Kolonyaya 300 yıl sonra iade-i itibar

Koronavirüs salgını nedeniyle tekrar hijyenik özelliği hatırlanan kolonya aslında 1700’lü yıllarda tıbbi bir ürün olarak hayatımıza girmişti. Fakat sonradan koku olarak kabul gördü. Şimdi tekrar eski görkemli günlerini yaşıyor

Kolonyaya 300 yıl sonra iade-i itibar
Cuma 21.03.2020
Güncelleme: Cumartesi 21.03.2020
ABONE OL
O, bu toprakların kültüründe hep başköşedeydi. Bayramlarda, misafirliklerde, otobüs yolculuklarında ve dahi ne zaman ferahlamak istesek yanımızdaydı... Dünyayı saran koronavirüs salgınından sonra tüm uzmanlardan el hijyeni konusunda tüm puanları topladıktan sonra ise vazgeçilmez oldu... Değeri her yönden arttı! Tabii ki kolonyadan bahsediyoruz...
Tarihi kaynaklara göre kolonyanın ortaya çıkışı 1700'lerin ortalarında, Köln'de gerçekleşiyor. Türkiye'de, hayatın küçük detaylarına ilişkin en kapsamlı tarihi çalışmalardan biri olan, araştırmacı yazar Kudret Emiroğlu'nun Gündelik Hayatın Tarihi (İş Bankası Kültür Yayınları) kitabında yer alan bilgilere göre kolonyayı bulan kişinin adı Giovanni Paola de Feminis (1660-1736). Alkolün bulunmasıyla parfümcülüğün merkezi İtalya'dan Fransa'ya kayıyor. Kuzey İtalya'da yaşayan Feminis formülünü İtalya'da geliştirdiği bir kokuyla Köln'e (eski adıyla Cologne, yani kolonya) yerleşiyor. Yani ismi de buradan geliyor bu hoş sıvının. Önceleri "Eau Admirable" (hayranlığa değer su) adıyla üretiliyor. 1727'de tıbbi ürün olarak onaylanıyor. Daha sonra "Eau de Cologne" (Köln Kokusu) adını alıyor.
Feminis'in preparatı aslında adı bilinmeyen bir keşişin Macaristan Kraliçesi Elisabeth için ürettiği Macar Suyu. Feminis, Macar Suyu bileşimine yüzde 2-4 oranında bergamot, limon, portakal, biberiye esansı katarak hâlâ kolonya olarak tanıdığımız markayı üretmiş. Bir başka iddiaya göre, ilk kolonyayı 1709 yılında yine Köln şehrinde limon, portakal, nane, bergamot suyu ve alkol karışımıyla "Eau de Cologne" (Köln Suyu) adıyla piyasaya veren yine bir İtalyan olan berber Jean Bapiste Farina. Yedi Yıl Savaşları diye bilinen dönemde şehirde bulunan Fransız askerler tarafından beğenilen koku, şehrin Avrupa'da kolonya şehri olarak tanınmasını sağlıyor. Farina ailesi zengin olurken, Paris'te şube ve fabrikalar açıyor. İlk kim buldu tartışması ise hala bu iki ihtimal üzerinden sürüyor.
Başlangıçta bir tür panzehir olarak satılan kolonya Napolyon'un 1810 tarihli bir kararnamesiyle parfüm olarak da satılmaya başlanıyor. Napolyon'un bu kararnameyi imzalamasının nedeni kendisinin kolonya aşkı. Napolyon bazı günler bir şişe kolonyayı içmekle kalmıyor bu hoş kokulu sıvından her sabah kafasına ve omuzlardan aşağı bir şişe döktürüyormuş.



BİZDE KOLONYA 2. ABDÜLHAMİT ZAMANINDA YAYGINLAŞTI
Türkiye'de koku denince akla gelen ilk isimlerden, araştırmacı yazar ve parfümör Vedat Ozan, kolonyanın bizim coğrafyamızdaki yolculuğunu anlattı.

- Kolonya Türkiye dışında başka ülkelerde bizdeki kadar günlük hayatın içinde oldu mu?
- Hayır. İlk çıktığı dönem o zamana kadar gelen alışılmış koku profillerinin dışında kaldığı, koku dünyasına yeni bir soluk getirdiği için ilk çıktığı ülkelerde, Almanya veya İtalya'da sürpriz etkisiyle ilgi gördü ancak asla bizim kültürümüzdeki kadar yaygınlaşmadı. Burada yaygınlaşması da kendiliğinden oluşmuş değil zaten, daha önce gülsuyunun kullanıldığı alanlarda onu yavaş yavaş ikame ederek zaman içinde tamamen yerine geçti. Dışarıdaki kullanımla buradakinin aynı olması zaten beklenemezdi, zira dışarıda kolonya sadece cilde sürülmüyor, suya, bala vs. damlatılarak içiliyordu ve canlandırıcı, güçlendirici, bugün içilen enerji içeceklerine benzer bir etki yaratması hedefleniyordu.

- Kolonyanın bizim coğrafyaya girişi nasıl oldu? Üretimi hangi dönemde başladı?
- Bu konuda Aybala Yentürk Hanımefendi'nin çalışmalarına itibar etmek lazım, kendisi Osmanlı kozmetolojisi ve kolonya ile ilgili epey araştırma yaptı. Ona atıfla söyleyeyim, ilk ithal örneklere, münferit de olsa Sultan Abdülaziz döneminde rastlanılıyor. Ancak yerli müteşebbislerin üretime geçmesi, buna bağlı olarak yaygınlaşması gibi kritik dönüşümler II. Abdülhamit'le beraber gerçekleşiyor. Yabancı üreticilerce saraydan izin istendiğine dair belgeler var. Almanya'daki en meşhur üreticilerden (hâlâ ilk kolonyacı iddiasında bulunan) Jean-Marie Farina 1882'de Tuğra-yi Garra-yi Şâhâne için müracaat ediyor, yani bir nevi "Sarayın Kolonyacısı" unvanını alabilmek için. Yanılmıyorsam aynı yıl Ahmet Farukî, sonrasında da Süleyman Ferit (Eczacıbaşı) gibi müteşebbisler Fransa'dan ithal esansları kompoze ederek ve alkolle karıştırarak kolonyacılığın önünü açıyorlar. Gene Aybala Yentürk'e dayanarak söylüyorum ki, ilk başlarda kolonya denmiyor, odikolon deniyor; sonra kolonya suyuna dönüşüyor ve en nihayetinde kısalarak kolonya oluyor isim. Bu ifadeye o dönem yazarlarının romanlarında da rastlayabilirsiniz zaten.

- Kolonyanın içeriğinden bahseder misiniz? Derece ayrımı ne ifade ediyor?
- Etiketteki rakamlı ifade alkolün derecesine işaret eder, ki bu da genelde 80'dir. Kolonya ilk en yaygın alkollü parfümdür aslında ve kendi öncülü olan Macar Suyu'nun biberiye ile alkolden oluşan basit formülünün geliştirilmiş halidir. Kolonya öncesi bütün parfümler yağ formundayken kolonya sonrasında artık alkollü parfüm kavramı endüstriyel standardı oluşturmuştur. Bunda tabii alkolün çok kolay, çok ucuz ve her yerde her şeyden üretilebilmesi ve hızla buharlaşıp kokuyu yağa göre çok daha hissedilebilir hale getirmesinin de büyük katkısı vardır.