Bir damla suyun serüveni

Başakşehir’deki Adell Ab-ı Hayat Su Medeniyeti Müzesi’nde suya dair üç binden fazla eser sergileniyor. Bir damla suyun yolculuğunu ziyaretçilerine sunan müzede Anadolu medeniyetinin suya verdiği değer ve su kültürü gözler önüne seriliyor

Bir damla suyun serüveni
Suya gönül vermiş bir iş adamı Recep Ali Topçu. Kardeşi Dr. Ercan Topçu ile birlikte bir aile geleneği olan koleksiyonerliği sürdürmüşler yıllar içinde. Farklı alanlarda biriktirdikleri objeleri elden çıkartıp en sonunda yaptıkları işten yola çıkarak su ve su medeniyetine dair objeleri biriktirmeye başlamışlar sadece. Topçu ailesinin koleksiyon tutkuları sayesinde günbegün artmış su kültürüne dair objeler.
Sonunda da Başakşehir'deki şirketlerinde Adell Ab-ı Hayat Su Medeniyeti Müzesi'ni açmışlar. 36 yıllık koleksiyon tutkuları sayesinde müzedeki koleksiyonlarında Roma, Bizans ve Osmanlı medeniyetinden su kültürüne dair objeler bulunuyor. "Su hayattır" felsefesini benimseyen Recep Ali Topçu, "Bir damla suyun içindeki sanatı göstermek istedik. Aslında burada bir su damlasının serüveni var. Bizim de su kardeşliği temamız var; insanlar, hayvanlar, ağaçlar... Hepimiz su kardeşiyiz" diyor.

İÇECEKLERİN EN GÜÇLÜSÜ
Müzedeki serüven Hasan Çelebi'nin ebrunun üzerine yazdığı "Canlı olan her şeyi sudan yarattık" ayeti kerimesiyle başlıyor. Etem Çalışkan'ın eseri olan Fuzuli'nin Su Kasidesi de hemen yanı başında. Ardından Roma Bizans dönemindeki su kültürüne dair objeler karşınıza çıkıyor. 2 bin 500 yıllık eserler Anadolu medeniyetinde suyun önemini gözler önüne seriyor.
Gücün sembolü olarak Roma-Bizans döneminde aslanağzı musluklar kullanılmış. Topçu: "Su içeceklerin en güçlüsüdür. 1500 yaşındaki kollu muslukta da aslan ve müren balığı formları var; biri karaların diğeri okyanusların en güçlüsü olarak düşünüldüğü için kullanılmış" diyor. Muslukların yanında bardaklar, mataralar, taslar sergileniyor. Müzedeki eserler arasında cam, metal, ahşap ve toprak eserler de var.

OSMANLI KÜLTÜRÜ BİR BAŞKA
Osmanlı dönemine ait çardak ve çamçak eserler, zemzem suyu için tasarlanmış cam, madeni ve porselen kaplar, seyahatlerde kullanılan muhtelif bardaklar da Osmanlı'nın suya atfettiği değerin bambaşka olduğunun göstergesi. Osmanlı'nın son dönemlerindeki bronz ve gümüş su muslukları, sarayda konuşmaları perdelemek için kullanılan fiskiyeler de sergilenenler arasında. Kütahya porselen ibrikler göz kamaştırıyor; üzerlerinde suya dair güzel sözler yazılı. Osmanlı'daki gayrimüslim tebanın kullandığı su tasları da dikkat çekici. Seramik ve topraktan yapılan su kapları rengarenk.

ŞİFA TASLARI HÂLÂ VAR
Müzedeki diğer ilginç objeler de şifa tasları. Kimi şifa tasında Kur'an-ı Kerim'den ayetler var, kiminde Esma-ül Hüsna yazılı. Bazılarında ise nazar ve belalara karşı kişinin korunması için yazılar mevcut. Kırklama denilen şifa tasları ise bebeklerin kırkı çıkarken bebeği yıkarken kullanılan taslar. Günümüzde şifa tasları hâlâ kullanılıyor.
Teneşir kapları ve su testileriyle sonlanıyor müze. Topçu, "Bu müze bir damla suyun hayata yansıyan zerafetini gösteriyor. Eserlerin her birinde ecdadımızın ruhunun güzelliği var. Hepsi ayrı bir ustalığı barındırıyor. Amacımız müzeyi Sultanahmet'e taşıyarak dünyaya açık bir müze haline dönüştürmek" diyerek uğurluyor bizi.


Müzenin kurucularından Recep Ali Topçu, "Bu müzeyle bir damla suyun içindeki sanatı göstermek istedik" diyor.
BİZE ULAŞIN