Hayalim Grammy almak

Faruk Sabancı, Türkiye’nin köklü ailelerinden birine mensup. Uzun süredir yurt dışındaydı. Yıllar sonra ünlü bir DJ prodüktör olarak Türkiye’ye geri döndü. Müzikte kendi çizdiği yolda ilerliyor ama aile büyüklerinin Türkiye’ye katkılarını örnek alıp kendisi de müzikte böyle bir farklılık yaratmak istiyor

Hayalim Grammy almak
Faruk Sabancı ile ilk kez plak şirketinin yaza merhaba partisinde tanışıyoruz. Hayli uzun boylu oluşu dikkatimizi çekiyor önce. Sonra da mesafeli, ağırbaşlı ama nezaketi elden bırakmayan tavrı. Yeni parçası Home'dan bahsediyoruz kısa sohbetimiz sırasında. Sonra DJ setinin arkasına geçip kısa bir performans sergiliyor.
O gece setin başında çekilen bir fotoğrafını ertesi gün Instagram hesabından "The man I will never be" (Hiçbir zaman olmayacağım adam) sözleriyle paylaşıyor. Ne anlama geldiğini merak ediyor, ilk fırsatta sormaya karar veriyoruz...
İlk tanışmadan bir hafta kadar sonra bu kez yağmurlu bir İstanbul sabahında Emirgan'da La Boom'da buluşuyoruz kendisiyle. Menüdeki yiyecekler bölümünü es geçiyor. Geçirdiği mide operasyonu sonrası özel bir diyet uyguluyor. Eskiden kiloluydu, ama operasyon sonrasında hayli kilo vermiş.
Faruk Sabancı, soyadından tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye'nin sevilen, köklü ailelerinden birine mensup. Ama o, soyadının Türkiye'de tüm kapıları ardına kadar açacağını bildiği halde bir DJ-prodüktör olarak önce yurtdışında kanıtladı kendini. Armin van Buuren, Tiesto gibi alanında dev isimlerin övgüyle bahsettiği bir isim oldu. Buuren onun için "Bir prodüktör olarak ona büyük hayranlık besliyorum" dedi.
Türkiye'nin vizyoner işadamlarından babası Mehmet Sabancı'yı kalbine yenik düşmesi sonucu 2004'te kaybeden Faruk Sabancı, hayatının büyük bölümünü Almanya, İngiltere ve İsviçre'de geçirdikten sonra Türkiye'ye geri döndü. Bir yılı aşkın süredir İstanbul'da yaşıyor. Artık ismini ülke içinde de daha sık duyacağımız için onu yakından tanımaya ne dersiniz?
- Instagram sayfanızda 'Hiçbir zaman olmayacağınız adam' derken ne anlatmak istediniz?
- Sahne figürü olan benle gerçek hayattaki benin asla aynı kişi olamayacağını anlatmak istedim.
- Sizi heyecanlandıran hangisi?
- Daha heyecan veren sahnedeki kişi. Gerçekteki ben daha arka planda olmayı tercih ediyor.
- O nasıl biri?
- O daha sakin ve sessiz bir karakter. Anlatması biraz zor. Çok önplanda olmayan bir kişilik.

