Kıbrıs müzakerelerinde son durum

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla Eylül 2008'de başlatılan ve 6 Ağustostaki 40. görüşmeyle ilk turu tamamlanan Kıbrıs müzakerelerinde, taraflar arasında oldukça fazla derin görüş ayrılıkları var.

Kıbrıs Türk tarafı yeni devletin nasıl ortaya çıkacağı konusunda, Annan Planı'ndaki formülasyonu önerirken, Kıbrıs Rum tarafı bu konuda herhangi bir öneri sunmadı.

Müzakerelerin ilk turunda, pozisyonlarını ortaya koyan taraflar, Lefkoşa ara bölgede yaklaşık 11 ay süren görüşmelerde, Kıbrıs sorununu 6 ana başlık üzerinden görüştü.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas başkanlığında, konu başlıklarına göre değişen liderlerin heyetleri arasında yapılan görüşmelerde, sırasıyla, Yönetim ve Güç Paylaşımı, Mülkiyet, AB, Ekonomik Konular, Toprak ile Güvenlik ve Garantiler ana başlıklarını ele aldı. Taraflar, tüm başlıkları görüştükten sonra, yeniden Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığına dönerek, bu başlık altındaki "Vatandaşlık, Yabancılar, Göç ve İltica" konusunu da görüştü.

ORTAK METİN ÇALIŞMASI
Müzakerelerde, Kıbrıs Türk tarafının inisiyatifiyle, Yönetim ve Güç Paylaşımı, AB ile Ekonomik Konular başlıkları altında ele alınan tüm konularda ortak metin çalışması yapıldı. Bu üç başlıkta, uzlaşılan konular ve üzerinde daha fazla tartışmaya ihtiyaç duyulan konular tespit edilerek, toplam 30 ortak metin hazırlandı.

Taraflar, Mülkiyet, Toprak ile Güvenlik ve Garantiler konularında herhangi bir yakınlaşma sağlayamadığı için, bu başlıklara ilişkin ortak metin çalışması yapılamadı.

Ortak metin çalışması, tarafların birbirlerinin pozisyonlarını doğru anlayıp anlamadığını tespit etmek ve ileride bu konulara dönüldüğünde konuların tam olarak hangi noktada bırakıldığını net bir şekilde görebilmek amacıyla yapıldı.

6 Ağustos 2009'da yapılan toplantıyla müzakerelerin ilk turu tamamlandı. 3 Eylül 2009 tarihinde yapılacak görüşmeyle müzakerelerin ikinci turuna geçilecek.

Kıbrıs Türk tarafı, ikinci tura geçilmesiyle, liderlerin temel bazı uzlaşmazlık noktalarını (federal yürütme, mülkiyet kriterleri vb) ele alırken, temsilciler seviyesinde ise daha teknik ve çözümlenmesi daha kolay olarak değerlendirilen konuların eş zamanlı olarak ele alınmasını önerdi.

İKİNCİ TURUN ARDINDAN AL-VER
Bu çerçevede, iki taraf arasında varılan uzlaşı neticesinde, ikinci turun ilk toplantısında Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı altında yer alan federal yürütme konusu ele alınacak. Liderler seviyesinde ayrıca mülkiyet başlığı da görüşülecek.

Müzakerelerde ikinci aşamanın ardından al-ver sürecine geçilecek ve en son olarak iki tarafın üzerinde uzlaştığı metin eş zamanlı referandumlara sunulacak.

RUM TARAFI, TAKVİME VE HAKEMLİĞE KARŞI
Kıbrıs Rum tarafı, müzakerelerde herhangi bir takvim veya hakemlik olmasını kabul etmiyor.Kıbrıs Türk tarafı ise, müzakerelerin sonsuza dek devam edemeyeceğini belirterek, müzakerelerin 2009 yılı sonunda tamamlanmasını, eş zamanlı referanduma gidilmesini, ayrıca tarafların üzerinde uzlaşamadığı konularda BM'nin sürece aktif bir şekilde müdahil olmasını talep ediyor.

FEDERAL YÜRÜTMEDE GÖRÜŞ AYRILIĞI
Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı altında görüşülen federal yürütme, bu başlık altında ele alınan konularda, hiçbir yakınlaşma sağlanamayan tek konu oldu.

Rum tarafı burada, başkan ve başkan yardımcısının tek liste üzerinden ve ağırlıklı oyla doğrudan halk tarafından seçilmesini öngören bir başkanlık sistemi önerirken, Kıbrıs Türk tarafı üyelerinin senato tarafından ve tek liste üzerinden ayrı ayrı çoğunlukla seçileceği, İsviçre modelindeki gibi bir başkanlık konseyi sistemi önerdi.

YENİ DEVLET NASIL ORTAYA ÇIKACAK
Taraflar arasında, yeni devletin nasıl ortaya çıkacağı konusunda da keskin görüş ayrılığı var. Kıbrıs Türk tarafı bu konudaki "kağıdını" BM ve Rum tarafına sunarken, Rum tarafı konuyu şimdilik görüşmekten kaçındı.

Türk tarafı, BM'nin bu konuda Annan planı döneminde önerdiği uzlaşma formülünü Türk tarafı için ideal olmamakla birlikte, kabul etmeye hazır olduğunu belirterek, Annan planındaki formülasyonu önerdi.
Türk tarafı, birleşik Kıbrıs'ta var olacak tek vatandaşlığa ek olarak kurucu devletlerin iç vatandaşlığının da olması gerektiğini ortaya koydu, Rum tarafı bunu kabul etmedi.

