Hep âşık kalarak bir ilişkiyi yürütebilmenin formülü yok

Son yıllarda oyunculuğa iyice asıldı Hande Subaşı. Tiyatro yapmaya başladı, sinema filmlerinde daha iddialı rollerde karşımıza çıkar oldu. Aşk Uykusu filminde aşkının peşinden giden bir kadını canlandıran Şubaşı “Zamanla kendinizi geliştirebiliyor, endişelerinizden de sıyrılabiliyorsunuz” diyor

Hep âşık kalarak bir ilişkiyi yürütebilmenin formülü yok
Modellik, güzellik yarışmaları ve oyunculuk... Birçok oyuncunun böyle bir geçmişi vardır sinemamızda. Film ya da dizilerde rol alsalarda bir noktada bu işe daha fazla gönül verir, sıkı sıkıya asılırlar. İşte o zaman asıl macera da başlar. Hande Subaşı'nın sahneye çıkıp tiyatro yapmaya başlaması biraz da onun oyunculuğa asıldığının bir göstergesi aslında. Ama tek gösterge bu değil. Sinemadaki tercihlerinde de bir farklılık var. Festivallerde gösterilen 12 Eylül'le ilgili Defne'nin Bir Mevsimi, bu hafta vizyona giren edebiyat uyarlaması Aşk Uykusu... Artık daha iddialı rollerde karşımıza çıkar oldu Subaşı. Nisan Akman'ın yönettiği Aşk Uykusu'nda Hande Şubaşı Seda adlı bir kadını canlandırıyor. Seda yakın arkadaşının kocasına âşık olan bir kadın. Yuva yıkan bir kadın mı yoksa aşkının peşinden koşan mı? Tartışmaya açık bir karakter. Hande Subaşı ile buluştuğumuzda bu tartışmalı karakteri konuşmak istiyorduk. Ama oyunculuğa son zamanlarda asılmasını da mevzu bahis yapmadan olmazdı. Çünkü tiyatronun ona iyi geldiği çok belliydi. Ankara günleri, İstanbul'a alışması, kadın-erkek ilişkileri derken söyleşi başka türlü aktı...
- Modellikten sonra oyunculuk yapmaya başladınız ama sanki oyunculukta çıtayı yukarı çekmek gibi bir çabanız var. Çünkü sahneye çıkmanız, son iki filmdir daha seçici davranmanız böyle düşünmeme sebep oldu. Sizin cephenizde nedir durum?
- Sonuçta alaylıyım ve oyunculuğun okulunu okumadım. Tabii insanlarda önyargı da oluyor ama zamanla kendinizi geliştirebiliyorsunuz. Kaldı ki son iki yıldır Yetersiz Bakiye oyunu sayesinde sahnede olmam bana çok şey kazandırdı. Zamanla kendi endişelerinizden de sıyrılıyorsunuz; sektör de, size bakış da değişebiliyor. Biraz da bunların sonucu galiba.
- Ne gibi endişeleriniz vardı?
- Alaylı başladığım için insanlarda bir önyargı oluyordu. İlk yıllarda popüler kimliğimle değil de yaptığım işle, oynadığım karakterlerle ön plana çıkma derdim vardı. Belki de kendimi ispat etme kaygısıydı bu. Ama deneyimim arttıkça, yaş aldıkça bu endişelerimden sıyrıldım. Çünkü şu ana kadar yaptıklarımla seyirciye kendimi anlatabildiğimi düşünüyorum. Bir de yaş ilerledikçe çevrenin eleştirilerinin, düşüncelerinin o kadar da önemli olmadığını anlıyor insan. Çünkü önemli olan insanın severek, isteyerek işini yapması. Zaten yaptığım işlerde de bunu önceliyorum.
