Erkeği trenden atalım!

Erkeği trenden atalım!

Psikopat ve ihtiraslı bir adam ve hayatlarını kararttığı üç kadın. Trendeki Kız uyarlandığı kitabın ruhuna halel getirmiyor. Emily Blunt, Rebecca Ferguson ve Haley Bennett oyunculuklarıyla adeta şov yapıyor

Not: Bu yazı filmle ilgili bilgi içeriyor!
2008 yılındaki ekonomik kriz sonrasında gazeteciliği bırakıp roman yazmaya başlayan Paula Hawkins'i, çoksatanlar listesine giren Trendeki Kız kitabıyla tanıdık. Kitabın gördüğü ilgi muazzamdı. Hal böyle olunca da (yapımcı refleksi böyledir ya) sinemaya uyarlanmaması kaçınılmazdı. Duyguların Rengi/The Help filmiyle tanınan yönetmen Tate Taylor'a emanet edilen Trendeki Kız, bir erkeğin ihtiraslarının kurbanı olan üç kadının, bir anlamda erkek dünyasına başkaldırısını anlatıyor. Kocası Tom'un (Justin Theroux) psikolojik baskısı ve yalanlarıyla başa çıkamayıp alkolik olan ve onu bir başka kadına Anna'ya (Rebecca Ferguson) kaptıran Rachel (Emily Blunt), filmin esas kadını. Ama Anna, Rachel ile birlikte Tom'un daha sonra metresi olacak Megan (Haley Bennett) da Tom'un hayatını mahvettiği kadınlardan biri olarak önemli bir unsur filmde. Filmdeki psikopat erkeğe de hiç yabancı değiliz. Atası kimdir derseniz bakınız Amerikan Sapığı. Kadınların erkekler üzerinden iktidar mücadelesine girmesi sürecinden başlayıp kurallarını başkasının koyduğu dünyada mücadele ettiklerini anlamalarıyla farklı bir boyut kazanan Trendeki Kız, gerilim dozu yüksek, psikolojik yaklaşımı ve kurgusal omurgası sağlam bir film. Ama bu romandan gelen bir avantaj aslında. Taylor elinde olay örgüsü iyi olan bir metni kah David Fincher, kah David Lynch dünyasına öykünerek ama en çok sırtını Hitchcock anlatısına yaslayarak kotarıyor. Filmin ortalarında işlenen bir cinayet, üç sorunlu kadın, psikopat erkekler, dedektifler, derken Taylor kitabın ruhuna halel getirmiyor. Sürekli hedef şaşırtan, sürprizli bir senaryo var elde. Ama erkek karakterlerin davranış motivasyonları konusunda senaryonun zaafları olduğu da bir gerçek. Ki bu oyuncu performanslarına da yansıyınca film üç kadının Emily Blunt, Rebecca Ferguson ve Haley Bennett'in oyunculuklarıyla adeta şov yaptığı bir yapıma dönüşüyor.

DİKKAT ÇEKELİM

Zeki Demirkubuz'un Yeraltı filmindeki o meşhur masa sahnesinin fertlerinden biriydi Murat Cemcir. Şimdi Nuri Bilge Ceylan'ın yeni filmi Ahlat Ağacı'da oynuyor.

18. Napoli Film Festivali'de Toz Bezi en iyi film seçildi. Napoli'ler atarlıdır. Duyguları abartılı yaşarlar. Ama Toz Bezi'nin kıymetini anlayacak kadar da yoksulların dünyasını bilirler. Bilmeyenler utansın!

Ustamız Lütfi Akad'ın sahaflarda bile bulunamayan, anılarını yazdığı Işıkla Karanlık Arasında, 12 yıl sonra yeniden yayımlandı. Kitap bir anlamda Türk sinemasının öyküsü! Alın, okuyun derim!