Kıbrıs Rum tarafı varılacak kapsamlı bir çözüm çerçevesinde "yerleşik" olarak nitelediği Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının adada kalmaya devam etmesinin ilke olarak kabul edilemeyeceğini öne sürüyor. Rum tarafı, bunların "Türk ordusunda yoğun bir askeri eğitimden geçirilmiş olduğunu ve güvenlik tehdidi oluşturduğunu'' iddia ediyor.

Mülkiyet konusunda da taraflar arasında hiçbir yakınlaşma sağlanamadı.

KIBRIS TÜRK TARAFI: "ANLAŞMA AB'NİN BİRİNCİL HUKUKU OLMALI"
Kıbrıs Türk tarafı, varılacak çözümün, iki kesimli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı yapısını güvence altına almak amacıyla Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'nde geçerli olacak AB müktesebatından sapmalara ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, varılacak kapsamlı çözümün hukuki güvenirliği ve güvenliğinin temin edilmesi için bu sapmaların AB hukuk sistemi içinde birincil hukuk haline getirilmesini talep ediyor.
Kıbrıs Rum tarafı ise kalıcı ayrıklıklara karşı çıkarak, 10 nolu Protokol'ün antlaşmanın hukuki güvenilirliğini sağlamada yeterli bir enstrüman olduğunu öne sürüyor.

Taraflar, Toprak başlığını ele alırken, Kıbrıs Türk tarafının talebi üzerine harita konuşmadı.

Kıbrıs Türk tarafı muhtemel toprak ayarlamalarının iki kesimlilik ilkesine ve kurucu Devletlerin toprak bütünlüğüne halel getirmeyecek şekilde yapılması ve ayrıca konunun insani boyutunun göz önünde bulundurularak, mümkün olan en az sayıda kişinin yerlerinden edilmesi gereğini ortaya koydu.

Kıbrıs Rum tarafı ise, olabildiğince çok Kıbrıslı Rum göçmenin, toprak ayarlamalarına tabi olacak bölgelere geri dönüşüne imkan verilmesini ve böylece Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'nde kalacak topraklara daha az Kıbrıslı Rum'un geri dönmesini talep etti.

RUM TARAFI: "GARANTİ SİSTEMİ ÇAĞ DIŞI"
Taraflar Güvenlik ve Garantiler başlığı görüşülürken, Kıbrıs Türk tarafı, 1960 Garanti ve İttifak anlaşmalarının devamının Kıbrıs Türk tarafı için hayati önem taşıdığını vurgulayarak, Garanti ve İttifak antlaşmalarının Annan planında olduğu gibi yeni anlaşmaya uyarlanarak devam etmesini talep etti.

Müzakere masasında, son dönemde Bosna, Kosova, Filistin ve son olarak Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde meydana gelen gelişmelerin uluslararası toplumun etnik çatışmalar karşısında ne kadar yetersiz kaldığını gözler önüne serdiğini vurgulayan Türk tarafı, tüm bu gerçekler ışığında Kıbrıslı Türklerin Türkiye'nin garantisinden başka bir garantiye güven duymalarının mümkün olmadığını masaya koydu.

Kıbrıs Rum tarafı, AB üyeliğinin Kıbrıs'ta federal ünitelere ve her iki topluma yeterli güvence sağladığını, 1960 Garanti ve İttifak anlaşmalarının öngördüğü garanti sisteminin artık çağ dışı olduğunu, AB üyesi bir ülkeye diğer bir AB üyesi veya aday ülke tarafından müdahale hakkının öngörülmesinin mümkün olmadığını, Annan planının Kıbrıs Rum halkı tarafından reddedilmesinin ana sebebinin tek taraflı müdahale hakkının ve adada yabancı güçlerin kalmaya devam edecek olması olduğunu iddia etti.

Rum tarafı, Kıbrıs'ın tümüyle askerlerden arındırılması ve bunun çok kısa sürecek geçiş dönemleri çerçevesinde yapılması gerektiğini de öne sürdü.

YÖNETİM VE GÜÇ PAYLAŞIMI BAŞLIĞINDA ÖNE ÇIKAN UNSURLAR
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla Eylül 2008'den beri sürdüğü Kıbrıs müzakerelerinde, en fazla görüşmenin yapıldığı Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığıyla ilgili, tarafların yakınlaştığı ve yakınlaşamadığı noktaların belirlendiği 15 ortak metin belgesi hazırlandı.

Yönetim ve Güç Paylaşımı üzerinde yaklaşık 5 ay görüşen taraflar, federal yürütme, normlar hiyerarşisi, yeni devletin nasıl ortaya çıkacağı ve birleşik Kıbrıs'ta vatandaşlık konularında kesin anlaşamazken, federal yetkiler, federal yasama, federal yargı konularında yakınlaşma sağladı.

Taraflar, Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı altında; federal yetkiler, federal yürütme, federal yasama, federal yargı, çıkmazlar, bağımsız yetkililer, federal suçlar, federal polis, federal kamu hizmeti ve federal kamu hizmeti komisyonu, federal dış ilişkiler, federal organlarda temsiliyet, normlar hiyerarşisi, federal hükümet ve kurucu devletler arasında işbirliği ve uyumlaştırma, federal hükümet ve kurucu devletler arasındaki ilişki, geçmiş işlemler, çıkmazların aşılması mekanizmaları, yeni devletin nasıl ortaya çıkacağı ile son olarak vatandaşlık, yabancılar, göç ve sığınma konularını ele aldı.

