Akan kanın durması için yazdım

NUR BATUR

-Türkiye Kürt meselesinde kritik bir aşamaya geldi. Bence çözüm yaklaştı. Onun için 'son tango' diyorum.
-Oğlum askere giderken bu ülkede yaşayan her anne gibi kaygılıydım, çocuğum dönecek mi dönmeyecek mi diye...
-Türkiye'nin PKK terörü ile boğuştuğu son 30 yılda üç kritik tarihin perde arkasına ayna tuttum. Eğer akan bu kanı durduracaksak herkesin zaman tüneline girip düşünmesi lazım, nerede hata yapıyoruz? Bundan sonra nasıl uzlaşabiliriz?
-Amerika artık PKK'nın tasfiyesini istiyor. Irak'ın ve Irak Kürt yönetiminin geleceği de PKK'nın tasfiyesine bağlı. Örgütün tasfiyesi herkesin çıkarına..
-PKK ile mücadelede devletin de büyük hataları oldu. Bugün ise büyük hatayı Kürt siyasetçiler yapıyor. Sorunu parlamento çatısı altında çözmek için ciddi inisiyatif alamıyorlar, korkuyorlar. PKK'nın tehdidi altındalar.

Türkiye'nin Christian Amanpour'udur Nur Batur. 35 yıllık meslek hayatında Ortadoğu'yu yakından takip etmiş, Atina temsilciliği sırasında erkek meslektaşlarına pek çok kez haber atlatmış bir gazetecidir. Dünya liderleriyle yaptığı röportajlarda, bir gazetecinin kıvrak zekasının yanı sıra kadın ve anne olmanın duyarlılığını hissettirir okuyucuya. Ama bir yandan da bir kez bile özel hayatıyla yer almak istememiştir medyada. Çok tartışılacak bir kitap yazdı, Nur Batur. Turkuvaz Kitap'tan çıkan Apo'yla Son Tango raflarda. "Bu kitapla Türkleri ve Kürtleri sağduyuya çağırmak istiyorum," diyor Nur Batur. Ve kitabın alt metninde gazeteci Batur'un ötesinde anne kimliğiyle de bir Nur Batur göze çarpıyor. Belki de ilk kez bu yüzden bu kitabı konuşurken özel hayat soruları kendiliğinden geliverdi...
- Yeni kitabınızın çok tartışılacak bir ismi var. Apo ile tango'yu nasıl bir araya getirdiniz?
- Kitabın adını koyarken çok düşündüm. Görüşlerine değer verdiğim dostlarımnla tartıştım. Apo ve tango sözcüklerine karşı çıkanlar oldu. Neden mi Apo'yla Son Tango diyorum, öncelikle uluslararası diplomaside bir deyim vardır, 'takes two to tango' denir. Bu deyim, kangren olan bir sorunu ancak iki tarafın uzlaşarak çözebileceği anlamına gelir. 30 yıldır akan kanı durdurmak için Türklerin ve Kürtlerin ortak çıkarlara dayanan bir çözüm yolu bulmaktan başka çareleri var mı? Türkiye, 30 senedir PKK terörüyle boğuşuyor ama aslında Kürt meselesi 89 yıldır Türkiye Cumhuriyeti'nin gündeminde. Osmanlı'dan bugüne gelen bir mesele bu. Ortadoğu'da 100 yıl sonra büyük bir değişim başladı. Türkiye de tarihi bir değişim sürecinden geçiyor. Kürt sorununun çözümünde kritik bir aşamaya geldiğimiz kanısındayım. Sona yaklaşıyoruz bence... Bir de Oslo görüşmelerinden sonra artık PKK'da da bir çatlak oluşmaya başladı sanki... İşte bu nedenlerle Apo'yla Son Tango diyorum.
- Öcalan ile görüşüleceğini kimse hayal edemezdi.
-
Evet. Bence Öcalan'la gizli görüşmeler çoktan başladı. Oslo görüşmelerinin sızmasıyla kamuoyu öğrendi. Kim sızdırdı bilmiyoruz ama bütün unsurlar PKK içinde silahlı mücadeleye devam edilmesini isteyen kanadının sızdırdığını gösteriyor gibi. PKK içinde 'Türkiye'de değişim var. Silahlı mücadeleyi bırakıp uzlaşalım,' diyenler de, 'Silahlı mücadeleye devam edelim,' diyenler de var. Silahı bırakmak istemeyen Kandil ile Öcalan'ın görüş ayrılığına düştüğü yolunda da bazı işaretler var. Bence devlet de hükümeti de, çok ciddi bir inisiyatif aldı sorunu çözmek ve PKK'yı dağdan indirmek için.
- Sizi bu kitabı yazmaya yönlendiren temel duygu neydi ?
- Kamuoyunda oluşan ve benim de bir anne olarak yüreğimin derinlerindeki 'Bitsin artık bu dava kan davası,' duygusuydu. Oğlum askere giderken çok kaygılıydım, bu ülkede yaşayan her anne gibi, çocuğum dönecek mi, dönmeyecek mi diye. Buna terör mü, savaş mı; ne derseniz deyin, bitmeli bu ölümler. Akan kanın durmasında bir katkım olsun istiyorum.
- Kitapta hangi olayların perde arkasına baktınız?
- 1991-1994 ve 1999 yıllarında meydana gelen olayların. 1991, Erdal İnönü'nün ilk kez Kürt kimliği ile bazı siyasetçilere parlamentonun kapısını açtığı tarih. Eğer ki o gün, Leyla Zana ve arkadaşları PKK bayraklarını çağrıştıran saç bantları ve mendillerle meclise girmeseydi, demokratik süreçte süratli ilerleme imkanı olacaktı. 1994'e gelince, dokunulmazlıkları kaldırılan Zana ve arkadaşlarını tutuklamak için polisin TBMM'yi günlerce kordon altına alması demokrasi tarihimiz için bir kara leke oldu. Hapse atarak da sorun çözülmedi.1999 ise Öcalan'ın yakalandığı tarih. Üç olayı da çok ayrıntılı ve kamuoyunun bilmediği boyutlarıyla izledim ve araştırdım.
- Kitabınızda Türkiye Cumhuriyeti'nin arşivlerinde bile olmayan belgeler var. Nasıl ulaştınız bu belgelere?
- Evet, devlette olmayan belgelere dayanıp film senaryosu gibi yazdım kitabı. Çok önemli belgeleri 1999-2004 arasında, beş yıl boyunca değişik kaynaklardan topladım. 2004'te Öcalan'ın da yargılandığı Atina mahkemesini an ve an izledim. Duruşmalarda Yunan ve Kıbrıs Rum kesiminin derin devletinin bütün kirli çamaşırları ortalığa saçıldı. PKK'ya nasıl askeri destek verdikleri, siyasi cinayetlerin ve Öcalan'ı kaçırma olayının perde arkası duruşmalar sırasında ortaya çıktı. Mahkeme binası PKK'lıların kuşatması altında olduğu için Türkiye büyükelçiliğinin izleme şansı yoktu. Ayrıca Ege'de dostluk rüzgarları estiği için de kimse yeniden kriz yaratmak istemedi. Böylece devlette bile olmayan belgelere ulaştım.


BİZE ULAŞIN