- Önyargı demişken bir söyleşinizde 'Dostunuz mu düşmanınız mı çok' diye sorulmuş. 'Düşmanım, beni tanımayanlar benden nefret ediyor' demişsiniz. Şaşırdım açıkçası.
- Nefret dememişimdir herhalde. Çok sert bir ifade çünkü. Ama sakin bir yapıya sahibim, çok konuşkan şen şakrak bir mizacım yok. Bunun için tanımayan beni soğuk, kendini beğenmiş olarak algılayabiliyor. Ama tanıyanlar için aynı duygular söz konusu değil elbet. Çünkü 'Tanımadan önce seni snob bulurdum, oysa çok cana yakın bir insanmışsın' diyenler oldu hayatım boyunca.
- Aşk Uykusu'nda Seda adlı bir karakteri oynuyorsunuz. Seda evli bir adama aşık oluyor, üstelik adamın eşi de yakın bir arkadaşı. Seda'yı siz nasıl yorumladınız? Yuva yıkan kadın mı yoksa aşkının peşinden giden bir kadın mı?
- Her toplumun birtakım ahlaki normları var. Bizim toplumumuz için evli ya da sevgilisi olan bir insanla ilişki yaşamak ters bir durum. Aldatma olarak görülür. Bunun kadın ve erkek açısından da farkı yok. Ama senaryoda ben Seda'nın açısından bakmak durumundaydım. Çünkü onu içselleştirip oynamak gibi bir durum söz konusu. Ayrıca da Seda hayatın içinde var olan bir karakter. Böyle durumlarda suçu birinin üzerine atmak doğru gelmiyor bana. Aslında herkes kendi yaptığı ve yaşadığından mesuldür. Seda'nın yaptığı dışardan bakıldığında belki toplumsal normlar açısından kötü bir şey gibi algılanabilir ama o durumun böyle olduğuna inanmıyor. Onun hissettiği ve inandığı başka... Dolayısıyla farklı bakmak mümkün bu tür durumlara. Ki hayatın içerisinde de bu tür hikayeler çok var.
- Filmin de mesele ettiği bir şey, sizce evlilik aşkı öldürür mü?
- Evlilikle sınırlandırmamak gerek, uzun ilişkiler için de geçerli. Kendi deneyimlerimle düşünürsem şöyle söyleyebilir: Hep aşık kalarak bir ilişkiyi yürütebilmenin bir formülü yok. Ama insanlar aşık olarak ilişkiye başlıyor ve zamanla o güçlü duygu kaybolabiliyor. Belki boş vermişliklerin ortaya çıkması, belki işin içine alışkanlıkların girmesiyle oluyor ama ilişki zedeleniyor. Aslında insanların neyle mutlu olacağını bilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bir de en başta ilişkiye nasıl başlıyorsa insanların kendilerini değiştirmeden öyle devam etmeleri gerekiyor galiba. Ayrıca önemsemek, kaybetme korkusunun da önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bunları kaybedince bir ilişki yaşamanın bir önemi de kalmıyor.
- İlk defa bir filmde kadın yönetmen ile çalıştınız. Bunun farkını gördünüz mü?
- Gördüm. Kadının olaylara bakışı her zaman başka oluyor. Filmimizde de daha çok kadın hikayesi anlatılıyor. Bunun için karakterlerin duygusunu anlama konusunda kadın yönetmenin bakış açısının faydasını gördüm...