FEDERAL YETKİLER:Federal yetkiler konusunda, hangi konuların federal yetki olacağı hususunda taraflar arasında büyük bir farklılık yok.

Taraflar, aşağıdaki konuların, detayları üzerinde anlaşılması kaydıyla, federal yetki olması konusunda ortak bir anlayışa vardı:

''AB ile ilişkiler; iletişim; meteoroloji; Kıbrıs vatandaşlığı, göç, iltica ve yabancıların sınır dışı ve iade edilmesi; terörizm, uyuşturucu ticareti, kara para aklama ve organize suçlarla mücadele; federal suç kapsamında af yetkisi; diplomatik yetkililer dahil federal görevlilerin atanması; fikri mülkiyet; ağırlık ve ölçüler; ekonomik yakınsama, işçi hakları ve belirlenen bazı sosyal konular; dış ilişkiler ve savunma/savunma politikası; Merkez Bankası; bankacılık sektörünün düzenleme ve denetlenmesi; federal bütçe ve tüm dolaylı vergiler dahil federal maliye; mali sektörün düzenleme ve denetlenmesi; hava sahası ve FIR dahil havacılık; uluslararası seyrüsefer; su kaynakları dahil doğal kaynaklar ve rekabet.''

Bu başlık altında taraflar arasındaki anlaşmazlık hangi yetkilerin federal yetki olacağından çok yetki tabirinin ne içereceği (örneğin mülkiyet, işletme, vs.) konusunda ortaya çıktı.

FEDERAL YÜRÜTME: Ele alınan konularda, hiçbir yakınlaşma sağlanamayan tek konu federal yürütme oldu.

Rum tarafı burada, Başkan ve Başkan Yardımcısının tek liste üzerinden ve ağırlıklı oyla doğrudan halk tarafından seçilmesini öngören bir başkanlık sistemi önerdi.

Kıbrıs Türk tarafı ise, üyelerinin Senato tarafından ve tek liste üzerinden ayrı ayrı çoğunlukla seçileceği, İsviçre örneğinde olduğu gibi, Başkanlık Konseyi sistemi önerdi.

Kıbrıs Türk tarafı federal yürütmede Kıbrıslı Türklerin katılımını daha görünür kılabilmek ve Kıbrıslı Türklerin federal hükümeti de kendi hükümetleri gibi görmelerini sağlamak için Başkanlık Konseyi'nde ve Başkan ve Başkan Yardımcısının görev sürelerinde sayısal yakınlık talep etti. Buna göre; Başkanlık Konseyi 7 üyeden oluşacak. Başkanlık Konseyi'nin 4 üyesi fazla nüfusa sahip Kurucu Devletten, 3 üyesi ise daha az nüfusa sahip Kurucu Devletten gelecek. Başkanlık makamı Başkan ve Başkan Yardımcısından oluşacak. Başkan ve Başkan Yardımcısı aynı Kurucu Devletten olmayacak ve 12 ayda bir rotasyona tabi olacak. Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk Başkan 3:2 oranına göre rotasyona tabi olacak.
Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre ise, Bakanlar Kurulu 9 kişiden oluşacak. Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk oranı 6:3 olacak. Başkan ve Başkan Yardımcısı 4:2 oranına göre rotasyona tabi olacak.

BM'nin belirlediği uzmanlarla iki tarafın uzmanları ayrı ayrı görüşerek yürütme konusunda her iki tarafın da kabul edebileceği bir yürütme sistemi bulmaya çalışıyor.

BM'nin sürece aktif katılımını destekleyen ve BM uzmanların konuya müdahil olmasına sıcak bakan Kıbrıs Türk tarafı için, siyasi eşitliğe ve iki toplumluluğa halel getirmeyecek bir yürütme sistemi kabul edilebilir olacak.

FEDERAL YASAMA: Federal yasama konusunda, her iki taraf da, iki kamaralı bir parlamento olacağı ve üst meclisin (Senato) eşit sayıda Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk'ten oluşacağı konusunda anlaştı.

Federal yasamaya ilişkin ayrılık noktaları, alt meclisteki (Temsilciler Meclisi) temsiliyet oranı ve kararlarda her iki toplumdan minimum katılımın aranıp aranmayacağı konusunda. Kıbrıs Türk tarafı her bir Kurucu Devlete ayrılacak milletvekili sayısının toplamın 1/3'ünden az olmamasını öngörürken, Kıbrıs Rum tarafı bu sayının 1/4'ten az olmamasını öneriyor. Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, yasamanın karar alabilmesi için her iki meclisteki mevcut milletvekillerinin basit çoğunluğuna ek olarak, hem alt hem de üst mecliste her bir Kurucu Devletten/toplumdan gelen mevcut milletvekillerinin ayrı ayrı 1/4'ünün oyunun aranmasını öneriyor. Rum tarafı Senato açısından bu oranları kabul ediyor.

Kıbrıs Türk tarafı Senato'ya seçimlerin toplum, Temsilciler Meclisi'ne seçimlerin de Kurucu Devlet vatandaşlığı temelinde olmasını öngörürken, Kıbrıs Rum tarafı her ikisinin de daimi ikamet temelinde gerçekleşmesini öneriyor.

