Filistinli bir gazetecinin günlüğü

Filistin'in sahadaki en deneyimli foto muhabiri Nayef Hashlamoun, son 20 yılı fotoğraflarıyla dünyaya anlattı

Pazartesi 21.12.2009
ABONE OL
Bir gece vakti. Doğrusu, sabaha karşı 2.45 suları. Nayef Hashlamoun'un kapısı, o zamana kadar hiç çalınmadığı kadar şiddetli çaldı. Filistin'in işgal altındaki Filistinlilere göre El Halil, İsraillilere göre Hebron kentinde oturan Hashlamoun ve ailesi, kapı sesiyle irkildi. "Hayırdır inşallah" dedi Hashlamoun, "Bu hiç hayra alamet değil". 5 çocuk babası adam, ayağa kalkıp kendine geldi ve kapıya koşturdu. Kapıda 8 İsrail askeri dikiliyordu. "Firas'ı arıyoruz, bizimle birlikte Kfar Etzion Askeri Komutanlığı'na gelmesi gerek" diyerek Hashlamoun'un ortanca oğlunu çağırdılar. 20 yıldır işgali görüntüleyen bir foto muhabiri olarak her koşulda sükunetini korumayı başaran Hashlamoun, 18 yaşındaki oğlunu alıp götürmek isteyen askerler karşısında bu kez başarısızdı. "Durun! Niye götürüyorsunuz oğlumu? Ne yaptı?" diye bağırdı. Doğru dürüst bir cevap alamadı. İçinden bir ses ona, oğlunun Amerika'dan kazandığı bursun, bu gece yarısı rahatsızlığına neden olduğunu söylüyordu.

"OĞLUMUN YARIN SINAVI VAR"
Hashlamoun, gözüne kapıdaki 8 askerden birini kestirdi. Fotoğraf çekerken sokakta rastladığı bir İsrail askeriydi. Birbirlerini göz hakkıyla tanıyorlardı. "Sen" dedi. "Sen beni tanıyorsun. Benim 20 yıldır Reuters foto muhabiri olduğumu biliyorsun. Kim olduğum, nerede çalıştığım belli. Lütfen oğlumu götürmeyin." Bu sözler karşısında askerler ikna oldu. "Tamam" dedi öndeki, "O zaman Firas yarın sabah 9.30'da Kfar Etzion'daki askeri komutanlığa gelip albayımızı ziyaret etsin." Hashlamoun, olanlardan korkmuştu korkmasına, askerlerse o an hoşgörüyü temsil etmişti. Ne var ki Hashlamounlar da Filistinlilerin 22 yıldır yaptığı gibi, kuşatma altındaki günlük hayatlarına devam etmek zorundaydı. "Oğlumun o saatte Hebron Üniversitesi'nde final sınavı var. Öğleden sonra mümkün değil mi?" diye sordu Filistinli baba. "Hayır. Yarın sabah gelecek" diye kesin talimat geldi.

"GERÇEĞİ YANSITIYORUM"
Baba-oğul 29 Mayıs 2008 günü sabahı Hebron ile Kudüs arasındaki Kfar Etzion askeri komutanlığına gitti. Firas'ın içeri girmeden önce fotoğrafını çektiler: "Çok uzun kalmadı aslında ama içeride ne olduğunu bilememek insanı öldürüyor. Boş bir odaya götürmüşler ve 'Nasılsın', 'Ne okuyorsun' diye birkaç soru sormuşlar, o kadar. Zaten biz barış yanlısı, şiddet karşıtı bir aileyiz." 55 yaşındaki Filistin'in en deneyimli saha muhabiri Hashlamoun'un başına gelenler, 16 yıldır işgal altındaki Filistin için sıradan bir olaydı. Ancak Filistinliler sokakta zarar görürken bile tarafsız kalmaya çalışan Hashlamoun'un yorumu şöyleydi: "İşim gereği hep Musevi ve Hıristiyan arkadaşlarımla birlikte çalıştım. Yemeği, kimi zaman bir yatağı paylaştık. Bu hiçbir zaman sorun olmadı. Ama sanıyorum benim foto muhabirliği yapmamdan mutlu değiller. Sonuçta fotoğraf makinesine yansıyanları, yani gerçeği çekiyorum." Hashlamoun, bu olaydan birkaç gün sonra ABD'deki iki okuldan kazandığı burs ve yaz programına oğlu Firas ile birlikte katılmak ve ABD Başkonsolosluğu'ndan vize almak üzere, Kudüs'e gitmek istedi. Ancak 2000 yılından bu yana Batı Şeria- Kudüs arasında uygulanan 'geçiş izni' verilmedi.

"DÜŞMANINI BARIŞ ORTAĞIN YAP"
Hashlamoun, gazetecilik yılları boyunca Filistin sokakları ve kulislerinin nabzını tutmuş: "Burada 7 gün 24 saatlik bir iştesiniz. Her kesimden, her ülkeden insanı tanıyorsunuz" dedikten sonra Ortadoğu Dörtlüsü Temsilcisi Tony Blair'in fotoğrafını gösterip havasını atıyor, "Artık arkadaş olduk. O kadar çok karşılaştık ki." Hebron'da ABD'de Beyaz Saray veya Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı'ndaki gibi basın için randevulu ve sakin bir ortam yok: "7 kez ölümden döndüm. Defalarca silahla çeşitli yerlerimden yaralandım. Vazgeçersiniz veya çalışmaya devam edersiniz. Ben devam ettim. Filistinli olarak üzerime düşen görevi fotoğraf çekerek yerine getirdim." Filistin'in şiddetli dolu tarihinin yaşayan tanığı Hashlamoun'un gönlüyse tabii ki barıştan yana: "Bana sorarsanız, yıllardır hiçbir şeyin şiddetle hallolmayacağını gördüm. Barış ortağınız olana kadar düşmanınızı öldürmemelisiniz."