O nedir seni kızdıran, memnun edeceği yerde!

Reklam tartışmasında yeni halka. Erkin Koray, Şaşkın'ıyla reklamlarda. Peki Erkin Baba kendisiyle bu denli çelişmek zorunda mıydı?

Bazı cümleleri herkes kuramaz; hatta onların yanından bile geçemez. Ancak farklı bir akıl gelir, sözünü söyler ve gider. Erkin Koray'ın 1960'ların müzik dünyasına ilişkin tarifi böyledir mesela: "O devirlerin bir elektriği vardı. O devirlerde herhalde uzayda bir elektrik hasıl oldu, bütün dünyayı kapladı; biz de büyük bir şans eseri o elektriğe denk geldik." Kafa işte bu kafa. Biz "John mu iyiydi yoksa Paul mu?" diye eşinip dururken, Koray'ın zihni uzaya çıkıyor, elektriği görüyor, inip dünyaya getiriyor. Hatırlayın, müzik yazarı Derya Bengi, eylül ayında çok hayırlı bir iş yaparak 1960'larda Türkiye'deki müzik ortamını anlattığı sergiye de bu başlığı uygun görmüştü. 'Uzayda bir elektrik hasıl oldu...' Aynı sergi Metropolitan veya Tate'de kurulsa bu başlık yine iş görürdü. Geçmiş günün tuhaflığına dair benzersiz bir tarif... Hem de o geçmiş günü üreten adamdan. Bugünlerin ayrı bir tuhaflığı var. Gündemin yükünü üstümüze boca eden Twitter'da bir küçük not görüveriyoruz mesela: "Erkin Baba cep telefonu çalan bir seyirciyi fena haşladı." İki gün geçmeden bir başka not: "Baba telefon bankacılığı reklamında, hem de Şaşkın'la." Sosyal medyada bir garip elektrik hasıl oluyor sonra; eleştiriler art arda diziliyor. "Yakışmadı," deniyor, "Ziyan etti o güzelim şarkıyı," deniyor, "Kendisiyle çelişti," deniyor. Kimisi de akıntının tersine yüzüp, bir başka pozisyon buluyor kendine: "Ya ne yapsaydı; çorbasını kaynatıyor adam, size mi soracak?"

AŞKINIZI KİM TAKAR?
Bize mi soracak gerçekten, 50 senedir şarkı söyleyen, efsane sıfatını örselemeden hakkıyla taşıyan, kimseye minnet etmeden yoluna giden Erkin Koray? Cevabını yine kendisi verir. Bizim ancak kızma hakkımız saklıdır. Biz de onu yapıyoruz; kızıyoruz Koray'a. Reklama çıkıp çıkmama meselesi değil bu. Mesele kendisi bugüne dek başka bir dünyadan dem vurmuşken, başka bir eğitimi (herkesin bildiği konu işte, kızını okula yollamaması), parayla pulla işi olmayan bir başka yaşam biçimini (Paris'te beş kuruşsuz aylarca yaşaması mesela) hararetle anlatmışken, birdenbire hepsinin tartışmaya açılması. Kilometrenin birden sıfırlanması. Yoksa Baba çıksın reklama. O da çıksın... Yan tarafta Olkan Özyurt'un 'reklamlarda kullanılan şarkılar' derlemesini okuyacaksınız. Bülent Ortaçgil'den Sezen Aksu'ya (MFÖ'lü reklamlardan zaten best-of çıkar) kim şarkısını vermemiş ki... Sistem, kabul, böyle işliyor. Reklamlar gelip geçiyor, geriye bir iki buruk not baki kalıyor. Örneğin Ekşisözlük'te bir yazar, Atilla Atalay'ın bir öyküsünden (Çocukluk İşte) alıntı yapmış. Hem reklamlara hem de Erkin Koray'a yer verdiğinden mevzuya cuk oturuyor. "'(...) 'Sizin şarkınız hangisiydi' diye sordum. 'Güllerin İçinden'miş... 'Benden önceki BP'den miydi? Bir benzinciyle mi çıkıyordun, MFÖ o şarkıyı onlara verdi' şeklinde tuhaf bir espri yaptım. 'Sizinkisi?' Melodisini mırıldandım. 'Arapsaçı, Erkin Koray'dan.' (...) Sonra, hayattan bir şarkı tutmanın anlamsızlığı üzerine konuştuk. Ortadaydı işte. Senin gözünü doldurduğun, yüreğini hoplattığın, ayrıyken duyunca, dünyaları içip kendini kayıplara yazdırmak istediğin şarkı, aniden benzin kampanyasına reklam müziği oluyordu. Aşkını kim takar, hayat böyle bir şeydi işte." Böyle bir şey, doğru, sonu da gelmeyecek. Biz her yeni reklamla sızlanacağız; reklamcı da işini yapmaya devam edecek. Yerine ulaşmayacak belki ama yine de bir talebimiz olabilir. Bir reklam fikri düşünülürken, kariyerini belli bir görüş, imaj, ideoloji üzerine kurmuş insanları tükürdüklerini yalatmaya zorlamasınlar. "Yok artık, bu kadar da olmaz" dedirtmek yeterli mi? Reklamcılıktaki tek başarı kıstası bu mudur? Parlak bir fikirle gelmeden, parası ödenen şöhretin, şarkının, fikrin üzerine bir şey koymadan, üzerimize bir çelişki atıp kaçmak mı? Notunu düşelim, başka türlü düşünenler de mevcut. Amsterdam merkezli ünlü reklam ajansı KesselsKramer örneğin, yakınlarda Advertising for People Who Don't Like Advertising / Reklam Sevmeyen İnsanlar İçin Reklam Üretmek başlıklı bir kitap yayımladı. Ajansın yöneticilerinden Erik Kessels orada şöyle diyor: "Yaratıcı insanlar olarak işimiz basit: Yeni bir zemin aramak, sonra da onu kullanmak. Bu yeni zemin bir şeyin icrasında, fikirlerde, belli bir söyleyiş biçiminde bulunabilir; ana akımdan, vasattan kaçmanızı sağlayan her şey olabilir." Ben kendi payıma reklamcılara, Koray'dan daha çok kızıyorum. Kendisi de onun şarkılarını dinleyerek büyümüş, muhtemelen otuzlarındaki bir reklam yazarının, efsaneyi kendi hayatıyla çelişen bir hale sokması hiç de yaratıcı sayılmaz. Uzayda bir elektrik hasıl oldu ve o bu kadar düşük voltajlı değil. Bir devri belirleyen adam reklamda oynatılacaksa, bari kırılıp dökülmesin. Baba'nın sözüdür; her yazar bilir: "O nedir seni kızdıran memnun edeceği yerde" diye gider şarkı. Reklamların amacı bizi memnun etmek değil mi? Sadece kızdırıyorlar.

BİZE ULAŞIN