sanatçı, ikinci albümü My Ummah'ı vurmalı ve müzikal çalgılardan oluşan iki versiyon olarak yayınlamıştı. Albümündeki neredeyse bütün şarkıları kendisi yazıp besteleyen Sami Yusuf; İngilizcenin yanı sıra, Arapça, Urduca, Farsça ve Malay dillerinde şarkılar söylüyor. Dünyanın neredeyse dörtte biri tarafından takdir edilen Sami Yusuf, Arap dünyasının krallarıyla birlikte 2009 yılında 'En Etkili 500 Müslüman' arasında sayılmış. Albümünün tanıtımı için üç günlüğüne İstanbul'a gelen Yusuf'la Türkiye'deki şirketi Avrupa Müzik'in ofisinde buluştuk.

- Son albümünüz biraz farklı...
- Bu albüm doğal bir gelişimin sonucu. Ben trendleri takip etmiyorum, sadece kendi müziğimi yapıyorum. Bu albüm kendi müzik tarzımın manifestosu.

- Bu manifestoda neler yer alıyor?
- İlk çıktığımda hemen 'İslami pop, İslami rock' gibi etiketler yapıştırıldı. Çünkü daha önce böyle bir müzikle tanışmamışlardı, herkes kendisine göre yorumladı. Artık kendi tarifimi kendim yapmak istedim ve yaptığım müziğe 'spirtique' diyorum. Benim müziğimde doğuya ve batıya ait makamlar ruhani bir tarzla desteklenir. Ancak bu ruhanilik dinle değil, insanın tanımıyla ilgili bir şeydir.

- 'İslami' etiketi sizin tercihiniz değildi öyle mi?
- Çünkü herkesin bir 'ilahi' algısı vardı. Doğu müziğini herkes 'ilahi' diye nitelendiriyordu. Ama Doğulu bir ritmi güncel bir soundla duyunca kendilerince bir tanımlama yaptılar ve bu çok ciddi bir etki yarattı. Hatta bu etki bir endüstrinin doğmasına yol açtı. Ama ben bir dinin mensuplarına seslenmiyorum, bütün insanlığı seviyorum. Dolayısıyla kendi yolumu seçiyorum.

BARIŞI SEVEN HERKESE İNANIRIM
- Doğu-Batı mistisizminden besleniyorsunuz, peki kimlerden ilham alıyorsunuz?
- Çok çeşitli müzikler dinliyorum ve hepsini bir araya getirmeye çalışıyorum. Temel olarak doğu sound'ına yakınım, çünkü Doğu müziğindeki özellikler Batı'da pek yok, mesela nağme yapmak gibi. Batı müziği biraz daha hesaba kitaba dayanan bir müzik.

- Peki felsefi olarak?
- Geçmişi ne olursa olsun barışı seven bütün felsefelerden etkilenirim. Muhammed'den de, İsa'dan da, Buda'dan da.

- Bu albümü ilk olarak Türkiye'de lanse etmenizin nedeni ne?
- Pasifik'ten Katar'a, Endonezya'dan Malezya'ya her yere gideceğim, dünyanın çoğunu kapsayacak bir tur olacak ama elbette Türkiye'nin yeri çok önemli. Burayla ruhani bir bağım da var. Türkiye'ye çok küçük yaşlarda geldim, Türkleri seviyorum, bunda Azeri kökenli olmamın da etkisi olabilir.

- Oldukça ünlü müzisyenlerle çalışmışsınız.
- Albümdeki üç şarkı hariç diğer tüm şarkıları ben yazdım. Ancak pek çok dünya starıyla da çalıştım. In Every Tear, He is There ve Without You şarkılarında Rod Stewart, Tina Turner ve Joss Stone'la çalıştım. Without You şarkısının Türkçe sözleri de Türk pop müziğinin kraliçesi Sezen Aksu tarafından yazıldı. Ayrıca ikonik rock efsanesi Ian Brown'ın, gençliğin modern dünyada karşılaştıkları güçlükler hakkında yazdığı Give the Young a Chance'i de albüme koydum. Bu kadar iyi insanla çalışmam seçici olmamdan ve mükemelliyetçi olmamdan kaynaklanıyor.

- Biz popçuları, rockçıları daha çılgın, uçuk, marjinal insanlar olarak biliriz. Hiç öyle birine benzemiyorsunuz...
- Çılgın olmaya gerek yok, 'seks satar' mantığıyla, şanla, şöhretle ilgili değilim. Sadece müzikle ve müzik için yaşıyorum. Şov dünyası başka bir şey, ama benim derdim bu değil. Bir piyanom 100 kişilik de bir dinleyici kitlem olsun, bana yeter. Benim için popülerlik geçici, önemli olan her zaman müzik. Bugün görkemli şovlarla, ışık gösterileriyle, koreografilerle yapılan şey yarın unutulabiliyor ama mesela bir Imagine, bir Yesterday, John Lennon'un diğer şarkıları hâlâ hafızalarda. Şovlar biter, geriye müzik kalır, ben buna inanıyorum.

- Sanırım İstanbul'da bir klip çekmek istiyorsunuz...
- Evet, demek sürprizimizi duydunuz. Eğer yapabilirsek Türkiye'den birkaç kare olacak, videonun tamamı İstanbul'da çekilmeyecek. Sürpriz olacağına inanıyorum ve bunun sadece bir videoklipten ibaret olmadığını da söylemek isterim. Türkiye'de yıllar sonra bile efsane olarak anlatılacak bir projeye hazırlanıyoruz.

- Yaptığınız müzik nedeniyle çok büyük bir misyon yüklendiniz, dünyadaki en ünlü 500 Müslüman arasına girdiniz. Bu ağır bir sorumluluk değil mi?
- Bunlarla pek ilgilenmiyorum. Ödüller, bu tarz tanımlamalar benim için birer klişeden ibaret. Kalp, bedenin çok enteresan bir parçası ve bilim bile kalp ile beyin arasında bir bağlantı olduğunu söylüyor. Ben sadece müzisyenim ve daha iyi müziğin peşindeyim.

BUGÜN NELER OLDU