TEMEL İLKOKULDA ATILDI
- Müzik eğitiminiz var mı?
- Müzik eğitimim yok. İlkokuldayken dört yıl kadar piyano kursuna gittim. Şu an bir piyano koysanız önüme muhtemelen çalamam. Ama elbette teori bilgisi aklımda.
- Elektronik dans müziğiyle ilk kez nasıl tanıştınız?
- Piyano çalmayı öğrendiğim dönemde hocam Şermin Hanım, bana bir CD verdi. Robert Miles'ın bir albümüydü. Klasik ve elektronik müziğin karışımı bir müzikti. İlk orada tanıştım. İlkokul üçüncü sınıftaydım yanılmıyorsam.
- Sonra bu müziği yapmak istediğinize mi karar verdiniz?
- Hemen değil. Bu müziği araştırmaya başladım. O sırada trance music ortaya çıktı. Tiesto albümleri dinlemeye başladım. O yıllarda Tiesto albümlerinin Türkiye'deki dağıtımı çok iyiydi. Her benzincide, her dükkanda albümleri vardı. O zaman dedim, "Budur" diye. Bana müthiş gelmişti. Sonra Tiesto'nun konser videolarını izlemeye başladım. Bir kişinin 10 bin-20 bin kişiyi bir pikabın önünde nasıl kontrol ettiğini izledikten sonra acaba ben de yapabilir miyim diye düşündüm. İlkokul beşteydim o sıralar.
- Pikabınızı ne zaman aldınız?
- 10-11 yaşlarındayken ilk pikabımı, plaklarımı aldım.
- Bu sırada size yol gösteren biri var mı?
- En başında yok ama müzik üretmeye başladıktan sonra ilk plak anlaşmamı 16 yaşımda yaptım. O dönemde Armin Van Buuren'ın yol göstericiliği olmuştu en çok, hâlâ da var. Biraz Tiesto'nun da... Onlardan gelen geri dönüşlere göre yıllar içinde sound'umu şekillendirdim.
- Bire bir tanıdığınız isimler mi?
- Tabii ki. Yıllar içinde dostluk da kurduk.


Faruk Sabancı 18 yaşına girdiği gün Tiesto'nun dünya turnesini açtı.

STÜDYO EVİN BAHÇESİNDE
- İlk büyük sahne deneyiminiz hangisiydi?
- 18. doğum günümde Tiesto'nun Club Life World Tour adlı dünya turnesini açtım.
- Ürettiğiniz parçaları Hardwell, Armin van Buuren gibi isimler setlerinden çalıyor. Nasıl bir duygu?
- İlk çalmaya başladıkları zaman heyecan vericiydi. Tabii ki destekleri için teşekkür ediyorum.
- DJ'lik ve prodüktörlükte yetenek mi daha önemli çalışma mı?
- Prodüktörlükte daha çok çalışma. Arkada dönen şey tamamen matematik. Tabii ki işin içinde duygu, yaratıcılık ve yetenek var. Ama ilk etapta çalışmak şart. DJ'lik ise yeteneğe dayalı ama yetenekten çok ışıkla ilgili. Birinin sahne ışığı ya vardır ya da yoktur.
- Nasıl bir çalışma ortamınız var?
- Çok sade. Evde bir stüdyom var. Evin bahçesindeki küçük bir kulübe aslında, yalıtımını yaptırdığım...
- Festivalde çalmak mı kulüpte çalmak mı?
- Benim müziğimin formatına en uygun yer festivaller. Şov, sahne, görsellik ve ışık var, ses farklı. Kulüpte çalmanın keyfi daha başka.
- En sevdiğiniz seyirciyi nasıl tarif edersiniz?
- Festivallerde çalarken insanlarla göz göze gelip enerjiyi almayı seviyorum. Rahat olan insanları seviyorum. Kendini bırakan ve oraya her şeyi unutmak için gelenleri...
- DJ'ler yeni rockstarlar. İşin tadını çıkarma kısmıyla ne kadar ilgileniyorsunuz?
- Bir DJ'in Instagram sayfasını açtığınızda orada görülen hayat tamamı değil. Zaten hayatın o karelerden ibaret olması imkansız. Arkasında çok yorucu ve yıpratıcı dönemler var.
- Kendinizi hayallerinin peşinden giden biri olarak tanımlıyorsunuz. Nedir gelecekle ilgili hayaller?
- Büyük bir hayal gibi gelecek ama, zaten büyük olmasa hayal olmaz. Ben Grammy almak istiyorum.

TARZIMDAN ÖDÜN VERMEDİM
- Yeni parçanız Home çok güzel olmuş. 16 Haziran'da çıkıyor. Heyecanlı mısınız?
- Çok heyecan verici tabii ki. Türkiye tabanlı çıkıyor ama Türkiye için çıkmıyoruz. Tabii ki burada da dinlenmesini isterim. Türkiye için de yeni bir şey. Yeni bir sound. Ve çok özgür bir sound. Muadili yok. Bu yüzden insanların nasıl tepki vereceğini hiç kestiremiyorum. Tabii ki etrafıma dinlettiğimde olumlu tepkiler alıyorum. Tarzımdan ödün vermeden mainstream denebilecek ilk işim. Ama içim rahat.

