İran kapanındaki Obama

Rusya ile 'nükleer zirve'ye üç gün kala Amerikan basınında Başkan Barack Obama'ya yönelik saldırı furyası sürüyor.
İran'daki 'kadife devrim' hayalleri suya düşen İsrail yanlısı lobi, siyasetçi, düşünce kuruluşları ve basındaki kalemşörler Moskova'da 6-8 Haziran tarihleri arasında yapılacak zirve öncesinde Beyaz Saray'a karşı tam saha prese başladı.
Herkes ziyaretin en önemli gündem maddesinin İran olacağının farkında. Uzun süredir sesi soluğu çıkmayan Irak savaşının mimarı neo-conlar (yeni muhafazakârlar), bir haftadır bulabildikleri her platformda Başkan Obama'nın İran açılımına ateş püskürüyor.
Ard arda açıklamalar, bildiriler ve etkili gazetelerde yayınladıkları makalelerle Obama'yı 'hizaya getirmeye' çalışıyorlar. Bir yerlerden düğmeye basılmış gibi topluca harekete geçen İsrail yanlısı neo-conların, Başkan Obama'ya yer yer hakarete varan ifadeler kullanacak kadar ileri gitmesi çok sıkıştıklarının da işareti.

***

Önceki gün finans dünyasının etkili gazetesi Wall Street Journal, Başkan Obama'nın Tahran açılımını 'hem tutarsız hem de demode" ilan etti ve onca tavize rağmen 'sıfır' sonuç alındığını ileri sürdü.
Dün ise neo-conların eski düşünce kuruluşu Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi yeni adıyla Dış Politika Girişimi, altında kimi şahin liberallerin de imzasının bulunduğu bir mektup yayınladı.
İsrail'i kaderine terketmekle suçlanan Obama'nın İran politikası yerden yere vuruldu.
Mektupta Obama'nın 'dört İran günahı' şöyle sıralandı:
1. Rejim değişikliğini gündeminden sildi.
2. Askeri seçeneği toprağa gömdü.
3. Havuç-sopa politikasını terketti.
4. İran'ın nükleer programını
ABD'nin en öncelikli tehdidi olmaktan çıkararak olağan sorunlardan biri düzeyine indirdi.

'MAKUL OLMANIN ZAMANI DEĞİL'

Yine dün Washington Post'ta ABD'nin eski BM elçisi neo-con John Bolton imzasıyla yayınlanan bir makalede ise Obama'ya şu sözlerle gözdağı verildi: "Artık İsrail'in İran'a saldırmaktan başka çaresi kalmadı."
Dört gün önce de New York Times'ta, İran'daki protestolar sırasında 'mutedil' davranan Obama çok sert biçimde eleştirilmişti.
Washington politikalarına verdiği destekle bilinen gazetede David Brooks, Başkanı'na 'irrasyonel tutum'larından vazgeçmeyen Tahran yönetimine karşı 'artık makul ve rasyonel olmayı bırak!' uyarısında bulundu.

***

Ancak karşı yazıda da Başkan'ın 'nötr' tavrı siyaseten doğru olması açısından takdir edildi.
1991'de Irak'ta Şii ve Kürtleri Saddam'a karşı sokaklara döken ABD'nin, ardından gelen katliamlara nasıl seyirci kaldığı hatırlatıldı.
Elbet Obama'ya yönelik en sert yazılar İsrail basınında özellikle de sağcı Jarusalem Post gazetesinde çıkıyor.
Zaten gazete, Obama'yı 'anti-semitizmle suçlayan' bir kampanyanın da sesi durumunda.

***

Ancak içerden ve dışarıdan gelen baskılara rağmen ABD Başkanı Obama, göreve başladığından bu yana 'düsturu' haline gelen pragmatizmi ve itidali elden bırakmıyor.
Obama, Ahmedinejad'ın kazandığı 12 Haziran'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine hile karıştırıldı diyerek sokağa dökülen reformcu kesimlere 'sivil' desteğini ifade ederken Tahran'daki statükoyu fazla da karşısına almamaya özen gösterdi.
Obama'nın Tahran'a yönelik bu 'ılımlı muhalefeti' Amerikan medyası tarafından şimdi olduğu gibi o sıralarda da sert biçimde eleştirilmiş hatta 'Obama dilemması' denilerek alay konusu bile yapılmıştı.

ÇİN'DEN TARİHİ DESTEK

Ancak real-politik şartlara bakınca ABD Başkanı'nın başka bir seçeneği de yok.
Çünkü ABD, İran'daki seçimlerde hem kendi yumuşak gücünün hem de bir haftada 'havlu atan' reformcuların sınırlarını gördü.
Newsweek dergisi, CIA'nın 7 Haziran'daki Lübnan seçimlerinde Batı yanlısı koalisyonu Hizbullah karşısında zafere taşıyan 'Obama rüzgarı'nın beş gün sonra İran'da bekleneni veremeyeceğini önceden fark ettiğini ve Başkan'ı bilgilendirdiğini yazdı.
Birçok yorumcu Obama'nın 'mutedil' tavrını önceden aldığı bu bilgiye bağlıyor.

