Fincanını seç, Türk kahveni iç

İstanbul Etiler'de üç kuzenin açtığı ve unutulan inceliklerin yaşatıldığı Kırkyıl adlı kafede, sadece Türk kahvesi servisi yapılıyor. 500 fincan, antika koltuk ve elişlerinin sergilendiği bu mekanda, beğendiğiniz fincanla kahve içebiliyorsunuz

Yıllardır ağız tadıyla evlerimizde içtiğimiz Türk kahvesi lezzetini, artık birçok kafe ve restoranda bulamamaya alıştık. Aslında Türkiye'de herhangi bir kafede "Türk kahvesi var mı?" diye sormak ne kadar abesse, "Hayır, biz yapmıyoruz," yanıtı da o kadar abes. Tabii gittiğiniz bir kafede, Türk kahvesi yapılsa bile tadını tutturabilene de aşk olsun! Peki ya kenarı kırık ya da yanında bir bardak su bile verilmeden servis edilen kahvelere ne demeli? Deniz Gürtürk, Nilhan Madenci Koçer, Berna Ülger adlı üç kuzenin, annelerinden anneannelerinden hatıra kalan, farklı ülkelerden toplayıp biriktirdikleri fincanları değerlendirmek ve alıştıkları kalitede kahve içmek için Etiler Alkent'in içinde açtıkları Kırkyıl adlı kafede, bu özlenen inceliklerin hepsi var. Dolaplarda sergilenen zarif fincanlar arasından beğendiğinizi seçip, kahvenizi onunla içiyorsunuz. Dileyen bu fincanları satın da alabiliyor.

MEVLEVİ ÇAYI DA VAR
Kırkyıl'da Türk kahvesinden başka hiçbir kahve pişirilmiyor. Üstelik bu kahve makinede değil, bakır cezvede, kısık ateşte, köpüklü, usulüne göre hazırlanıyor. Turuncu, turkuvaz ve kahve renklerinin hakim olduğu mekanda başka çeşitte kahve yok ama değişik tatlar var. Örneğin tarçın, ıhlamur, karanfil, zencefille yapılan Mevlevi çayı, ev yapımı limonata, Balat Kültür Evi'ne gelen kadınların yaptığı mantı ve dolma, Mardin usulü içli köfte, sakızlı mahlepli kurabiyeler ve süte kahve de bu lezzetlerin arasında yer alıyor. Duvarlardaki çerçevelerde anneannelerin elleriyle yaptığı havlu kenarları ya da çeyizlik bohçalar sergileniyor. Mekanın kurucularından Deniz Gürtürk, tam bir fincan tutkunu. Henüz üniversitedeki öğrencilik yıllarında Laleli'deki bitpazarında, antikacılardan objeler toplamaya başlamış. Sonraki yıllarda da yurtdışına gittiği seyahatlerden dönerken bavulunda mutlaka çok sayıda fincanla dönermiş: "Bu bir sevme, dokunma, temas etme işi. Bir fincana dokunduğumda 'Bu pis yerden kurtulup, eve gelecek, temizlenecek,' diye senaryolar yazarak topluyorum. Bu fincanları alınca sevindiklerini düşünüyorum. Yıllarca evimde bunları kullandım. Sonra zamanla birçoğunu kutularda sakladım. Bu mekanı açmaya karar verdiğimizde de evimizdeki piyanoyu, bazı koltukları, dikiş makinesi ve örtüleri de getirerek ev atmosferi yaratmak istedik. Üç kuzen de kahveye meraklıyız. Ama özellikle Türk kahvesine. Uzun süredir evin dışında da istediğimiz sakinlikte, başınızda bekleyen garsonun sürekli'Efendim şimdi ne içeceksiniz?' diye sormadığı bir mekanın özlemini duyuyorduk. Sonunda 'Neden böyle bir mekanı biz açmıyoruz?' dedik ve işe koyulduk. Bir balık restoranında döner yiyemiyorsanız, burada da başka türde kahve içmeyin lütfen diyoruz. Kahveyi çekirdekten alıp, hazırlanacağı zaman taze çekip, pişiriyoruz. Kahveyi iyi yapmak da bir maharet değil, onu tutturabilmek önemlidir."

160 YILLIK BİR SERAMİK FİNCAN DA HEDİYE EDİLDİ
Kırkyıl'a gelenlerden bazıları, yanlarında bir tane de kendi dolaplarında sakladıkları fincanlardan getirip, hediye ediyor. Bunlar da getirenin adının yazılı olduğu küçük bir etiketle ayrı bir dolapta sergileniyor ve onlar satılmıyor. Mekanın ikinci katı, sakince kitabını okuyup, internete girmek isteyenler için hazırlanmış. Sehpaların üzerinde minik birer zil var ve eğer bu zili çalmazsanız, kimse sizi rahatsız etmiyor. Alt kattaki büfelerden ikisinde sergilenen fincanlar hem kullanılıyor hem de satışı yapılıyor. Deniz Gürtürk, antikacılardan topladıkları bu fincanların fiyatlarını ise bir antikacının belirlediğini söylüyor: "500 fincan için fiyat belirlemek işimizin en zor kısmı oldu. Hepsi Avrupa yapımı. Viyana, Fransız, Bavyera porselenleri... Bir antikacı dostumuz fiyatlarını belirledi. Fiyatları 100 ile 750 lira arasında değişiyor." Yedi gün, saat 22.30'a kadar açık olan Kırkyıl'da bir Türk kahvesinin fiyatı ise 10 lira.

BİZE ULAŞIN