Artık sesimi saklamak istemiyorum

Babası senarist ve yönetmen Barış Pirhasan, dedesi yazar Vedat Türkali, kendisi ise müzisyen... Beş yaşından beri Londra'da yaşayan Emine Pirhasan, "Sesimi artık kendime saklamak istemiyorum," diyor

Yazar, yönetmen, oyuncu, müzisyenlerle dolu bir ailenin mensubu Emine Pirhasan. Hep inandığı şeyleri yapması gerektiğini öğrenerek büyümüş. Belki de bu yüzden uzun yıllardır yaptığı müziğe dört elle sarılmış durumda. 33 yaşındaki Emine Pirhasan, şimdi Londra'daki grubuyla birlikte ikinci albümlerinin hazırlığında. 20 gün önce, abisi Yusuf Pirhasan'ın ilk yönetmenlik denemesi Kurtuluş Son Durak'ın ilk gösterimi için İstanbul'a gelen Emine Pirhasan'ı, ilk kez bir partide sahnede şarkı söylerken izledim, sesi gerçekten çok etkileyici. Ve ertesi gün bir proje için birlikte çalıştıkları Bora Uzer'in stüdyosunda konuştuk.
- İngiltere'de büyümüşsünüz. Ne zaman ve neden gittiniz? - İstanbul'da doğdum; beş yaşımdayken annem ve abimle İngiltere'ye gittik. Annem Aslı Göksel, politik nedenlerle ülkeden ayrılmak zorunda kalmıştı. Şu an Boğaziçi Üniversitesi'nde Türk dilleri üzerine profesör. O dönemde babamla (Barış Pirhasan) ayrılmışlardı. İngiltere'ye çok çabuk adapte olduğumu hatırlıyorum. 11 yaşında Londra'nın hemen dışında bir yatılı okula gitmeye başladım. Aslında okulu çok sevmemiştim, fazla disiplinliydi. Ailemden, doğru bildiğimi savunmam gerektiğini öğrenmiştim. O anlamda zorlandım.
- O zamanlar Türkiye'ye ne sıklıkta geliyordunuz? Ailenizden uzak mı büyüdünüz? - İlk başlarda babamla görüşmek için ancak yılda bir kez gelebiliyordum. Annem o dönem Türkiye'ye gelemiyordu. Örneğin ben altı yaşımda, abim sekiz yaşındayken, ikimizi uçağa bindiriyordu, yalnız geliyorduk. Şimdi çok daha sık geliyorum. Buradaki ailemden hiç uzak kalmadım. Bir de şimdi ilişkileri devam ettirmek daha kolay. Telefon var, Skype var... O zamanlar babamla ayda bir kez telefonla konuşuyorduk.
- Hayatınız boyunca Londra'da yaşadığınız için ister istemez buradan kopmuşsunuzdur... - Türkiye'de bazı şeyleri garipsiyorum tabii... Bu aksandan biraz öte bir şey. İngiltere'de düşündüğün şeyleri söyleme özgürlüğü biraz daha fazla. Birkaç yıl önce İzmir'de bir yıl yaşadım. O sürede arkadaş edinmekte biraz zorlandım. O zaman Türkçem biraz daha kötüydü. Orada müzik yapmak istedim ama ortama giremedim; çünkü çok fazla kültür farkı gördüm. Grup kurmak istedim ama uygun müzisyen bulamadım. Sonra Londra'ya geri döndüm.

100 KİLO KADARDIM
- Liseden sonra müzik mi okudunuz? - Liseden sonra hemen üniversiteye gitmedim. Şarkı söylemek istiyordum ama üniversitede müzik okumak isteyip istemediğimi bilmiyordum. 11 yaşımdan beri müzik eğitimi alıyordum. 21 yaşımda konservatuvara gitmeye başladım. Ama bitirmedim. Çünkü bir an önce sahneye çıkıp şarkı söylemek istiyordum. Öğretmenlerim de sahne tecrübesi edinmemin bana daha faydalı olacağını söylediler. Ama nasıl müzik yapacağımla ilgili sorun yaşadım. Uzun süre istediğim tarz müziği yapamadım, grup kuramadım. Son beş-altı yıldır istediğim müzik ortamını yaratmayı öğrendim.
- O dönem neden istediğiniz ortamı yaratamadınız ve mutsuz oldunuz? - Bence sahnede rahat olmak önemli. O zamanlar 100 kilo kadardım. Bu yüzden sahneye çıkmaya çekiniyordum. 20'lerimdeyken insanların düşüncelerini ve beklentilerini daha çok önemsiyordum. Tabii ki bedeni büyük, harika şarkıcılar var. Ama bu psikolojik bir şey. Artık sesimi sadece kendime saklamak istemiyorum.
- Yapmak istediğiniz müzik tarzı neydi? Şu an yaptığınız müziğe nasıl geldiniz? - Konservatuvarda caz okudum. Sonra R&B ile caz karışımı söyledim. O grup bittikten sonra yeni bir grup başlattım. Beş yıl önceydi, 1920'lerin 30'ların bluesları, Betsy Smith, Billie Holiday, Robert Johnson söylüyordum. Sonra aynı grupla rhythm and blues söylemeye başladım. O günden bugüne grubun elemanları da, müzik tarzı da değişti. Şimdi yeni bir grup kuruyoruz. Sister Mary and Choir Boys olarak iki yıl önce çıkardığımız bir albümümüz var. Şimdi bir yeni albüm çalışması içindeyiz. Eski ismimizle blues söylemeye devam edeceğiz ama eylülde çıkacak yeni albümde farklı şeyler deneyeceğiz; o nedenle farklı bir isimle çıkacağız.

- Londra'da nerelerde sahneye çıkıyorsunuz? - Çoğunlukla barlarda. Ayrıca Londra'da birkaç özel gece başlattım. Bunlardan ilki, şarkıcılar için akustik bir gece. Servant Jazz Quarters isminde, çok pahalı olmayan ama ortamı güzel, küçük bir barda yapılıyor. Tanıdığım çok müzisyen var; onlar sahneye çıkacak. Yeni bir gece daha başlatıyorum. O da bateristler için, Afrika, Brezilya, Afro beats tarzı olacak. Yani dans edilebilecek; davula dayalı müzik olacak. 1920'lerin müziklerinin çalınıp, insanların o dönemin vintage kıyafetleriyle geldiği bir gece de başlattık. Farklı müzik tarzlarını çok seviyorum ve hepsiyle ilgilenmek istiyorum. Evimde de bu yıl bir organizasyon yapmaya başlıyorum. Bizim alt katta 20-30 kişinin oturabileceği bir alan var. Londra'da yeterice dinlenmediğini düşünen caz müzisyenleri için bir gece bu. Bir barda böyle bir gece yapınca, her şeyle sen uğraşıyorsun bütün para başkasına kalıyor. Bu yüzden evimde ayda bir kez böyle bir gece yapacağım. Herkes biraz para koyacak ve yemek hazırlanacak.

BİZE ULAŞIN