TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN

Omzum parçalandı yüzümün sol tarafı çöktü

Önce peysaj mimarlığı okudu. Ama ilaç mümessili olarak çalışmaya başladı. Ardından hayallerindeki işe kavuşmak için 26 yaşında konservatuvara girdi. Kuzey Güney’de gösterdiği başarı onu fenomen dizi Diriliş’e taşıdı. Her şey çok yolundaydı fakat sette attan düştü. Deyim yerindeyse, yüzündekiler dahil kırılmadık kemiği kalmadı. Tanınmayacak haldeydi. Çağdaş Onur Öztürk o zor günleri ilk kez anlattı

Omzum parçalandı yüzümün sol tarafı çöktü
Çağdaş Onur Öztürk, oyunculuğa geç başlamış. Peyzaj mimarisi okuyup, ilaç mümessiliği yaptıktan sonra konservatuvar okumaya karar verdiğinde 26, onu kitlelerle buluşturan Kuzey Güney'deki rolünü aldığında 31 yaşındaydı. Seyirci onu geç tanıdı ama sevdi.
Sonra Diriliş dizisi çekimleri sırasında ölümcül bir kaza geçirdi, attan düştü ve yüzündeki kemikler dahil onlarca kırıkla yoğun bakıma girdi. Üç ay sürdü iyileşmesi. O sırada oyunculuk yapıp yapamayacağı gelgitleriyle yaşadı. Ama o günlere dair tek kelime konuşmadı. Ta ki bugüne kadar. Çağdaş Onur Öztürk'le yaşadığı kazayı, kimsenin bilmediği çekirdek ailesini ve hayatını konuştuk:

- Geçtiğimiz yıl bu zamanlar ölümcül bir kaza geçirdiniz. O zamanlar rol aldığınız dizinin setinde attan düştünüz...
- At binmeyi bilmiyordum. Bir hazırlık sürecindeydik kaza olduğu esnada. Ama o zamana kadar, çok iyi ata bindiğim konusunda övgüler alıyordum. Daha önce binmediğim bir at verildi o gün bana. Anladım ki ata makine muamelesi yapıyormuşum. O bir canlı, onunla iletişim kurman gerekiyor, hep aynı ata binmen lazım ki sana alışsın. Bunları hep sonradan anladım. Ata bindiğimin 12. günüydü kaza geçirdiğimde. Bir mıcır yığınının içine girdik atla birlikte. En son hatırladığım şey, her şeyin yavaşlaması. Ve bir anda kesildi. Gözümü açtığımda hastanedeydim, ameliyata alınmak üzereydim.

- Ağır, acı bir şey hissediyor muydunuz?
- Çok yüksek doz ağrı kesiciler vermişlerdi, o yüzden hiçbir his yoktu. Omzum parçalandı, vidalarla yerine kondu. Bileğimde, yüzümün sol tarafında elmacık kemiğimde kırıklar vardı. Orada da vidalar var. Sol gözüm tamamen kapanmıştı. Şu an iyi durumdayım ama bir ara hiç düzelmeyecek zannediyor, "Tamam oyunculuk bitti benim için. Başka bir iş bakmam lazım" diyordum. Ama çok şükür geçti. Doktorlarım Metin Uzun, Şükrü Yazar ve Nur Acar çok iyiydi, Tamamen estetik operasyonlar yaptılar. Gözümün içinden girerek, dişin üstünden girerek operasyon yaptılar, yüzüm zarar görmesin diye.

- Ameliyatlar bittiğinde, kendinize geldiğinizde ilk hissiniz neydi?
- Öfke! O anla ilgili çok fazla hafızamda bir şey yok. Çünkü çok ciddi dozda ağrı kesici alıyordum. Daha ziyade arkadaşlarımdan ve sevgilimden dinlediğim kadarıyla, hissettiğim şeyin öfke olduğunu anlayabiliyorum. Bir ara aldığım ağrı kesiciler nedeniyle halüsinasyonlar görmeye başladım. Sonra düzenledik ilaçları. "Neden önlem almadım?" diye çok sorguladım kendimi. Çünkü o işe başlayacağım için çok heyecanlanmıştım. Oysa tedbirimi almam lazımdı. Üç ay evde yattım kazadan sonra.

- İyileşme sürecinde hayata bakış açınızda bir değişiklik oldu mu?
- Tam bir dalgalanma oldu. Önce Allah'a çok şükrettim bana böyle bir eş nasip ettiği için. Çünkü hep yanımdaydı. Bu iş bitti, başka bir iş bakmalıyım noktasına da geldim. Peyzaj mimarıyım aynı zamanda, o işlere mi dönsem diye geçti aklımdan. "Bu iş bitti, berbat görünüyorsun" noktasından, "Yoo çok iyiyim" noktasına dalgalanıp durdum.

- Dış görünüşünüz nasıldı?
- Ameliyat sonrası iyileşme sürecinde yüzüm kötüydü. Zayıflamıştım. Ve her şeyden öte mental olarak bitik vaziyetteydim. Ama geçti çok şükür. Oğlum beş aylıktı henüz. Eşim çok güçlü bir kadın onu anladım.

- Sete döndünüz, at bindiniz mi tekrar?
- Hayır. Rolüm değişti bu nedenle. Çünkü dönem işi ve neredeyse herkes at biniyor. Beni diziye tekrar adapte ettiler.

