2. Nükleer Güvenlik Zirvesi ve Nazarbayev'in önerisi

Kürşad Zorlu / Ahi Evran Üniversitesi Öğretim Üyesi

Güney Kore'nin başkenti Seul'de 26-27 Mart'ta "Nükleer Güvenlik Zirvesi" gerçekleşti. 50'den fazla ülkenin katıldığı Nükleer Güvenlik Zirvesi, BM'den sonra en fazla ülke liderini buluşturan organizasyon olma özelliğini kazandı. Washington'da yapılan ilk zirvenin ardından daha etkili mesajlar verilmesi beklenen Seul zirvesinde, nükleer terörizmin engellenmesi, ulusal ve uluslararası nükleer güvenliğin temin edilmesi; daha popüler olarak İran'ın nükleer programı ile Kuzey Kore'nin uydu fırlatması ve uluslararası iş birliği konuları masaya yatırıldı. Türkiye'nin, Başbakan Erdoğan tarafından temsil edildiği zirvede Obama ve Erdoğan arasındaki sıcak mesajlar dikkat çekerken, Türkiye-Rusya arasında kurulacak olan Nükleer Santral de gündeme geldi.
Zirvede tartışılan önemli konulardan birisi de Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in Nükleer silahsızlanmaya dönük önerisi oldu. Kazakistan'ın bağımsızlığının ardından 20 yıl gibi kısa bir sürede dünya liderlerini bir araya getiren böyle önemli bir zirvede kendisinden söz ettirmesi önemli bir dış politika hamlesi olarak kabul edilebilir. Bu sebeple nükleer silahlanma ya da silahsızlanma konusunda Kazakistan'ın verdiği başarılı sınav farklı açılardan irdelenmelidir.
Nükleer silahlardan arınma ya da nükleer enerjinin güvenli üretilmesi, dünyada yaşanan gelişmeler, teknoloji ve tüketim alışkanlıklarındaki hızlı dönüşüm ve kapitalist sistemin etki alanından ayrı düşünülemez. Bu tartışmaların odağında, dünya enerji kaynaklarının ve ekonomik sistemin bölüşümü meselesinin yattığı söylenebilir. Böylesi bir temel üzerinde önümüzdeki yüzyılın belirleyicilerinden birisi olacağı tahmin edilen "nükleer enerji" kavramı yeterince irdelenememektedir. Tarihi süreç içinde dünyada nükleer silaha sahip ülkeler ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore'dir. Ayrıca İran ve İsrail'de nükleer silahların varlığı popüler bir tartışma konusu olarak dünya gündeminde yer bulmaktadır.
Soğuk savaş döneminin dünyaya bıraktığı Nükleer silahlanma tehlikesinin önemli bir ayağı da eski Sovyetler Birliği ve onun çöküşü sırasında söz konusu coğrafyada bırakılan kalıntılardı. Her ne kadar bu coğrafya oldukça farklı toplulukları bünyesinde barındırsa da toplumsal sistemin işlevselliği tek bir zemin üzerinde yürütülmekteydi. Hammadde kaynaklarının kullanımı ve üretimin dağılımına bakıldığında Sovyetler döneminde kendine özgü bir uzmanlaşmadan söz etmek mümkündü. Özellikle yer altı ve yer üstü kaynakları, geniş toprak alanı ve stratejik önemi sebebiyle Kazakistan bu sistem içinde belirgin bir yere sahipti. O tarihlerde Kazakistan Cumhuriyeti, nükleer savaş başlıklarının sayısı ile dünya sıralamasında dördüncü devlet olarak biliniyordu. Aynı zamanda üçüncü en büyük uranyum üreticisi olan Kazakistan, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından nükleer silahlarından kendi iradesi ile vazgeçen dünyadaki ilk ülke oldu. Geçmişte Kazakistan'da nükleer enerjinin kullanıldığı Semipalatinsk (Semey) test alanı büyüklük açısından dünyada ikinci olup bu alandaki son nükleer başlık 7 Mayıs 1995'te imha edildi. 29 Temmuz 2000'de ise nükleer testlerin yapıldığı son tünel patlatılarak ortadan kaldırıldı. Semey'deki test alanında 40 yıl içinde yapılan 450 test atışı yaklaşık 1.5 milyon insanın yaşamını yakından ilgilendirmektedir.