***

Oysa Obama'nın 'realist' tutumunun altındaki belirleyici faktör başını Rusya, Çin ve Türkiye'nin çektiği Türkmenistan, Afganistan, Suriye, Katar, Bahreyn ile Arap Emirlikleri gibi ülkelerin Ahmedinejad'a verdiği 'katıksız' destekti.
Dünya, Rusya ve Türkiye'nin desteğini konuşurken aslında en tarihi çıkış Çin'den geldi.
Pekin yönetimi Batı'yı karşısına alma pahasına daha ilk günden tavrını Ahmedinejad'dan yana koydu. Ancak İran'a en stratejik desteği ABD'nin dört yıl aradan sonra yeniden elçi atadığı Suriye verdi:"İran rejiminin değişmesi üzerine bahis oynayanlar kaybedecek. Devrim bir realite. İran halkının derinlerine nüfuz etmiş halde. Uluslararası kamuoyu (tabi burada kast edilen Washington daha çok) bununla yaşamak zorunda. ABD ve İran arasında karşılıklı saygıya dayalı, birbirlerinin içişlerine müdahale etmeyen yeni bir diyalog kurulmalı."

ARAPLARIN 'STRATEJİK SESSİZLİĞİ'

Mısır ve Suudi Arabistan ise İran seçimlerinden önce olduğu gibi sonrasında da 'stratejik sessizlik'lerini hala koruyorlar.
Bütün bu hassas dengelerin farkındaki Obama, bu yüzden Tahran'ı ve onu destekleyen ülkeleri karşısına alarak 'diplomasi ve diyalog' projesini daha başlamadan öldürmek istemiyor.
Nitekim seçim protestolarında iyi bir 'ahlaki liderlik' göstermediği yönündeki eleştirilere Obama'nın, krizin 'şamar oğlanı' konumuna düşen İngiltere'yi hatırlatırcasına verdiği cevap anlamlıydı: "Günah keçisi olmak istemiyorum."

***

İsrail'e gelince.
Pek belli etmese de İran'daki seçim sonuçlarından en çok kaygılanan ülke konumunda.
Çoğu yorumcu, Ortadoğu'da barışa ayak direyen İsrail Başbakanı Netanyahu'nun elinin güçlendiğine inanıyor.
Cumhurbaşkanı ve başbakan dahil bir çok İsrailli yetkili İranlı göstericileri cesaretlerinden dolayı 'şevkle' kutladı.
Fakat, Ahmedinejad'ın yeniden seçilmesi tahminlerin aksine İsrail'in son zamanlardaki sıkışmışlığını daha da artırdı.
Nitekim Cumhurbaşkanı Şimon Perez'in aceleye getirilmiş Azerbaycan ziyaretiyle ABD'deki İsrail lobisinin son zamanlardaki ölçüyü kaçıran Obama karşıtı politikaları bunu gösteriyor.

İSRAİL'E İRONİK YANIT

Ancak ABD gibi İsrail'i de en çok Rusya korkutuyor.
İran seçimleri kesinleştikten sonra İsrail'in ilk işi Moskova'dan İran'la imzaladığı füze savunma sistemi S-300 anlaşmasını iptal etmesini istemek oldu.
Moskova'nın yanıtı alaycıydı:"Anlaşmayı iptal edemeyiz. Ama eğer istiyorsanız aynı füzeleri size de satarız."
Tahran bu füzeleri alırsa nükleer tesislerinin vurulması imkansız hale gelecek.
Obama'nın bu yüzden Moskova'da öncelikli olarak füze anlaşmasını iptal etmeye çalışacağı belirtiliyor.

***

Ancak Washington'dan çok sağlam güvenceler almadan Rusya'nın İran'ı yalnız bırakması düşünülemez.
Moskova, 30 yıldır yatırım yaptığı Tahran gibi bir kozdan kolay kolay da vazgeçmez. Zaten Washington Post yazarı David Ignatius'un Moskova'da Putin'e yakın bir çok danışman ve akademisyenle görüşerek yazdığı dünkü makale de, ziyaretin nasıl sonuçlanacağı ve Rusya'nın tavrıyla ilgili ip uçlarıyla dolu.

***

Ignatius ve diğer birçok Amerikalı gazetecinin Moskova'dan yazdıklarına bakılırsa; Rusya'ya yeniden "mucize, gizem ve otorite" kazandıran Putin ne Tahran'a verdiği nükleer destekten ne petrol ve doğalgaz avantajını AB'ye karşı bir silah olarak kullanmaktan ne de arka bahçesindeki Gürcistan ve Ukrayna gibi ülkelerden vazgeçecek gibi görünüyor.
İmparatorluk sonrası krizi Putin'le aşan Ruslar bugünlerde hallerinden çok memnun.
Batı'nın 'demokrasi ve insan hakları'nı rahatlarını kaçıracak 'lüks değerler' diye niteliyorlar. Ülkenin bütün iplerini elinde tutan Başbakan Vladimir Putin'in 'Amerika karşıtı yumuşak otoriterizm'inden de oldukça mutlular.
Yani Başkan Obama'nın İran karşılığında Moskova'ya vereceği pek fazla bir şey yok aslında.
ABD'nin Avrupa'ya kuracağı füze kalkanı projesinden vazgeçmesi bile Moskova'yı tatmin etmeyecektir.
BİZE ULAŞIN