- Görünüşüyle iş yapan birinin, anlık bir olayla kariyerinin bitme noktasına gelmesi kolay değil...
- O acıyı çok yaşadım çünkü pamuk ipliğine bağlı olduğunu idrak ettim. Ama hayat da böyle zaten. Her şey bir anlık. İşimi çok sevdiğimi hatırladım en sonunda. Başka insanları oynamak, onların hayatına kendi benliğimden yaptığım derin bir bakış, buna bayılıyorum...



26 YAŞINDA KONSERVATUVARA GİRDİM, GEÇ OLDU BİRAZ

- Hayatta iş diye aradığım cevap oyunculuk dediğiniz anı hatırlıyor musunuz?
- Peyzaj okuyordum. O zamana kadar küçük küçük okul tiyatrolarında rol almıştım ama ilgi görmemiştim. Üniversitede okurken oynadığım bir rol çok ilgi gördü. Alkışlanmak herkesin hoşuna gider. O andan itibaren, oyunculuğa kafayı taktım. Ama peyzaj bölümünü bitirdim. Sonra askere gittim, geldim, 23 yaşımdaydım ilaç mümessilliği yaptım dokuz ay. Hâlâ oyunculuğa adım atamamıştım. En sonunda konservatuvara girdim, 26 yaşımdaydım.

- Ooo epey geç başlamışsınız...
- Evet. Yaş sınırı olmayan iki okuldan birine, Eskişehir Üniversitesi'ne girdim. O dönem gitar çalarak para kazandım ve okudum. O yaşta aileden yeniden okuyorum diye para isteyecek halde değildim. O ilk adımı atmaktı benim için önemli olan. Yani "26 yaşımdayım, okuyacağım, sonra bu işten para kazanır mıyım?" diye düşünmeye başlasam, o ilk adımı atamazdım. Fakir bir ailenin çocuğuydum çünkü.

NE KADAR ÜN O KADAR YALNIZLIK?

- Üniversitede tanıştığınız kadınla evlisiniz. Çok romantik geldi bu bana... Çünkü popüler insanların, etrafa karşı algısının dağılması daha kolay...
- Çok şükür. Bunun nedeni sevgi ve gerçeği aramak. İkimiz de sorgulayan, nedenini arayan insanlarız. Bir dizide oynuyorsunuz, başrolsünüz, etrafınızı saran insanlar bir süre sonra sahteleşebiliyor, sizi tanımadan, rolünüzün ve ünününüzün etkisinde kalabiliyor. O noktada o insanların gerçekliği tartışılır oluyor.

- Kendinizi ve ailenizi neden bu kadar sakınıyorsunuz. Röportaj vermiyorsunuz, ortalarda değilsiniz...
- Dürtme çok fazla çünkü... Yani kendimi açtıkça insanlar yaşamımı dürtme cesareti buluyor kendinde. Ama ailemi, kendimi buna karşı korumam lazım. O zaman ortalıklarda olmazsam, bu durumda olmam. Bilinirliğinle doğru orantılı oyunculuk yapıyoruz bir taraftan da. Ne kadar hatırlatırsan kendini, o kadar iş bulabiliyorsun. Ama o kadar çok iş bulmak istemiyorum. Yolda yürüyemeyen, pazar alışverişi yapamayan insan olmak istemiyorum. Beşiktaş benim mahallem, burada özgürce gezerim, eşim mahalle esnafı için "yenge"dir. Oğlum Aden'i de komşu olduğumuz için tanırlar. Böyle çok güvende hissediyorum kendimi. Diğer türlü yalnız ve güvensiz hisseder insan. Kimin ne için yanında olduğunu bilmezsen, yalnızlaşır ve paranoyaklaşırsın. Ne kadar ün, o kadar yalnızlık. Hayatımın o 'ünlü' döneminde az daha kayboluyorum aslında. O ilgi büyüleyip içine çekebilirdi beni. Ama şükür ki olmadı. Sorgulayarak, hızdan hırstan uzaklaşarak, biraz durarak sakinleşerek, sonunda dengede durmaya çalışarak baş ettim bu durumla.

- Sokaktaki herkesin kendi kitlesini çoğaltmak istediği bir dönemdeyiz. Herkes birer minik ünlü.
- Bir süre sonra bunun psikolojik sınırları konacaktır bence. Böyle gitmesi normal değil çünkü.

BİR EVDE YEDİ KİŞİ YAŞIYORDUK

- Neden illa konservatuvara gitmek istediniz ki, gitmeden de yapabilirdiniz bu işi...
- Bilginin kaynağına ulaşmak, kafamdaki oyunculukla ilgili soruların cevabına ulaşmak istedim. İyi oyuncu diye bir şey var. Oraya nasıl ulaşılıyor, nasıl yapılıyor, bilmek istedim. Bu kendi iç yolculuğumla ilgili bir özendi. Okuduğum sürece yedi kişi aynı evde yaşıyorduk. Okul bittiğinde cebimde 500 TL param vardı ve bu işin yapıldığı yer İstanbul'du. Oraya gitmem gerekiyordu. İstanbul'a da iki kez gelmiştim hayatımda. Tanıdığım bir iki kişi vardı. İstanbul'a geldim. Bir ajansa kaydoldum. Birkaç hafta sonra küçük küçük işler gelmeye başladı. Zaman ilerledikçe, çaba harcadıkça, işlerim yoluna girdi.
BİZE ULAŞIN