FEDERAL YARGI: Federal Yargı konusunda taraflar, bir Yüksek Mahkeme olacağı, bu mahkemenin Yüksek İdare Mahkemesi, Temyiz Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi olarak toplanabileceği, bu mahkemede eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rum yargıcın bulunacağı ve mahkeme ister Yüksek İdare Mahkemesi, ister Temyiz Mahkemesi isterse Anayasa Mahkemesi olarak toplansın, eşit katılımın gözetileceği üzerinde anlaştı.

Federal yargı başlığı altında ele alınan bir diğer konu da, Kıbrıs Rum tarafının federal seviyede Birinci Derece Mahkemelerin kurulması önerisi oldu. Rum tarafının bu mahkemelerin sadece federal konuları ele alacağı ve burada diğer mahkemelerde öngörülen oluşumun (composition) geçerli olacağını ifade etmesini müteakip Kıbrıs Türk tarafı, bu mahkemelerin kurulmasını kabul etti.

BAĞIMSIZ YETKİLİLER: Kıbrıs Türk tarafı, Başsavcı, Sayıştay Başkanı, Ombudsman ve Merkez Bankası Başkanı olarak öngördüğü bağımsız yetkililerden Başsavcı ve Sayıştay Başkanı ile Ombudsman ve Merkez Bankası Başkanı'nın aynı Kurucu Devlet'ten gelmemesini öneriyor. Başsavcı ve yardımcısı, Sayıştay Başkanı ve yardımcısı ile Merkez Bankası Başkanı ve yardımcısı da aynı Kurucu Devlet'ten gelmeyecek. Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, Ombudsman'ın iki dönem arka arkaya aynı Kurucu Devlet'ten gelemeyeceğini ve Ombudsman ile yardımcısının aynı Kurucu Devlet'ten olmamasını da istiyor.

Kıbrıs Türk tarafına göre, Merkez Bankası Başkanlığı eşit bir şekilde rotasyona tabi olmalı ve Merkez Bankası Yönetim Kurulu eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rum'dan oluşmalı. Merkez Bankası Yönetim Kurulu'nda bir konuda eşit oy dağılımı nedeniyle karar alınamaması durumunda, Başkan belirleyici oy hakkına sahip olmalı.

Kıbrıs Rum tarafı ise, Başsavcı, Sayıştay Başkanı ve Merkez Bankası Yönetim Kurulu Başkanı'nın ikisinin Kıbrıs Rum Kurucu Devleti'nden gelmesini ve bunların yardımcılarının diğer Kurucu Devletten gelmesini öneriyor.

FEDERAL SUÇLAR VE FEDERAL POLİS: İki taraf federal suçlar konusunda uzlaştı. Federal polis konusunda Türk tarafı eşit katılım olmasını öneriyor. Rum tarafı ise temsiliyet oranları konusunun bir paket olarak ele alınması yönünde görüş belirtiyor.

FEDERAL KAMU HİZMETİ VE FEDERAL KAMU HİZMETİ KOMİSYONU: Federal kamu hizmeti ve Kamu Hizmeti Komisyonu başlığı altında Türk tarafı, kamu görevlilerinin her düzeyde en az 1/3'ünün Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'nden gelmesi gerektiğini ve Kamu Hizmeti Komisyonu'nun her iki Kurucu Devletten gelecek eşit sayıda üyeden oluşmasını öngörürken, Rum tarafı ise toplamda tüm kamu görevlilerinin yüzde 30'unu bulacak oranda (up to 30%) Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'nden gelmesini öneriyor.

Kamu Hizmeti Komisyonu'nun her iki Kurucu Devletten gelecek eşit sayıda üyeden oluşmasının ise, yeterli ve tatmin edici bir çıkmazların aşılması mekanizmasının kurulması şartıyla, kabul edilebileceği belirtiliyor.

FEDERAL DIŞ İLİŞKİLER: Dış ilişkiler konusunda, Kıbrıs Türk tarafı ana unsurlarıyla; Kurucu Devletlerin kendi yetkilerine giren konularda uluslararası anlaşma yapabileceklerini, ancak önceden belirlenecek bazı durumlarda federal hükümetin bunu engelleyebileceğini; federal hükümetin Kurucu Devletlerin yetkisi alanına giren konularda karar alırken Kurucu Devletlerin de onayını araması gerektiğini; diğer konularda ise onlara danışmasının yeterli olacağını; Kurucu Devletlerin kendi yetki alanına giren konularda ''Kıbrıs diplomatik misyon üyesi'' olmak kaydıyla diplomatik temsilci atayabilmesini; ayrıca Türkiye AB üyesi olana kadar Türkiye ve Yunanistan arasında ada üzerinde var olan dengenin korunması için gerekli önlemlerin alınmasını içeren öneriler yaptı.

Kıbrıs Rum tarafı ise, Kurucu Devletlerin sadece kültürel ve ticari konularda uluslararası anlaşma yapabileceklerini ve bunun da federal hükümet aracılığıyla yapılması gerektiğini; federal hükümetin Kurucu Devletlerin yetki alanına giren konularda karar alırken Kurucu Devletlerin onayının aranmasının mümkün olmadığını; federal yetkilere giren konularda ise Kurucu Devletlere ancak yetkilerini etkilemesi durumunda danışılacağını; Kurucu Devletlerin sadece ticari ve kültürel konularda Kıbrıs diplomatik misyon üyesi" olmak kaydıyla diplomatik temsilci atayabileceğini; ayrıca Türkiye ve Yunanistan arasındaki denge konusunun ise "AB Konuları" başlığı altında ele alınmasını önerdi.

