TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN

Obama'nın konuşmasının tam metni- 1


İki fevkalade enstitü tarafından, zamana karşı duran şehir Kahire'de konuk edilmekten şeref duyuyorum. El Azhar bin yıldan uzun bir süreden beri İslam öğretisinin rehberi olmuş ve Kahire Üniversitesi de yüzyıldan uzun zamandır Mısır'ın gelişmesinde rol oynamıştır. Siz, birlikte, gelenek ve gelişme arasındaki ahengi temsil ediyorsunuz. Sizin ve Mısır halkının konukseverliği için teşekkür ediyorum. Aynı zamanda Amerikan halkının iyi dileklerini, ülkemdeki Müslüman toplumun barış selamını size iletmekten gurur duyuyorum: "Esselamün aleyküm."

Obama'nın konuşmasının tam metni- 2
Obama'nın konuşmasının tam metni- 3
Obama'nın konuşmasının tam metni- 4
Obama'nın konuşmasının tam metni- 5


Biz, Amerika Birleşik Devletleri ile İslam dünyası arasında, kökleri herhangi güncel politik tartışmanın çok ötesine uzanan tarihi konulara dayanan gergin bir dönemin yaşandığı bir zamanda bir araya geliyoruz. İslam ve Batı arasındaki ilişkiler yüzyıllarca devam eden barış içinde bir arada yaşama ve işbirliği ile birlikte, anlaşmazlık ve dini savaşları da kapsar. Son zamanlarda bu gerginlik, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelerin çoğu zaman hak ve olanaklardan mahrum edilmesine yol açan sömürgecilik ve ülkelerin kendi arzuları dikkate alınmadan genellikle ellerinden vekâlet alınmış gibi davranılan bir Soğuk Savaşla beslendi. Ayrıca, modernleşme ve küreselleşmenin getirdiği köklü değişiklikler birçok Müslümanın, Batıyı İslam geleneklerine düşman olarak görmesine yol açtı.


Şiddet yanlısı aşırıcılar, İslam dünyasının küçük ama güçlü bir kesiminde kendi çıkarları için bu gerginlikten faydalandı. Bu aşırıcılar gerçekleştirdiği 11 Eylül 2001 saldırıları ve sivil topluma karşı şiddete başvurmağa devam etmeleri ise, bazı kişilerin ülkemde İslamı sadece Amerika ve Batı ülkelerine değil, insan haklarına da düşman olarak nitelemelerine yol açtı. Bu durum, korku ve güvensizliği daha da besledi. Bizim ilişkilerimiz aramızdaki farklılıklarla tanımlandığı sürece, barış yerine nefret ekenleri ve adalet ve refahı sağlamağa yardım edebilecek işbirliği yerine anlaşmazlığı destekleyenleri güçlendirmiş olacağız. Biz bu bir şüphe ve uyuşmazlık döngüsünü sona erdirmeliyiz.

Ben Kahire'ye Amerika Birleşik Devletleri ile Dünyadaki Müslümanlar arasında karşılıklı çıkar ve karşılıklı saygıya dayanan, Amerika ve İslamın birbirleriyle zıt olmadığı ve rekabete gerek bulunmadığı gerçeğine dayanan yeni bir başlangıç arayışı ile geldim. Aslında onlar birbirini tamamlar, adalet ve gelişim, hoşgörü ve bütün insanların saygınlığı gibi ortak ilkeleri paylaşır.

Değişimin bir anda oluşamayacağını bilerek hareket ediyorum. Ayrıca bu konuşmam ile ilgili olarak çok şeyler yazıldı çizildi ve söylendi, ne car ki, yıllardır süren karşılıklı güvensizlik bir konuşma sonucunda ortadan kalkmayacaktır. Ayrıca bizi bu noktaya taşıyan karmaşık soruların tamamına da sizinle geçirdiğim şu kısa öğle sonrasında cevap bulamam. Ne var ki ilerlemek için, yüreklerimizde sakladıklarımızı ve genellikle kapalı kapılar arkasında söylenenleri biribirimize açıkça söylememiz gerektiğine inanıyorum. Birbirimizi dinlemek, birbirimizden öğrenmek, birbirimize saygı göstermek ve ortak bir zemin bulmak için devamlı olarak çaba göstermeliyiz. Mukaddes Kuran'ın bize söylediği gibi, "Allah'ı aklından çıkarma ve daima gerçeği söyle." (Alkışlar) Benim bugün yapmağa çalışacağım şey, insan olarak paylaştıklarımızın bizi ayıran güçlerden çok daha kuvvetli olduğu yolundaki inancımdan şaşmadan, önümüzdeki fevkalade görevin önemini bilerek, elimden geldiği kadar gerçekleri yansıtmaktır.