SİNE-TORTU

Dünya zenginlerden büyüktür! Suç ve Ceza Film Festivali'ni bir zamanların Sinema-Tarih buluşmasına benzetirim. Ağırbaşlı, tematik olduğu için belirli bir perspektiften sinemaya bakmanızı sağlayan bir yanı var. Ayrıca ele alınan konunun akademik düzlemde tartışılması da önemli. Bu yıl, naçizane jüri üyesi olarak dahil olup daha yakından takip etme fırsatı bulduğum festivalin teması yoksulluktu. Malum günümüz dünyasının görsel hafızasında yoksulluğa pek yer yok. (Instagram'daki paylaşımlardan bile bunu anlamak mümkün) Sinemada da yoksul dostu yönetmen sayısı azalıyor. Ama her şey de buradan kaynaklanıyor gibi geliyor bana. Festivalde izlediğim filmlerden çıkan sonuç da bu yöndeydi. Festival sonrasında "dünya beşten büyüktür" sözüne referansla 'dünya zenginlerden büyüktür' diyesim geldi... Zengin ve yoksul meselesi tabii adalete de yansıyor. Nasıl derseniz? Hani zengin biri suç işlediğinde cezalandırılmayacağını neredeyse kanıksadık gibi. Festivaldeki filmlerden, bu adalet yoksulluğunun sadece Türkiye'nin değil tüm dünyanın sorunu olduğunu çıkarıyorsunuz. Herkes için adalet der festivale emeğe geçen herkese teşekkür ederken, yoksul dostu Yeşilçam'ı bağrına basmış bir toplum olarak yönetmenlerin daha fazla yoksul dünyasına bakmalarını dilerim.

FİLMEKİMİ'NDE KAÇMAZ 10 FİLM

Ben Daniel Blake/I, Daniel Blake- Ken Loach: Malum Ken Loach her zaman izlenir. Cannes'dan Altın Palmiye'li Ben, Daniel Blake'de devlet yardımı alabilmek için sistemle sıkı bir mücaledeye giren emekli marangoz Daniel'ın mücadelesi anlatılıyor. Yani emekli olmak her yerde zor!
Satıcı/The Salesman-Asghar Farhadi: Yönetmen, Fransa'da çektiği Geçmiş'ten sonra tekrar İran'dan bildiriliyor. Satıcı başlarına gelen korkunç bir olayla başa çıkmaya çalışan genç tiyatrocu çift Rana ve Emad'ı konu ederken aslında son dönem İran toplumunun haleti ruhiyesini yine Farhadi'nin bakışıyla izliyoruz.
Mezuniyet/Graduation-Cristian Mungiu: Altın Palmiye'li 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün'le bizi çarpmıştı Rumen yönetmen Cristian Mungiu. Mezuniyet'te Romanya'daki ahlaki yozlaşmayı mercek altına alıyor. Hikaye de tadınık! Doktor baba, kızının İngiltere'deki bursunu kaybetmemesi için lise bitirme sınavlarında hile yapmaya karar veriyor.
Paterson-Jim Jarmusch: Jarmusch film çeker biz izleriz. O da bir otobüs şoförünün dünyasına götürüyor bizi. Ama sıra dışı bir şöfor... Ya da şöyle diyelim Jarmusch her insan bir kapıdır içeri girin diyor ve yine ezberimizi bozuyor.
Bir Ulusun Doğşu/The Birth of a Nation- Nate Parker: Yılın olay filmlerinden biri olarak lanse ediliyor. Sundance'te gösterildikten sonra yıldızı parladı. Nate Parker, 1831'de, köleliğin en ağır işlediği Virginia'da köle isyanının lideri Nat Turner'ın hikayesini sert bir şekilde anlatıyor. Bizden söylemesi film Oscar'a da göz kırpıyor...
Toni Erdmann-Maren Ade: Yılın filmlerinden! Kaç zamandır bekleniyordu. Cannes'ı fethetti, eleştirmenleri ve seyircileri de... Almanya'nın Oscar adayı olan film, baba-kız ilişkisi üzerine.
Zamanın Yolculuğu: Yaşamın Seyri/Voyage of Time-Terrence Malick: Evrenin tarihi üzerine görsel bir şölen. Usta yönetmen Terrence Malick'in hayallerinin filmi. Müzikleri de Ennio Morricone'ye ait. Kaçırılmayacak ve sinema izlenmesi gereken filmlerden.
Meçhul Kız/ The Unknown Girl-Jean-Pierre ve Luc Dardenne: İki Altın Palmiye'li Jean-Pierre ve Luc Dardenne, Avrupa ile ilgili ne söylerse altına imza atılır. İki kardeş yine Avrupa'nın içine girdiği çıkmazdan bir öyküyle karşımızdalar.
Masumlar/The Innocents-Anne Fontaine: Yönetmen 2. Dünya Savaşı sırasındaki vahşiliklerden birine, Polonya'da tecavüz mağduru olan rahibelerin hikayelerine odaklanıyor.
Kaptan Fantastik-Captain Fantastic-Matt Ross: Baba olmak kolay değil. Ama Ben'in daha büyük sorunları var. Çocuklarını medeniyetten uzakta ormanda yetiştiriyor ama gün geliyor şehre taşınıyor aile. Sorunlar da başlıyor. Sanki babalar matinesi filmi..
BİZE ULAŞIN