Bir tüp hikayesi (son)

Geçtiğimiz iki haftada size ilk iki tüp bebek denememizi anlatmıştım.
İkinci deneme de başarısızlıkla sonuçlanınca, bu işe bir süre ara verip hem bedenimi hem de kaybetmek üzere olduğum aklımı toparlamaya karar verdim.
Bu arada eşten dosttan ve de akrabalardan "Kesin senin gittiğin yer iyi değil. Bak, bizim filancanın da çocuğu olmuyordu, şu doktora gitti, dakkasına bebek geldi,' yok efendim "Benim çocukluk arkadaşım şahane bir jinekolog, mutlaka ona gidin," baskıları gelmeye başladı. Zaten psikolojik olarak zayıf bir durumda olduğumuz için de baskılara boyun eğdik ve yaklaşık bir yıl sonra bir arkadaşın doktorunun çalıştığı hastaneye gittik. Bir baktık doktor pek ilgili, üstelik fiyatlar da daha uygun. "Aman," dedik "şahane". Yine aynı prosedür başladı, yumurtlama iğnelerimi oldum, yumurta toplama operasyonumu geçirdim. Bu kez altı yumurtam çıktı. Döllenme işlemi ve embriyoların gelişimi için de üç gün bekledik.
Ama bu kez işler başka türlü gelişti. Biz, en az üç-dört tane kaliteli embriyo beklerken, iki tane kalitesiz embriyo oluştuğunu öğrendik. Fakat nasıl olurdu, sonuç daha önceki denemelerden nasıl bu kadar farklı olabilirdi? Durumumuz bu denli vahim miydi? Sorduk doktora, "Olur böyle radikal kötüye gidişler," cevabını aldık.
Daha embriyo transferi yapılırken de "Fazla umutlanmayın," uyarısı yaptı.

LABORATUARDAKİ HAVA BİLE ÖNEMLİ
Nitekim sonuç yine hüsrandı. Tamam artık, bitmişti bu iş, asla çocuk sahibi olamayacaktık. Ben evlat edinmek istedim; kocam, kendine göre makul sebeplerle istemedi.
Vazgeçip geçmemek arasında gidip gidip geldik. Maddi-manevi çökmüştük. Fakat daha sonra o gittiğimiz hastanenin tüp bebekte fason çalıştığını; doktor iyi olsa bile, laboratuarı ve embriyoloğu iyi olmayan bir yerde bu işin iyi sonuçlanmasının zor olduğunu öğrendik.
Düşünün, toplanan yumurtalarla alınan spermler döllenirken, laboratuardaki havanın bile çok büyük önemi varmış.
Öyle olunca bu kez bize yine bir umut geldi. Bir ara, tüp bebek konusunda çok ünlü bir kliniği deneyelim dedik. Daha doktorla ilk randevumuzda iki buçuk saat sıra bekledik. Çok sık doktor kontrolü gerektiren bu işte, bu kadar sıra beklersem, sonunda geç kalmaktan işimi kaybedeceğime kanaat getirip vazgeçtim. O an bana, artık memlekette kimsenin normal yolla çocuğu olmuyor, herkes tüp bebek yaptırıyor gibi gelmişti. Nitekim sadece o klinikte değil, bu işle ilgili gittiğim her hastanede, her günün, her saati kuyruk olduğunu söyleyebilirim.
Yani tüp bebek deneyecek herkese, hele de biraz başarı oranı yüksek bir yere gidiyorsa, bu durumu göze almasını öneririm. O kuyruklarda her çeşit insanla ve ilginç manzaralarla da karşılaşabiliyorsunuz.
Örneğin, aşiret gelini olduğunu tahmin ettiğim bir kadın görmüştüm. İki erkek, onun yerine bütün işlemleri yapıyordu. Muayene sırası gelince de yine o iki erkek hareketlendi.
Muayeneye kadının girmesi gerektiğine hemşireler zor ikna etti.

KÜRKÇÜ DÜKKANINA DÖNDÜK
Velhasıl, yine bir süre kafa dinledikten sonra çocuk isteği ağır bastı ve tilki misali kürkçü dükkanına, eski doktorumun kollarına geri döndüm. Bu kez kimselere haber vermeden, sessiz sedasız bir deneme daha yaptık. İki tane kaliteli embriyo çıktı. Transfer sonrası rapor alıp bir süre istirahat ettim. Elimizden gelen her şeyi yaptık yine. Artık ya herrü ya merrüydü bizim için.
Yine 14 gün bekleme, kan testi... Ve sonuç bu kez pozitif. Nazara gelmeyelim diye ağzımıza kilit vurduk, kimselere bir şey demedik. Sessiz sedasız bekledik. Bir sonraki muayenede kalp atışlarını duyduk. Evet, ikizdi. İki küçük fasulyenin annesiydim. Dünyanın en mutlu kadınıydım. Deniz'le Mehmet'i kucağıma alana kadar daha çok maceranın beni beklediğinden ise habersizdim. Hamilelik ve doğum sürecinde onları da ayrıca anlatacağım.
Bu arada şunu söyleyeyim, normal yollarla çocuğu olmayacağını yeni öğrenmiş ve tüp bebek denemesi yapacak olan herkese e-posta adresim açık. Bana yazıp, bir doktorun cevaplaması gerekenler dışında her şeyi sorabilirsiniz. Tecrübem dahilinde, elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.

BİZE ULAŞIN