NORMLAR HİYERARŞİSİ: Taraflar arasında, normlar hiyerarşisi konusunda yakınlaşma sağlanmakla birlikte, federal yasalarla Kurucu Devlet yasaları arasında hiyerarşi olup olmayacağı konusundaki görüş ayrılığı devam ediyor.

FEDERAL ORGANLARDA TEMSİLİYET: Kıbrıs Türk tarafı, federal organlarda temsiliyet ve yeni devletin nasıl ortaya çıkacağı konusunda pozisyonunu müzakerelerde sundu.

Türk tarafının federal organlarda temsiliyet önerisinde; Senato, Federal Yargı, Kamu Hizmeti Komisyonu, Merkez Bankası Yönetim Kurulu ve Para Politikası Kurulu, Bağımsız Düzenleyici Kurumlar ve Silahlı Güçler'de sayısal eşitlik; Başkanlık Konseyi'nde sayısal yakınlık; Temsilciler Meclisi ve devlet dairelerinde anlamlı katılımı öngörürken; Başsavcı ve Sayıştay, Yüksek Yönetim Denetçisi ve Merkez Bankası'nda özel düzenlemeler gerektiğini belirtti. Bu konularda Kıbrıs Rum tarafı herhangi bir pozisyon ortaya koymadı.

Müzakerelerde, Federal Hükümet ve Kurucu Devletler arasında işbirliği ve uyumlaştırma konusunda iki taraf arasında tam bir görüş birliği sağlandı.

FEDERAL HÜKÜMET VE KURUCU DEVLETLER ARASINDAKİ İLİŞKİ:
Rum tarafının federal hükümet ve kurucu devletler arasındaki ilişkiye dair sunduğu ''kağıtta'', Kıbrıs Türk tarafının bu konuda hazırladığı kağıdın federalden çok konfederal bir ilişki çağrıştırdığını, federal hükümet ile kurucu devletler arasındaki ilişkinin federasyon ile tebaaları arasında bir ilişki olacağını, kurucu devletlerin yetkilerini “egemen olarak" kullanacağı yönündeki Kıbrıs Türk tarafının talebinin gereksiz olduğu ve tek egemenlik ilkesi ile çeliştiğini, federal yasalar ile kurucu devlet yasaları arasında çatışma olması durumunda federal yasaların üstün olacağını ifade etti.

Kıbrıs Türk tarafı ise, önerilerinin konfederal bir ilişki çağrıştırmadığını, kurucu devletlerin federal hükümetin tebaası olmayacağını, üçünün de eşit düzeyde olacağını, üzerinde prensipte anlaşılan tek egemenliğin uygulanmasının detaylarının da görüşüleceği konusunda uzlaşıldığını ve “egemen olarak" tabirinin de bu bağlamda ele alındığını, kurucu devlet yasalarının federal yetkilere giren konularda federal yasalar ile ters düşemeyeceğini ve aynı şekilde federal hükümet yasalarının kurucu devletlerin yetkilerine giren konularda kurucu devlet yasalarıyla ters düşemeyeceğini belirtti.

YENİ DEVLETİN NASIL ORTAYA ÇIKACAĞI (COMİNG İNTO BEİNG): Yeni devletin nasıl ortaya çıkacağı konusunda Kıbrıs Türk tarafı, kendi kağıdını BM ve Rum tarafına sundu. Rum tarafı bu konuyu şimdi görüşmekten kaçınır gözüküyor.

Türk tarafı, sunduğu kağıtta, BM'nin bu konuda Annan Planı döneminde önermiş olduğu uzlaşı formülünü, Türk tarafı için ideal olmamakla birlikte, kabul etmeye hazır olduğunu belirterek, Annan Planı'ndaki formülasyonu önerdi.

VATANDAŞLIK, YABANCILAR, GÖÇ VE SIĞINMA
Kıbrıs Türk tarafı, vatandaşlık ve ikamete ilişkin her iki tarafça çözümden önce gerçekleştirilen idari işlemlerin, çözümden sonra da geçerli olması gerektiğini belirtiyor.

Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, vatandaşlık ve ikamet konularının insan hakları ve insani boyutunun da olduğunu, bir yere yerleşerek, oranın kültürüne ve toplumuna entegre olmuş kişilerin haklarının çözüm sonrasında ortadan kaldırılamayacağını vurguluyor.

Türk tarafı, bunlara ek olarak, vatandaşları arasında herhangi bir ayrım yapılmasının kabul edilemez olduğunu da müzakerelerde ortaya koydu.

Vatandaşlığa ilişkin olarak Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, liderlerin 1 Temmuz 2008 tarihinde vardığı uzlaşma uyarınca, vatandaşlığın uygulanmasına ilişkin detayların kapsamlı müzakerelerde ele alınması gerektiğinden hareketle, birleşik Kıbrıs'ta var olacak tek vatandaşlığa ek olarak Kurucu Devletlerin iç vatandaşlığının da olması gerektiğini savunuyor. Bu bağlamda ayrıca, her bir Kurucu Devletin kendi kimliğini koruyabilmesi amacıyla kendi iç vatandaşlığına sahip olmayan kişilerin ikamet haklarına ilişkin ayırımcılık yapmadan bazı önlemler almak hakkına sahip olması ve diğer Kurucu Devletten gelen kişilerin ikamet hakkına sınırlama getirebilmesi gerektiğini öneriyor.

