Özgür Çevik: Müzik için biraz daha demlenmem gerekiyor

Yabancı Damat’tan sonra kendini geri çekti. Ardından daha kontrollü biçimde güneşin altına çıktı. Şimdi özgüveni daha yüksek, ne istediğini bilen bir halde. İçi de kaynıyor galiba... Ama hangi konuda? Müzik mi? Oyunculuk mu? Özgür Çevik, kariyerini ve hayallerini anlattı

Özgür Çevik: Müzik için biraz daha demlenmem gerekiyor
Özgür Çevik 15 yıla yakın zamandır hayatımızda. Bir müzik yarışmasıyla tanındı, Yabancı Damat isimli dizide rol alınca hayatının en 'ünlü' dönemini yaşadı. Sonrasında çok da ortalarda yoktu. Kırgın Çiçekler dizisinde, şakakları kırlaşmış olarak gördük onu. Sessiz, sakin bir kariyer çizgisi var. Yırtma derdiyle değil, keyif alma hissiyle tırmanıyor basamakları.
"Kafamda bazı planlar var. Ama bunu nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Konforlu alandan çıkacağım galiba. Önümüzdeki dönemde dizi devam edecek ama daha çok film yapmak istiyorum. Belki bir yerinden tutup müziğe de bulaşabilirim tekrar" diyor.
Özgür Çevik'le eski günleri ve yenilerini konuştuk:
- Bir dönem çok popülerdiniz. Sonra geri çekildiniz. Neden?
- Bu bir tercihti. O dönemler benim için fazla kaotikti. O kalabalığın içinde kendi sesimi duyamıyordum. Varlığımı hissedememeye başlamıştım, biraz çekilmek zorundaydım, devam edemezdim o şekilde.
- O yaşlarınızda tanınıyor olmak cazip miydi?
- Elbette. Ama tanınıyor olmanın kendisi değil, iyi bir şeyle tanınıyor olmak cazipti. İnsanlar yıllardır bu meseleye ünlü olmak, şöhretli olmak diye bakıyorlar. Ünlü olmanın kendisi faydalı değil, bir meslek de değil. Çevremizde ne iş yaptığını bilmediğimiz çok fazla ünlü insan var. Bu çok kritik bir nokta, insanı delirtir, akıl sağlığını kaybedersin. Mesleğin, icraatın, faydan yok ama ünlüsün. Bu korkunç bir şey!
- Bir şekilde siz de o yollardan geçtiniz. Tecrübeler size bunları söyletiyor sanırım.
- Evet. Kendini tatmin edecek, mutlu olduğun, yaptığının arkasında durduğun bir şeyle tanınmak çok keyifli.

SAHNEDE OLMAYI TARİF ETMEK ZOR
- Aslında müzisyen kimliğinizle tanındınız. Ama kader ağlarını ördü ve oyuncu oldunuz. Hayatınıza dair biri karar aldı ve müzisyen değil, oyuncu olmanıza karar verdi. Bu değişimden mutlu musunuz?
- Bir yarışmaya girdim ve o yarışmada tanınır oldum. Bu bir müzik yarışmasıydı ve ben o yaşıma kadar hep müzik yapmak istemiştim. Bu yarışma beni bir şeyin ortasına attı, bıraktı. Orada kendi yolumu bulmaya çalıştım. Ama benim yapmak istediğim müzik türü pop değildi. Tanınmak ve dinlenmek istiyordum elbette ama o günün çabuk kaybolan müziklerini sevmiyordum. Ama popüler kültürün göbeğine düşmüştüm. Bu sırada önüme çıkan çok büyük bir nimet oldu oyunculuk. Türker İnanoğlu'nun teklifiyle hayatımda bir kırılma oldu. Yapmak istediğim türde müzik için elim kolum bağlanmıştı, ki buna rağmen yaptım. Bir yola girdim ve ısrar ettim yapmak istediğim müziği yapmak için. Bir albüm çıkardım. Türü progresif, biraz da senfonik rock'tı. Doğal olarak olması gerekenden az dinlendi. Bu durum o yaşlarda biraz kırılmama sebep oldu. Müzik bu nedenle beklemeye geçti. Oyunculukta direnebilmemde menajerim Özlem Durak'ın desteği çok büyük.
- Müziği beklemeye aldınız ama evde gitarınızı elinize alır mısınız? Yoksa o da çatı arasına mı saklandı?
- Çatı arasında değil ama paslandım tabii biraz... Yeter ki motivasyonum olsun, kolay geri dönerim.
- Özlüyor musunuz peki?
- Ara ara sahnede olmayı düşlüyorum eskisi gibi. Sahne performansım çoktu müzik yaparken. Hayal Kahvesi'nde, üniversitelerde konserlerim olurdu, keyifliydi. Sahnede müzik yapıyor olmanın, başka herhangi bir şeyle karşılanamaz derecede yüksek bir doyumu vardır. Bunu tarif etmek zor.
- O noktada içinizde bir açık var anladığım kadarıyla...
- Sahnede olmak, reaksiyonu anında almak ve seyircinin gözünün içine bakarak şarkı söylemek bolca adrenalin demek, yüksek bir kafa. Bunu özlüyorum. Ama bunu da istediğim şekilde yapmak istiyorum. Beklentiler doğrultusunda ve piyasanın koşullarında değil de, kendi mutluluğum için yapmak kıymetli olan.