Bu inancımın bir kısmı kendi tecrübelerime dayanır. Ben bir Hıristiyanım, fakat babam Müslüman nesilleri de kapsayan bir Kenyalı ailedendir. Çocukluğumun birkaç yılını Endonezya'da, her gün şafak vakti ve gün batarken ezan dinleyerek geçirdim. Gençliğimde birçok Müslümanın kendi inancıyla saygınlık ve huzur bulduğu Şikago toplumlarında çalıştım.

Bir tarih öğrencisi olarak, medeniyetin İslama olan borcunu da biliyorum. El Azhar Üniversitesi gibi yerlerde, yüzyıllarca tahsil ışığını taşıyan, Avrupada Rönesans ve Aydınlanmanın yollarını İslam toplumlarındaki gelişmeler açmıştır. Cebir düzenini, manyetik pusulayı, yöngüdüm cihazlarını, yazı ve basımda ustalaşmamızı, hastalıkların nasıl yayıldığını ve nasıl tedavi edilebileceğini anlamamızı, Müslüman toplumlarda yapılan icatlar sağladı. İslam kültürü bize harika kemerler, yüksek kuleler; zamana baş eğmeyen şiirler, unutulmaz müzik; zarif hattatlık ve huzurlu tefekkür yerleri verdi. Ve İslam tarih boyunca gerek söz ve gerekse eylemde dini hoşgörü ve ırk eşitliğinin yarattığı fırsatları sergiledi. (Alkışlar)

İslamın her zaman Amerika'nın geçmişinin bir parçası olduğunu da biliyorum. Ülkemi ilk tanıyan ulus Fas'tı. İkinci Devlet başkanımız John Adams 1796 Tripoli Anlaşmasını imzalarken şöyle yazmıştı "Amerika Birleşik Devletleri'nin içinde, Müslümanların yasalarına, dinine ve ruhuna karşı hiçbir husumet yoktur". Ve kuruluşumuzdan beri, Amerikalı Müslümanlar Birleşik Devletleri zenginleştirdi. Onlar savaşlarımızda savaştı, devletimizde hizmet etti, vatandaşlık haklarını savundu, ticaret kurdu, üniversitelerimizde ders verdi, sporda yükseldi, Nobel Ödülleri kazandı. En yüksek gökdelenlerimizi inşa etti ve Olimpiyat Meşalemizi yaktı. Kongreye seçilen ilk Müslüman Amerikalı, ülkemizin kurucularından Thomas Jefferson'ın özel kitaplığında sakladığı Kuran'a el basarak Anayasamızı savunacağına yemin etti. (Alkışlar)

İslam dininin ilk başladığı bölgeye gelmeden önce İslamı üç kıtada tanıdım. Amerika ile İslam arasındaki ortaklığın, İslamın ne olmadığına değil ne olduğuna esaslanması gerektiğine dair inancıma da bu deneyimim ışık tutar. Ve ben İslam hakkında, nerede olursa olsun olumsuz stereo tiplemelerle mücadele etmeyi Amerika Birleşik Devletleri başkanı olarak üstlendiğim sorumluğun bir bölümü kabul ediyorum.

Ama aynı ilkeler Amerika hakkındaki algılamalara da uygulanmalıdır. (Alkışlar) Müslümanlar nasıl böyle çiğ bir klişeye sığmıyorsa, Amerika da sadece kendi çıkarlarına hizmet eden imparatorluk klişesine sığdırılamaz. Amerika Birleşik Devletleri, Dünyanın tanık olduğu en büyük gelişmenin kaynağı oldu. Biz bir İmparatorluğa karşı gerçekleştirilen devrimden doğduk. Biz herkesin eşit yaratıldığı ideali üzerinde kurulduk ve yüzyıllarca bu kelimelere anlam kazandırmak için hem kendi ülkemiz sınırları içinde, hem de dünyada mücadele verdik, kanımızı akıttık. Biz dünyanın her köşesinden gelen her kültürle yoğrulduk ve kendimizi basit bir kavrama adadık: E pluribus unum: "Birçoğundan, bir."

Barak Hüseyin Obama adlı, Afrika kökenli bir Amerikalının başkan seçilebilmiş olması konusunda çok şey yazılıp söylendi. (Alkışlar) Oysa benim öyküm o kadar da benzersiz değildir. Amerika'ya gelen herkesin başarı rüyası gerçekleşmemişse de, bu vaat kıyılarımıza gelen herkes için mevcuttur - ki bu, şu anda ülkemizdeki yaklaşık yedi milyon Müslüman Amerikalıyı da kapsar. Bu arada şunu da balirtmeliyim ki, ülkemizdeki Müslüman Amerikalıların gelir ve eğitim düzeyi Amerika genelinde ortalamanın üzerindedir. (Alkışlar)

METNİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...

BİZE ULAŞIN