Kıbrıs Rum tarafı ise, 1960 Kuruluş Antlaşması'nın IV. Ek'inde Kıbrıs'ın demografik yapısının korunmasına ilişkin hükümlerin yer aldığını, bu bağlamda varılacak kapsamlı bir çözüm çerçevesinde, ''yerleşik'' olarak nitelediği Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının adada kalmaya devam etmesinin ilke olarak kabul edilemeyeceğini iddia ediyor.

MÜLKİYET BAŞLIĞINDA ÖNE ÇIKAN UNSURLAR
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla Eylül 2008'den beri sürdürülen ve 6 Ağustosta ilk turu tamamlanan müzakerelerde ele alınan 6 ana başlıktan biri olan ve "en zor konu" olarak nitelenen toprak konusunda, tarafların görüşleri arasında hiçbir yakınlaşma sağlanamadı.

Mülkiyet konusunda yapılan görüşmelerde sırasıyla; mülkiyete ilişkin ilkeler, mülkiyet hakkının kullanımının düzenlenmesine ilişkin kriterler ile Mülkiyet Komisyonu ve Alt Komisyonlar konuları ele alındı.

İki tarafın görüşleri arasında hiçbir yakınlaşma sağlanamadığı için bu başlık altında herhangi bir ortak metin çalışması yapılmadı.

Mülkiyet başlığı altında Kıbrıs Rum tarafının, mal sahibinin malına ilişkin son sözü söylemesi ısrarı nedeniyle herhangi bir ilerleme sağlanamamasına karşın, her iki taraf arasında kriterlerin belirlenmesi ve bu kriterlere dayanarak karar verecek bir mülkiyet komisyonu kurulması yönünde görüş birliği oluştu.
BM'nin, bu konuda da taraflara yardımcı olmak üzere belirli aralıklarla adaya gönderdiği uzmanlar, tarafların ilgili uzmanlarıyla ayrı ayrı görüşmeler yaptı.

MÜLKİYETE İLİŞKİN İLKELER
Bu başlık altında Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs'ta 1963 yılından bugüne etkilenmiş olan taşınmaz mülklere ilişkin pozisyonunu ortaya koydu. Kıbrıs Türk tarafı, ayrıca mülkiyet sorununun temelde siyasi bir konu olmakla birlikte, bu konunun yasal zemini oluşturan yerleşmiş BM parametreleri çerçevesinde çözülmesi gerektiğini savunarak, hem mülkünün tasarrufunu kaybetmiş mülk sahiplerinin, hem de bu mülklerin mevcut kullanıcılarının haklarını ve menfaatlerini gözetecek bir mülkiyet rejimi geliştirilmesine ihtiyaç bulunduğunu vurguladı.

Türk tarafı, bu bağlamda etkilenmiş mallar için, mülkiyet rejimi tasarlanırken göz önüne alınması gereken temel ilkeleri iki bölgelilik, yeni mülkiyet rejiminin hukuki güvenilirliliğinin ve öngörülebilirliğinin sağlanması, mülkiyet hakkının belirli kriterler çerçevesinde düzenlenebilir oluşu ve bu sorunun BM'nin Kıbrıs'a yönelik bugüne kadar ortaya koyduğu prensipler çerçevesinde çözümlenmesi olarak sıraladı.
Türk tarafı, bu ilkelere ek olarak, mülkiyet sorununun çözümünde dikkate alınması gereken bir takım faktörler olduğu gerçeğinden hareketle, bunların bazılarını şöyle sıraladı: Kuzey ve Güney Kıbrıs arasındaki ekonomik eşitsizlik, zaman faktörü, kurulacak olan mülkiyet rejiminin Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu (AİHK) çerçevesinde güvenceye alınması ve Evkaf (Vakıf) mallarına ilişkin durumun göz önünde bulundurulması.

Rum tarafı ise mülke ilişkin son kararın, mülkünün tasarrufunu kaybetmiş mal sahibi tarafından verilmesi ve bu şahısların sadece mülkünün iade edilmesini talep etmediği durumlarda tazminat ve takas seçeneklerinin gündeme gelmesini savundu.

Rum tarafı ayrıca, mülkiyet konusu ile toprak ve "yerleşikler" diye nitelediği Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konularının birbirleriyle yakından bağlantılı olduğunu ileri sürerek, toprak ve "yerleşikler" konularında yakınlaşma sağlandığı oranda, mülkiyet sorununun çözümünün de kolaylaşacağı görüşünü ortaya koydu.

Yerinden edilmiş şahısların (göçmenlerin) geri dönme hakkına ilişkin olarak da Rum tarafı, bu kişilerin mülklerine geri dönüp dönmemelerinden bağımsız olarak, mülklerine yeniden sahip olma haklarının saklı olduğunu savundu.

Rum tarafı mülklerin mevcut kullanıcılarına ilişkin olarak ise, bu kişilere yeniden konut sağlanması için alternatif düzenlemeler yapılması gibi insani ve diğer pratik konuların var olduğunu kabul ettiğini, ancak bu kişilerin mülk üzerinde söz hakkının bulunmadığını ileri sürdü.