Öncelikle 1991'de Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in direktifi ile Nükleer Silahlardan arınma çalışmaları başlatıldı. Bu kapsamda 1993'te Kazakistan Meclisi tarafından Nükleer Silahların Önlenmesine yönelik antlaşma (NPT) onayladı. 1996'da da BM Genel Meclisi'nce kabul edilen Nükleer Testlerin Yasaklanması anlaşmasının aktif bir katılımcısı oldu. Bu anlaşmalar 21 Mart 2009'da tüm Orta Asya bölgesinde kapsamlı şekilde yürürlüğe girdi. Kazakistan 2010'da, dünyada birçok ülkeyi birleştirerek nükleer savaş tehdidinden kurtulmak amacıyla anti-nükleer girişimlere başladı ve evrensel nitelikte bir bildiri ortaya koydu. Kazakistan'ın "Uluslararası Nükleer Denemelere Karşı Eylem Günü" önergesi, BM Genel Kurulu'nun 64. Oturumunda 26 üyenin oybirliğiyle kabul edildi.
Kazakistan aynı perspektif doğrultusunda Seul'deki Nükleer Güvenlik Zirvesinden hemen önce bizzat Cumhurbaşkanı Nazarbayev tarafından "Uluslararası Nükleer Yakıt Bankası" kurulması teklifini dile getirdi. Bu öneri nükleer enerjiden yararlanmak isteyen bütün ülkelerin tek merkezden güvenli ve meşru şekilde enerjiyi temin edebilmesini öngörmektedir. Kazakistan'ın kendi iradesi ile nükleer silahlardan vazgeçmesi, söz konusu alanda belli bir teknolojik altyapıyı barındırması ve uranyum rezervleri bakımından ilk sıralarda yer alması bu öneriyi teorik açıdan mümkün kılmaktadır. Kazakistan'da son dönemde yapılan araştırmalarda radyoaktif maddelerin çıkarılması, işlenmesi ve depolanması konusunda güvenli bir teknoloji ve alt yapının olduğunu unutmamak gerekir.
Nazarbayev'in pek çok ülkede kabul gören önerisinin, bir yandan nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla geliştirmek isteyen ve yeterli kaynağı bulunmayan ülkelerin nükleer materyallere erişimini sağlayacağı bir yandan da geniş coğrafyalar açısından bir çevresel tehdit oluşturmayacağı ifade edilebilir. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev Seul'deki zirvede başta ABD, Türkiye ve Rusya olmak üzere çeşitli ülkelerin liderleri ile görüşerek bu yöndeki barış ve işbirliği çabalarını hızlandırdı. ABD Başkanı Obama görüşme sırasında Kazakistan'ın dünyanın en büyük nükleer deneme poligonlarından biri olan Semey nükleer poligonunu kapatmasıyla dünyaya örnek bir davranış sergilediğini ve nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya için iyi bir model olduğunu dile getirdi. Medvedev ise test alanının kapatılmasında etkin rol oynayan Nazarbayev'e teşekkür etti.
Seul'deki zirvenin ardından akıllarda kalan önemli bir husus Kazakistan'ın gönüllü olarak nükleer silahlarından vazgeçmesi, silahsızlanma ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımıyla ilgili konulardaki çabaları oldu. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev'in bu konudaki çabalarının ABD, Rusya, Japonya ve Türkiye gibi ülkelerin işbirliği alternatiflerini artırması Orta Asya bölgesinin istikrarı ve dünya barışının pekişmesi açısından etkili bir adım olarak kabul edilebilir.

BİZE ULAŞIN