Suç kentinde ayakta kalmak

ABD, kapitalizmin ağababası ülke olmanın bedelini de ödemiştir. Ancak kapitalizmin çatısı altında varolabilecek organize suç, soygun ve çeteleşme olaylarını en görkemli biçimde yaşayarak...Tüm 1930-40'ların filmleri, özellikle Büyük Bunalım'ı izleyen yoksulluk yıllarında toplumda mantar gibi biten gangsterlerin öyküsünü anlatır. Ve sinemaya sayısız başyapıt kazandırır. Doğrusu yıllar sonra o filmlerin gücünü, sağlamlığını ve gerçekçiliğini yeniden perdede bulmak, özellikle türün hayranları için mutluluk verici bir sürpriz. Kendi adıma büyük bir keyifle izlediğim bu kara/kapkara film, gangster türünün başyapıtlarını hatırlatıyor. Özellikle final sahnesi, James Cagney'in White Heat/Cehennem Alevi filminin finalini akla getiriyor. Ama filmin tümünde modern sinemayı, özellikle Michael Mann filmlerini de bilen bir sinemacının damgasını taşıyarak... Film, tarihi Boston kentinin büyük bir mahallesi olan Charlestown'da geçiyor. Bu kent ve bu semt, ABD tarihinde soyguncular cenneti olarak tanımlanıyor. Adeta bir gelenek bu: Babadan oğula geçen, kuşaktan kuşağa süregelen, sayısız işsizgüçsüz genç adamın tek ayakta kalma yolu olarak seçtikleri bir tür meslek! Karşılarında o demir gibi Amerikan polisi ve FBI örgütünün iz sürme yeteneği olsa da, genç ve gözüpek haydut kahramanlarımız, işlerini yürütüyorlar. Bizlere "Yuh olsun bu FBI'a!" dedirtecek kadar... Ama ya bu erkekler dünyasına aşk girerse, sevgi girerse? Ve bu sert erkekler âlemine dalan bir kadın, tüm dengeleri bozarsa? Ne olur? Ve bu âlemden çıkış yolu olabilir mi? Ben Affleck, şaşırtıcı Gone Baby Gone/Kızımı Kurtarın'dan sonraki bu filminde, sanki daha çok şaşırtıyor. Bu tipik Amerikan çamyarması adamın aslında ne denli yetenekli olduğunu bilmiyor değildik: Daha 1997 yılının Good Will Hunting/Can Dostum filmi için, kankası Matt Damon'la birlikte senaryo Oscar'ını almış değil miydi? Affleck oyunculuğunda çok yükseklere çıkamadı. Ancak bu kez (ortaklaşa) yazdığı, yönettiği ve başrolünü üstlendiği bu filmle, üç alanda da büyük başarı gösteriyor. Öncelikle, bir kenti, hikâyesinin ayrılmaz bir parçası haline getirmesi görkemli. Affleck, sanki bir mimar-yönetmen gibi, Boston kentiyle öyküsünü organik bir bütün haline getiriyor. Kent tüm yorgunluğu, sanayiye teslim oluşu, betonlaşması ve umutsuzluğuyla birlikte, iç burucu bir dekor. Yönetmen, bu dekor üzerine yerleştirdiği öyküsünü de örnek bir titizlikle anlatıyor. Bir yandan, özellikle soygun sahnelerindeki müthiş dinamizm, ancak modern filmlerin o başdöndürücü, adeta sersemleştirici kurgusuna teslim olmaksızın tüm gerilimi vermeyi başaran bir tempo. Öte yandan, rüya gibi bir oyunculuk. Kendisi rolüne cuk oturuyor. Hikâyenin gerçek 'kötü adamı' Jem rolünde The Hurt Locker/Ölümcül Tuzak'la Oscar adayı olan Jeremy Renner harika. Woody Allen'in Barselona, Barselona'sında tanıdığımız Rebecca Hall da iyi bir seçim olmuş. Ya yan oyuncular? Ünlü TV dizilerinden gelen iki oyuncu örneğin... Krista'da, Gossip Girl'ün şımarık kızı Serena olarak izleyegeldiğimiz Blake Lively sanki bir dönüşüm yaşıyor, gerçek oyunculuğa terfi ediyor. FBI komiserini oynayan ve Mad Men'den gelen Jon Hamm da çok iyi. İki büyük oyuncu ise yine rolün küçüğü-büyüğü olmaz dedirtiyorlar: Hapisteki babada Oscar'lı Chris Cooper ve çetenin patronunda emektar Pete Postlethwaite... Klasik polisiyeyi günümüze getiren ve kara-film'e renkli boyutlar katan bu film, meraklılarını mest edecek.

HIRSIZLAR ŞEHRİ ****
(The Town) Yönetmen: Ben Affleck Senaryo: Peter Craig, B. Affleck, Aaaron Stockard Görüntü: Robert Elswit Müzik: David Buckley, Harry Gregson-Williams Oyuncular: Ben Affleck, Rebecca Hall, Jon Hamm, Jeremy Renner, Blake Lively, Slaine, Owen Burke, Pete Postlethwaite, Chris Cooper, Titus Welliver Warner Bros yapımı.

BUGÜN NELER OLDU