Türk tarafı mülkiyete ilişkin argümanlarını ortaya koyarken özellikle BM Güvenlik Konseyinin 750 sayılı kararında onaylanan iki kesimlilik tanımını vurguladı. Bu tanıma göre, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar kendi idareleri altındaki bölgede mülk ve nüfus açısından açık bir çoğunluğa sahip olacak.

Bu prensibe şiddetle karşı çıkan Rum tarafı, BM'nin böyle bir prensibi olmadığını iddia ederek, toprak düzenlemelerine bağlı olarak Kuzey'de Kıbrıslı Türklerin nüfus çoğunluğuna sahip olmasını kabul edebileceğini, ancak mülk çoğunluğunun da Kıbrıslı Türklerde olmasını ön şart olarak kesinlikle kabul etmeyeceğini belirtti.

Türk tarafının, bunun bir BM prensibi olduğu konusunda gösterdiği ısrarlı tutumu karşısında, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, bu dahil tüm BM parametrelerini reddettiğini müzakerelerde ifade etti.
Görülen o ki, Türk tarafı BM parametrelerine ve kararlarına atıf yaptığı ve bunlara sahip çıktığı oranda, Rum tarafı bunlardan uzaklaşma ihtiyacı hissediyor.

MÜLKİYETE İLİŞKİN KRİTERLER
Yapılan görüşmelerde mülkiyet hakkının kullanımının tazminat, takas ve iade alternatiflerinin tümü kullanılarak düzenlenebileceği her iki tarafça da kabul edildi.

Buradaki en büyük farklılık; Rum tarafı, mülkünün tasarrufunu kaybetmiş mal sahibinin bu seçeneklerden hangisini kullanacağına ilişkin nihai kararı vermesi gerektiğini söylerken, Türk tarafının, mal sahibinin tercih belirtebileceğini kabul etmekle birlikte, bu seçeneklerden hangisinin kullanılacağına dair son kararın üzerinde uzlaşmaya varılacak kriterler çerçevesinde Mülkiyet Komisyonunca verilmesini önermesi.

Türk tarafı, bahse konu kriterleri geliştirirken, her iki tarafta da 45 yıldır ortaya çıkan sosyo-ekonomik dokunun zedelenmemesi ve bulunacak mülkiyet rejiminin birçok yeni göçmen yaratarak, çözüm sonrası toplumlar arası uzlaşmayı tehlikeye atmaması gerektiğini; bu bağlamda, ayrıca şimdiki kullanıcıların hak ve çıkarlarının da göz ardı edilemeyeceğini, son sözün mal sahibine bırakılması durumunda tüm bunları sağlamanın mümkün olamayacağını ve çözümün geleceğinin riske atılacağını kaydetti.

MÜLKİYET KOMİSYONU
Türk tarafı, merkezi ve bağımsız bir mülkiyet komisyonu kurulmasını ve bunun kurucu devletlerde alt komisyonlarının olmasını önerirken, Rum tarafı sadece başvuru kabul edecek şubelere sahip tek bir merkezi mülkiyet komisyonu önerdi.

AB BAŞLIĞI
AB başlığı altında; AB İşleri Bakanlığı, birleşik Kıbrıs'ın AB'deki daimi temsilciliği, kısmen veya bütünüyle federal hükümetin yetkisine giren konularda birleşik Kıbrıs'ın pozisyonunun belirlenmesi ve koordinasyonu, kısmen veya bütünüyle kurucu devletlerin yetkisine giren konularda birleşik Kıbrıs'ın pozisyonunun belirlenmesi ve koordinasyonu, AB müktesebatının uygulanması, ayrıklıklar, birleşme için mali destek, ihlaller, birleşik Kıbrıs'ın AB kurumlarına katılımı ve temsili konuları ele alındı.

AB başlığı altında, tarafların yakınlaştığı ve yakınlaşamadığı konuları belirleyen 9 ortak metin hazırlandı.

AB BAKANLIĞI
Taraflar, AB ile ilişkiler ve anayasada sıralanan AB konularının federal bir yetki olması nedeniyle, bir federal AB bakanlığının kurulması konusunda görüş birliğine vardı.

Türk tarafının önerisiyle federal AB bakanı ile dışişleri bakanının ayrı kurucu devletlerden gelmesi konusunda da uzlaşma sağlandı.

AB DAİMİ TEMSİLCİLİĞİ
Taraflar, AB daimi temsilcisi ile yardımcısının ayrı kurucu devletlerden gelmesi konusunda mutabık kaldı.

Çözümden sonra AB'de Kıbrıs'ın pozisyonunu belirlemek ve gerekli koordinasyonu sağlamak üzere, biri federal hükümetin diğeri de kurucu devletlerin yetki alanına giren konularda iki farklı mekanizma kurulması konusunda da görüş birliğine varıldı.

Her iki mekanizmada da kararların oybirliğiyle alınması konusunda mutabık kalınmasına karşın, oybirliğinin sağlanmadığı durumlarda Türk tarafı Kıbrıs'ın çekimser kalmasını istiyor, Rum tarafı çekimser kalınması yerine Kıbrıs'ın pozisyonunun bir şekilde belirleneceği farklı bir yöntem üzerinde uzlaşılması konusunda ısrar ediyor.

