TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN

Obama'nın konuşmasının tam metni- 4

Ve İsrail, Filistinlilerin, yaşayabilmeleri ve çalışabilmeleri, toplumlarını geliştirmeleri için kendisine düşen sorumlulukları omuzlamalıdır. Gazze'deki insani kriz Filistinli aileleri nasıl perişan ediyorsa, İsrail'in güvenliği için de yararlı değildir. Filistin halkının günlük hayatında gelişme kaydedilmesi barışa giden yol haritasının kritik önemdeki bir parçasıdır. Bu nedenle İsrail bu gelişmenin gerçekleşmesi için somut adımlar atmalıdır.

Ve nihayet, Arap devletleri de, Arap Barış Girişiminin önemli bir başlangıç olmakla birlikte, onların sorumluluklarının sonu olmadığını kabul etmelidir. Arap-İsrail anlaşmazlığı, Arap devletlerinin kendi uluslarının dikkatini başka problemlerden uzaklaştırmasına daha fazla alet edilmemelidir. Bunun yerine, Filistin ulusunun kendi devletini idame ettirecek kurumları geliştirmesi; İsrail'in meşruiyetini tanıması ve geçmişte izlediği ve kendi amacını köstekleyen odaklaşma yerine, gelişimi tercih etmesine yardımda bulunmak için harekete geçme nedeni olmalıdır.

Amerika kendi siyasetini barış arayanlarla uyumlu hale getirecektir ve özel olarak İsraillilere, Filistinlilere ve Araplara söylediklerimizi, halka açıklayacağız. Barışı zorla kabul ettiremeyiz. Ama birçok Müslüman açıkça söylemese de, İsrail'in bir yere gitmeyeceğini kabul ediyor. Şimdi herkesin bildiği gerçeğin gereğini yapma zamanı gelmiştir.

Çok fazla gözyaşı aktı. Çok fazla kan döküldü. İsrailli ve Filistinli annelerin, çocuklarının büyümesini korku duymadan görebilecekleri günün gelmesi; üç büyük dinin Kutsal Toprağının Tanrının istediği gibi barış yeri olması; Kudüs'ün Museviler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar için güvenli ve sürekli bir yuva haline gelmesi, İbrahim'in bütün çocuklarının İŞRA hikayesinde Musa, İsa ve Muhammed (Tanrının rahmeti üzerlerine olsun) birlikte dua ettikleri gibi barış içinde yaşayacakları bir yer olmasına çalışmak yolunda hepimiz sorumluluk taşıyoruz. (Alkışlar)

Ortak ilgi alanımıza giren üçüncü gerginlik kaynağı ise nükleer silahlarla ilgili olarak ulusların hak ve sorumluluklarıdır.

Bu konu Amerika Birleşik Devletleri ile İran İslam Cumhuriyeti arasında gerginliğin kaynağı olmuştur. Uzun yıllardır İran kendini bir bakıma benim ülkeme muhalefetle tanımlamıştır ve gerçekten de bizim çalkantılı bir geçmişimiz vardır. Soğuk Savaşın ortasında Amerika Birleşik Devletleri İran'ın demokratik yolla seçilen bir hükümetinin devrilmesinde etkili oldu. İslam Devriminden beri İran ABD asker ve sivillerine karşı rehin alma ve şiddet hareketlerinde rol oynadı. Bu geçmiş herkese malumdur. Ben, geçmişin tuzağında esir olmaktansa, İran'ın liderlerine ve halkına, ülkemin ileri adım atmağa hazır olduğunu açıkça ifade ettim. Şimdi mesele, İran'ın neyin karşısında olduğu değil, nasıl bir gelecek kurmak istemesidir.

Yıllarca devam eden güvensizliği bir tarafa bırakmak kolay olmayacağını takdir ediyorum fakat biz cesaret, dürüstlük ve kararlılıkla ilerleyeceğiz. Ülkelerimiz arasında müzakere edilecek birçok mesele olacak ve biz karşılıklı saygı esasında ve ön koşul ileri sürmeden ileri adım atmağa hazırız. Ama nükleer silahlar alanıyla ilgilenen herkes için bu konuda bir karar noktasına ulaştığımız açıktır. Sorun yalnız Amerika'nın çıkarları değil, bölgeyi ve Dünya'yı son derecede tehlikeli bir yola sürükleyebilecek Orta Doğu'da bir nükleer silah yarışını ve nükleer silahların yayılmasını engelleme açısından, son derece tehlikeli bir yola gürülmesini önleme sorunudur.