SAKİN BİR KARİYERİM VAR
- Oyunculuk da belki farklı bir tecrübe katar ve bunu müzisyenlikte kullanırsınız. Olmaz mı?
- Olur tabii, neden olmasın. Müzik aynı zamanda bir vizyon meselesi. O güne kadar dinlediklerin, dünya müziğinin sendeki izleri ve senin ne anlatmak istediğin... Çünkü ben hep kendi müziğimi yapmak istedim. Müzik için demlenmem gerekiyor.
- Hikayenizde ağır dramlar barındırmadığınız için yırtmak gibi bir derdiniz de yok haliyle... Bu da duruşunuza yansımış, daha sakin ilerliyor kariyeriniz... Yanılıyor muyum?
- Haklısın. Sakin bir kariyerim var. Bir açlığım yok, hiçbir zaman da olmadı. Üniversitede okurken, kimse beni tanımıyorken hayatımdan çok memnundum, bunu değiştirmeliyim, ünlü olmalıyım diye aklımdan geçmedi hiç. O zamanlar müzik yapıyordum, paramı kazanıyordum, sosyal çevrem felsefe bölümü, iletişim bölümü öğrencileri ve müzisyenlerden oluşuyordu. Çok memnundum. Hayatta beni 'bir şeylerden yırtmaya' zorlayan sert bir motivasyonum olmadı. Senin anlattığın şey, sert bir motivasyon. Hayatında dram yaşamış, ezilmiş, en tepeye gelmek isteyenler için geçerli.

30 'LARIMDA SEVMEYİ ÖĞRENDİM
- 35 yaşınızdasınız. Ama hiç göstermiyorsunuz. Bu avantaj mı, dezavantaj mı?
- Emin değilim avantaj olup olmadığına. Çünkü insanın bakışındaki anlam değişiyor 35 yaşına gelince 35 yaşın verdiği bir ağırlık var mı diyorsunuz? 20'lerle 30'lar arasında ne fark var.
- 35 yaşın verdiği bir ağırlık var mı diyorsunuz? 20'lerle 30'lar arasında ne fark var.
- 35 yaşın verdiği bir ağırlık var. Zamanla sevmeyi öğrendim. Herkeste farklıdır ama ben sevmeyi yeni öğrendim. Şimdi söyleyeceklerim tamamen benim fikrim, genelleme olarak anlaşılmasın. Bir erkek genç yaşlarında, aileden gelen genetiğinin ve karakterinin dışında konuşuyorum, hayata karşı, kadınlara karşı daha hoyrat oluyor. Çünkü hormonları ona uygun çalışıyor, hayattaki meydan okuması ona göre oluyor, yarışı önplanda oluyor. 30 yaşına yaklaştıkça ve geçtikçe sevmeye daha eğilimli oluyor, her şeyi daha sindirerek anlıyor insan. İnsanları, doğayı, hayatın ne olduğunu, kadınları... Daha olgun bakabiliyor. Bende tam olarak böyle oldu. Bakışımdan tutun, hareket düzenime kadar her şeyi değiştirdi. İdeallerimi, yapmak istediklerimi, neyi hedeflediğimi, aslında mutlu olmama rağmen neleri yaptığımı görmemi sağladı.



MOTOSİKLET KULLANMAK BİR TÜR MEDİTASYON
- Boks yapıyorsunuz. Birçok spor çeşidi varken neden boks?
- Vücut ergonomisi ve dayanıklılık açısından yüklü bir spor. Bu sette de işinize yarayacak bir şey. Bunun dışında herkesin içinde hayata ve bir şeylere karşı öfke birikir. Birikmiyor diyen yalan söyler. Bunu güvenli atmanın yollarından biri boks. Vurduğunuz şey bir torba. Enerjiyi doğru kanalize etmenize yarayan bir spor.
- Motosiklete biniyorsunuz. Keyifli mi?
- Çook... Konsantrasyonunuzu tek bir yerde toplamanız gereken bir alet motosiklet. Aklınızda sizi hayattan alıkoyan bir şey varsa, o gider motosiklet üzerindeyken. Bir tür meditasyon.
- Hiç tehlike atlattınız mı?
- Motora binen herkes tehlike atlatmıştır.
- Canlı müzik furyası esiyor İstanbul'da... "Hadi dönün müziğe" desem...
- Üniversite zamanındayken dinlediğimiz, hâlâ da olan, o zaman değeri çok az bilinen birçok müzisyen bugün hak ettiği yerlere geliyor. Gördüğüm bu. Bu olumlu bir sinyal. Aşağıdan gelen nesil onları öne çıkarıyor. Bu noktada orada ben var mıyım, olabilir miyim, bilmiyorum. Bu bir muamma. Kendimce değerli bir şeyler yapacağım ve zamanını kolluyorum ufaktan...
BİZE ULAŞIN