AB MÜKTESEBATININ UYGULANMASI
AB müktesebatının iç hukuka nasıl aktarılacağı ve nasıl uygulanacağına ilişkin olarak sağlanan mutabakata göre, gerek federal hükümet, gerekse de kurucu devletler kendi yetki alanlarına giren konularda müktesebatı kendi iç hukuklarına aktararak, bunları uygulamakla yükümlü olacak.

AYRIKLIKLAR VE ANLAŞMANIN HUKUKİ GÜVENİLİRLİĞİNİN SAĞLANMASI
Türk tarafı, varılacak çözümün iki kesimli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı yapısını güvence altına almak amacıyla Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'nde geçerli olacak AB müktesebatından sapmalara ihtiyaç bulunduğunu vurguluyor.

Türk tarafına göre bu sapmalar, dört özgürlükler bağlamında Türkiye ile Yunanistan'a eşit muamele yapılması dahil, siyasi ayrıklıkları, ayrıca teknik nitelikteki geçiş dönemlerini ve Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'nde önemli ekonomik sorunlar ortaya çıkması durumunda hayata geçirilecek koruyucu önlemleri içermeli.

Türk tarafı, ayrıca varılacak kapsamlı çözümün hukuki güvenilirliği ve güvenliğinin temin edilmesi için bu sapmaların AB hukuk sistemi içinde birincil hukuk haline getirilmesini talep ediyor.

Rum tarafı ise kalıcı ayrıklıklara karşı çıkıyor ve 10 nolu Protokol'ün antlaşmanın hukuki güvenilirliğini sağlamada yeterli bir enstrüman olduğunu öne sürüyor.

EKONOMİ BAŞLIĞI
Ekonomik konular başlığı altında ise; yetkiler ve görevler, ekonomik konularda işbirliği ve koordinasyon, AB'ye ilişkin konular, geçiş düzenlemeleri ve diğer ekonomik konular ele alınarak 6 ortak metin hazırlandı.

MERKEZ BANKASI
Bağımsız tek bir merkez bankasının olacağı, ayrıca geçiş dönemi süresince Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'nde faaliyet gösterecek bir şubesinin bulunacağı hususlarında mutabık kalındı.

Türk tarafı, merkez bankası yönetim kurulunun eşit sayıda Türk ve Rum üyeden oluşmasını ve yönetim kurulu başkanlığının eşit rotasyona tabi olmasını öngörüyor.

Her iki tarafın da Kıbrıs Türk bankacılık sektörünün çözümle birlikte bir geçiş sürecine ihtiyaç duyacağı konusunda mutabık kalmasına karşın, Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'ndeki şubenin ne kadar süreyle faaliyet göstereceği ve hangi işlemleri yapma yetkisine sahip olacağı konusunda ise anlaşmazlık devam ediyor.

Çözümle birlikte avronun yasal para birimi olması konusunda mutabakata varılmış olmakla birlikte, Türk tarafının talep ettiği Türk Lirasının belirli bir geçiş dönemi boyunca avroyla aynı hukuki sonuçlara sahip olması konusunda görüş ayrılığı sürüyor.

KALKINMA POLİTİKASI
Kalkınma politikasına ilişkin olarak Türk tarafı, bunun kurucu devletlerin yetkisine bırakılmasını, Rum tarafı ise bunun federal hükümete ait bir yetki olmasını savunuyor.

Bu konuda uzun süre devam eden görüş ayrılığının ardından, hem kurucu devletlerin hem de federal hükümetin ayrı kalkınma politikasına sahip olabileceği hususunda yakınlaşma sağlandı.

AB İLE UYUM

Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'nin mümkün olan en kısa sürede AB müktesebatına uyumunun sağlanması konusunda görüş birliği bulunmasına karşın, çözümün ardından AB ile yürütülecek uyum ve tarama süreçlerinin kurucu devlet ile AB arasında olması konusundaki pozisyonu, Rum tarafınca kabul edilmedi. Rum tarafı, bunun federal hükümetle AB arasında sürdürülmesinde ısrarcı oldu.

Yapılan tartışmaların ardından, Türk tarafınca son olarak önerilen sürecin ilgili kurucu devlet, AB bakanı ve dışişleri bakanından oluşan bir heyet (iki Kıbrıslı Türk ve bir Rum) tarafından sürdürülmesi önerisi, Rum tarafınca kabul edildi.

GEÇİŞ DÜZENLEMELERİ
Türk tarafı, çözümle birlikte iki ekonomi arasındaki farklılıkların giderilmesi ve Kıbrıs Türk ekonomisinin ve sektörlerinin AB'ye uyumunun sağlanabilmesi için geçiş dönemleri ile özellikle dört özgürlükler konusunda AB müktesebatından sapmalara ihtiyaç olacağı yönündeki pozisyonunu ortaya koydu.

Rum tarafı ise, ayrıklıklara tümüyle karşı çıkmakla birlikte kısa süreli ve dar kapsamlı geçiş dönemlerinin görüşülebileceğini ifade ediyor, ancak bunun ekonomi konusundaki tüm resmin ortaya çıkmasından sonra görüşülmesini istiyor.

TÜRKİYE'YE EŞİT MUAMELE
Türk tarafı, dört özgürlükler dahil olmak üzere tüm ekonomik konularda Türkiye ile Yunanistan'a eşit muamelede bulunulmasını talep etti.


Rum tarafı ise buna AB müktesebatına uygun olmadığı gerekçesiyle karşı çıkıyor.

BİZE ULAŞIN