Ben, bazı ülkeler nükleer silaha sahipken diğerlerinin olmamasına itiraz edenleri anlıyorum. Hangi ülkelerin nükleer silah bulundurmasını bir tek ülke seçmemelidir. Bu yüzden Amerika'nın, hiçbir ülkenin nükleer silah bulundurmadığı bir dünya istemekteki kararlılığını tekrar ve kuvvetle teyit ettim. (Alkışlar) Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması altında sorumluluğunu yerine getiren, İran da dahil her ülke, barış amaçlı nükleer enerji elde etmek hakkına sahip olmalıdır. Bu vaat Anlaşmanın özünü teşkil eder ve anlaşmayı kabul eden herkes tarafından uyulmalıdır. Ve bölgedeki tüm ülkelerin bu amaç etrafında birleşeceği konusunda umutvarım. Değineceğim dördüncü konu demokrasidir. (Alkışlar)

Biliyorum, son yıllarda demokrasinin yayılması konusunda fikir ayrılıkları oldu, bu tartışmaların çoğu Irak'daki savaşla ilgilidir. Bu nedenle, şunu vurgulamama izin verin: Hiçbir üşleye başka bir ülke tarafından bir yönetim sistemi empoze edilmemelidir.

Bu gerçek benim, halkına söz hakkı veren, hukukun üstünlüğüne ve bütün insanların haklarına saygı gösteren bir hükümet sistemine olan inancımı azaltmıyor. Her ülke bu ilkeyi kendince ve kendi insanının geleneklerine uygun şekilde hayata geçirir. Barış içinde gerçekleştirilen bir seçimin sonucunu bilemeyeceğimiz gibi, Amerika herkes için neyin daha iyi olacağını bildiğini iddia etmiyor. Ama ben insanların bir takım belirli şeyleri istediklerine kesinlikle inanıyorum: düşüncelerinizi söyleme olanağı, yönetiminizle ilgili söz sahibi olma; hukukun üstünlüğüne güven duyma; adaletin eşit uygulanması; şeffaf ve halkından çalmayan hükümet; istediğin gibi yaşama özgürlüğü gibi. Bunlar yalnız Amerikan idealleri değil, insan haklarıdır ve bu yüzden bu hakları her yerde savunacağız.

Bu vaadi ulaşmak için dümdüz uzanan bir yol yoktur. Ama şu kadarı açıktır ki, bu hakları koruyan hükümetler sonunda daha istikrarlı, başarılı ve güvenli olurlar. İdealleri bastırmak hiç bir zaman onları yok edememiştir. Amerika bütün barışçı ve yasalara uyan seslerin dünyanın her tarafında işitilmesine, hatta biz onlarla hemfikir olmasak da, saygı gösterir. Ve biz seçimlerle iş başına gelen bütün barışçı hükümetleri, onların ulusun tamamını saygı ile idare etmeleri şartıyla, memnuniyetle karşılarız.

Bu son nokta önemlidir, çünkü bazıları demokrasiyi ancak iktidarda olmadıkları zaman savunur, iktidara geçtiklerinde ise diğerlerinin haklarını insafsızca çiğner. (Alkışlar) O halde bu tip bir durum nerede meydana gelirse gelsin, halk için ve halk tarafından seçilen bir hükümet, tüm yetkililer için tek bir standart uygular: siz yetkinizi zorla değil fikir birliği ile sürdürmelisiniz; azınlıkların haklarını korumalı ve ulusun çıkarlarını kendi partinizinkinden üstün tutmalısınız. Bu bileşenler olmadıkça, sadece seçimlere gidilmesi gerçek bir demokrasiyi var edemez.

SEYİRCİLER : Seni seviyoruz Barack Obama

BAŞKAN: teşekkür ederim (Alkışlar) Birlikte ele almamız gereken beşinci konu din özgürlüğüdür.

İslamın gurur duyulacak bir hoşgörü geleneği vardır. Tarihte bunu Endülüs ve Cordoba'da Engizisyon sırasında gördük. Ben buna, çocukluğumda, dindar Hıristiyanların, büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede serbestçe ibadet ettikleri Endonezya'da bizzat tanık oldum. Bugün ihtiyacımız olan ruh hali de budur. Her ülkede insanlar, kendi akıllarının, yüreklerinin ve ruhlarının ikna olduğu dini seçmek ve ona uygun yaşamak özgürlüğüne sahip olmalıdır. Dinin gelişmesi üçün önemli olan bu hoşgörünün karşısına birçok şekillerde güçlük çıkarılmaktadır.

Bazı Müslümanlar arasında birinin imanını, bir başkasının imanını reddederek ölçmek gibi rahatsız ediici bir eğilim var. Dini çeşitliliğin zenginliği, ister Lübnan'daki Maruniler veya Mısır'daki Kıptiler olsun, korunmalıdır. (Alkışlar) Eğer dürüstçe konuşmamız gerekirse, Sünni ve Şiiler arasındaki bölünme özellikle Irakta trajik şiddet hareketlerine neden oldu, bu yüzden Müslümanlar arasındaki sert çizginin de kapanması gerekir.

Din özgürlüğü insanların birlikte yaşayabilmelerinin esasıdır.Her zaman onu koruyabileceğimiz yollar aramalıyız. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde hayırsever bağışlarla ilgili kurallar Müslümanların dini sorumluluklarını yerine getirmelerini zorlaştırdı. Bu yüzden ben Müslüman Amerikalılarla birlikte, onların zekat vermelerini kolaylaştırmak için çalışacağım.

METNİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...
BİZE ULAŞIN