KİTAPLARDA TERCİHİM ROMANLAR
- Kitaplarla aranız nasıl, neler okursunuz?

- Sürekli kitap okuyorum diyemem. Daha çok roman tercih ediyorum. Bir ara Ayşe Kulin'e takmıştım. Kürşat Başar'ın kitaplarını okudum. Bazen kadın ve erkeklerle ilgili bilimsel kitapları okurum.
- Faydasını gördünüz mü bu bilimsel kitapların?
- Erkekler ve kadınlar zaman zaman birbirini anlamakta zorlanıyor. Çünkü farklı yapıları ve algıları var. Erkek Beyni diye bir kitap okumuştum mesela. Orada bana anlamsız gelen erkek davranışlarının nedenleri de gördüm. Ki bu tür kitaplar erkekleri anlama konusunda insana fikir veriyor.

DAHA ÖNCE SAHNEYE ÇIKMAYA ÇEKİNDİM
- Tiyatroda oynamak bir iddiadır oyuncu için. Sizin için de öyle mi?
- Yıllardır gelen birçok teklifi geri çevirdim. Açıkçası böyle bir işe girmekten çekindim. Belki kendimi yeterli hissetmiyordum, belki zamanını bekliyordum bilemiyorum. Tabii tiyatro önemli bir platform. Biraz olgunlaşıp, endişelerimden sıyrıldım galiba ki, cesaret edebildim sahneye çıkmaya.
- Bir sınamadan geçtiğinizi düşündünüz mü?
- Beş yıl önce Kamelyalı Kadın adında bir müzikli oyunda oynamıştım. Ama şimdi oynadığım oyunla onu eşdeğer tutmuyorum. Açıkçası yakın çevrem objektif olamayabiliyor. Sosyal medyadaki olumlu olumsuz eleştirileri de çok ciddiye almıyorum. Ama zaten tiyatroda sahnedeki performansınız anında karşılık buluyor. İyiyseniz alkışı alıyorsunuz. Bu anlamda Yetersiz Bakiye'nin bana bir güven verdiğini söyleyebilirim.

ANKARA ANILARIMDA KALDI
- Aileniz model olunca biraz çekinceli davranmış. Şimdi oyuncu olarak kariyerinize devam ediyorsunuz, son durum nedir?
- Aslında ilk başta kaygı duymuşlardı. Neticede bilmedikleri bir ortama girmiştim. Ki bu durumu da normal karşılıyorum. Zamanla o kaygıları yok oldu. Bugün en büyük fanlarım ailem. Mesela rahmetli dedem anneannem hiçbir şeyimi kaçırmazlardı.
- Ankaralısınız. Nasıl kaldı sizde.
- Doğup büyüdüğüm şehir. Bütün çocukluğum, ergenlik ve ilk gençlik yıllarım Ankara'da geçti. Kalabalık bir ailede büyüdüm. Ama onun da zamanı doldu ve hayat beni İstanbul'a savurdu. Fakat şimdi gittiğim zaman benim gibi Ankara da değiştiği için çocukluğumun Ankarası'nı bulamıyorum. Bunun için benim Ankaram anılarımda kalmış oldu.

KENDİM İÇİN DEĞİL HAYATIMDAKİ İNSANLAR İÇİN ÜZÜLÜYORUM
- İstanbul'a gelince bocaladınız mı?

- İnsan ilişkileri konusunda zorlanmış olabilirim. Çünkü geldiğim zaman girdiğim ortamlarda İstanbullu olmadığım belli oluyordu. Bunun için de soruyorlardı 'Sen nerden geldin' diye. O zaman anladım ki Ankara'da ya da Anadolu'da yetişen insanların farklı bir havası var. Daha saf daha doğrusu iyi niyetli olunuyor galiba. O yüzden İstanbul'da özel hayatımda seçici ve minimal yaşıyorum.
- Özel hayat demişken, özel hayatınızla zaman zaman gündeme geliyorsunuz. Bu yorucu oluyor mu?
- Zaman zaman oluyor. Ama kendim için değil hayatımdaki insan için üzülüyorum. Ben bir şekilde alıştım. Üzülüyorum, bazen sinirleniyorum bu başka bir şey. Ama bunu bir noktada kabullenebiliyorum. Çünkü bu sektörde çalışan biriyim. Ama hayatımdaki insan bu sektörden uzak olduğu için rencide olabiliyor. Durup dururken farklı insan olarak yansıtılabiliyor. Onlar bunun ceremesini daha çok çekiyor sanki. Ben de bunun için üzülüyorum. Ama bu konuda şunu da söylemek isterim. Göz önünde bir insansanız her şeyinizle merak ediliyorsunuz. Bunu anlıyorum. Dünyada da işler böyle yürüyor. Ama insanlar haddini aşınca ya da olaylar çarptırılınca üzülüyorum.

5
Pek çok dizide rol alan Hande Subaşı'nın oynadığı sinema filmi sayısı

2005
Hande Subaşı'nın Miss Turkey birincisi seçildiği yıl
BİZE ULAŞIN