KIRK BİN FIRIN EKMEK YEMELİYİM
- Müzik dışında başka işiniz var mı?
- Evet, var. Çok fazla bahsetmeyi tercih etmiyorum ama enerji sektöründe çalışıyorum.
- Sevdiğiniz bir iş mi?
- Çok sevdiğim bir iş.
- Omuzlarınızda büyük bir sorumluluk olduğu hissi veriyorsunuz karşınızdakine...
- Tabii ki var. Büyük sorumluluklarım var. Bunun getirdiği pozitif ve negatif etkiler söz konusu. Ama bununla yaşamayı öğrendim. Zaten ben bunun içine doğdum.
- Babanız ve amcanız Sakıp Sabancı Türkiye için önemli isimlerdi. Sizin de idolleriniz mi?
- Sakıp Bey benim büyük amcam. Dedemin abisi. Sakıp Bey'in idolüm olabilmesi için benim kırk fırın değil, kırk bin fırın ekmek yemem lazım. Çok büyük bir ikon. Kendisine çok büyük bir sevgi ve saygı duyuyorum. Umarım gün gelir, idolüm diyebilirim.
- Geçen yıl Instagram'da babanızla bir fotoğrafınızın altına "12 yıldır benim gözlerimde görüyor herkes seni" yazmışsınız. Örnek olmaya çalışıyor musunuz?
- Tabii ki. İşlerimdeki kaliteye ilişkin olumlu etkileri var. Ben üzerimde böyle bir sorumluluk taşıdığım için ofis hayatımın dışında müzik hayatımda da en iyisini yapmalıyım. Bizim aile büyüklerimiz nasıl Türkiye'ye çok fazla inovasyon kazandırdıysa benim de müzik alanında bunu başarmam gerekiyor. Farklılık getirmem gerekiyor.
- Babanız gibi otomobil merakınız var mı?
- Babam gibi bir otomobil merakım çok fazla yok açıkçası. Türk insanının özellikle de erkek profilinin ilgi alanlarına sahip değilim diyebilirim. Arabalar gibi, futbol gibi... Benimki hep müzik oldu.
- Aileniz müzikle ilgili olarak sizi destekliyor mu?
- İlk başlarda çok fazla değildi. Başarı geldikten sonra biraz daha kabullenme oldu ama çok yoğun bir destek yok. Negatif bir hissiyat da yok. Her şeyi kendim yapıyorum.
- Müzikle ilgili paylaşımlarınızın altında Demet Hanım olsun, Suzan Hanım olsun, aile üyelerinin yorumlarına rastladım. Seviyorlar mı yaptığınız müziği?
- Seviyorlar, gurur duyuyorlar.
- Müzik dışında meraklarınız var mı?
- Modaya merakım var. Yakından takip ederim, çok severim. Gastronomiye de ilgim var. Seyahate çıkmadan önce, gittiğim yerde ne yenilmesi, ne içilmesi, nereye gidilmesi gerektiğini bilirim. Yemek yapımını oturup izlerim de. Jamie Oliver, Gordon Ramsay gibi isimleri yakından takip ederim. Her yıl çıkan Michelin guide'ına da bakarım.
- Arkadaş çevreniz geniş midir?
- Arkadaş çevrem dardır. Çok sosyal değilim. Biraz daha kapalı bir insanım.
- Türkiye'ye döndüğünüz için memnun musunuz?
- Aile, ev yemekleri çok güzel elbette. Ülkeme dönmüş olmaktan mutlu olduğum kadar yurtdışındaki öğrencilik yıllarımı da özlüyorum.


Faruk Sabancı, babası Mehmet Sabancı ve büyük amcası Sakıp Sabancı ile olan fotoğraflarını zaman zaman Instagram hesabından paylaşıyor.

BİZE ULAŞIN