Hiç istemediğimiz bir filmin içerisindeyiz

Sanki, izlediğimiz o salgın ve virüs filmlerinden birinin içindeyiz. Ama fark şu: Bu yaşadığımız filmin senaryosunu biz, hepimiz yazıyoruz. En iyi çözüm evde kalmaksa eğer o zaman evimizi birer sinema salonuna çevirmek mümkün

Hiç istemediğimiz bir filmin içerisindeyiz
Cuma 21.03.2020
Güncelleme: Cumartesi 21.03.2020
ABONE OL
Küresel salgınlar, insanları dönüştüren virüsler, dünya nüfusunu bir anda yarıya düşüren felaketler... Kaç film izledik bu meseleleri anlatan. Üç aşağı beş yukarı olay örgüsü belli olan bu yapımlar bizim için sadece ve sadece filmdi. Üstelik çoğu da heyecanlı aksiyon filmleri. Covid 19'un neden olduğu koronavirüs salgını sayesinde gün geldi, aksiyon diye izlediğimiz filmlerden birinin içine düştük.
Öncelikle sinemacıların öngörülerini takdir etme gerek. Bu tür filmlerde klişe olarak görüp zaman zaman dudak büktüğümüz her şeyi şu an gerçek hayatta yaşıyoruz ve üstelik filmin de daha başındayız. Nasıl mı?
Bu tür filmlerde malum bir virüs ortaya çıkar, daha ne olduğu anlaşılamadan hızla yayılır, bilim insanları tedavi için uğraşırken, enfekte olanların sayısı artar. İşte biz bu aşamadayız, yani filmin ilk 15 dakikasında... Film nasıl gelişir, biter, orası muamma?
İşin sinemadan farkıysa senaryo kısmında. Filmlerde malum bu tür hikayeler işin doğası gereği bir avuç kahraman üzerinden anlatılır. Oysaki işin gerçeğinde, anlatılan bizim, hepimizin hikayesi. Ve başrolde hepimiz varız. Dolayısıyla da bu filmin senaryosunu hepimiz yazacağız... En iyi senaryoysa bir süre evlerde kalıp sosyal mesafeyi mümkün olduğu kadar sıfırlamak ve virüsün yayılmasının önüne geçmek.
Zaten Türkiye'de ilk vaka görülmeye başlandığı andan itibaren sinema dünyası da evlerde kalmamız gerektiğini gösteren kararlar aldı. Mesela kimi sinemalar film gösterimlerine ara verdiğini duyurdu, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, İstanbul Film Festivali'nin ileri bir tarihe ertelendiğini açıkladı. Bu kararların arkasından da toplum sağlığı gözetilerek sinemalar kapatıldı.
Böylesi bir salgın karşısında sinemaların kapanması ilk değil. Mesela 1918 yılındaki İspanyol gribi sırasında da benzer şeyler yaşanmış. İ. Arda Odabaşı'nın Milli Sinema kitabında savaşla birlikte gelen salgının İstanbul'da hayatı nasıl etkilediği gayet açık anlatılıyor. Salgın ciddi boyutlara ulaşınca ve mesela 1918'in Ekim'inde okula giden öğrencilerin yüzde 15'inin hastalığa yakalandığı anlaşılınca hemen okullar tatil edilmiş. Grip solunum yoluyla geçtiği için tıpkı şimdi olduğu gibi insanlara kalabalık yerlerden uzak durması telkin edilmiş. 22 Ekim itibariyle de tiyatro, sinema ve eğlence yerleri geçici olarak kapatılmış.
Peki ya evde ne yapacağız? Tabii kendi sinema salonlarımızı kuracağız. Arşivler bugünler için... Kaldı ki online film izleme platformları da artık hayatımızın bir gerçeği.
Sinema tarihinde keşfedilmeyi bekleyen yüzlerce yönetmen var, hepimizin kaçırdığı ve izlemek istediği onlarca film var. Yani gün evinizi sinema salonuna çevirme günü...



BİZE BİR ŞEY OLMAZ DİYENLERE
Gündemimiz koronavirüs ve salgın. Olayın ne kadar ciddi olduğunu gösteren yapımlara bir göz atalım:
SALGIN: Steven Soderbergh'in yönettiği Salgın/Contagion gündeme uygun ilk akla gelen film. Bir virüsün dünyada ne kadar hızlı yayıldığını ve insanlık için nasıl tehlike oluşturduğu anlatması açısından önemli. "Virüs bana bir şey yapmaz" diyenlerin, meseleye ciddiyetle yaklaşmayanların sonunu gayet net anlatıyor. Çünkü onlar salgının ilk kurbanları oluyor.
TEHDİT: Wolfgang Petersen'in yönettiği 1995 yapımı Tehdit yine dünyayı kasıp kavuran bir virüsün hikayesine odaklanıyor. ABD'yi tehdit eden ve küresel bir felakete dönüşme ihtimali olan virüse karşı bilim insanlarının verdiği mücadeleyi izliyoruz...
28 GÜN SONRA: Danny Boyle'un yönettiği 2003 yapımı film şimdilerde Koronovirüs salgınını ciddiye almayan İngiltere'de geçiyor. Bir araştırma laboratuvarındaki şempanzelerden yayılan virüs Londra'yı ıssız bir hale getirmiştir. Kahramanımız da bu ıssız Londra'ya uyanır, salgının kırıp geçirdiği şehirde yaşananları anlamaya ve hayatta kalmaya çalışır.

BU İŞİN İÇİNDE BİR İŞ VAR DİYENLERE
Wuhan'da virüs çıktığı andan itibaren komplo teorileri üretilmeye başlandı. "Bu işin içinde bir iş var diyenler" çıktı. Elbette sinemada bu tür komplo teorilerini anlatan yapımlar da var...
V FOR VENDETTA: 2005 yapımı filmin virüsle ne alakası var diyenler olabilir. Çünkü filmin bu yönü pek hatırlanmaz. Ama İngiltere'yi yöneten, Hitler'i hatırlatan Adam Sutler nasıl iktidara geldi acaba? Laboratuvarda üretilen bir virüs derin devlet tarafından sulara karıştırılır yaşanan kaosta Sutler iktidara gelir. Yani bir virüs bazen sadece virüs değildir.
GÖREVİMİZ TEHLİKE 2: Virüslü filmler deyince elbet bu film pek akla gelmez. Lakin ölümcül bir virüsün odakta olduğu şahane bir komplo teorisi filmidir. Dünyada bir salgın başlatma potansiyeli olan, yine laboratuvarda üretilmiş Chimera adlı bir virüsü silah olarak kullanarak para kazanmaya çalışan kötü adamlar ve onları durdurmaya çalışan ajanımız Ethan Hunt başroldedir.



BİRAZ DERİNLEŞELİM DİYENLER
YEDİNCİ MÜHÜR: Usta yönetmen Ingmar Bergman'ın yönettiği 1957 yapımı film, Orta Çağ'daki veba salgını sırasında Haçlı Seferleri'nden dönen bir şövalyenin hikayesini anlatır. Yakın zamanda vefat eden Max von Sydow başrolde oynadığı film, ölüm üzerine yapılmış sinema tarihinin en önemli yapımlarından biridir.
KÖRLÜK: Jose Saramago'nun kitabından uyarlanan Körlük/ Blindness filminde bu sefer salgın insanların kör olmasına neden olur. Şehirdeki herkesi etkisi altına almaya başlayan bu salgından sadece bir kişi etkilenmez. Film günümüz medeniyetine ve insanlığa olan eleştirel bakışıyla öne çıkar.