Zenginler kaçtı fakirler acı çekiyor

Ortadoğu muhabiri denilince akla gelen ilk isim olan Robert Fisk, İngiliz gazetesi Independent’-daki köşesinde Suriye’nin bir zamanlar ticaret merkezi olan Halep kentindeki izlenimlerini yazdı.

Robert Fisk, zenginlerin terk ettiği Halep'te, politikadan Özgür Suriye Ordusu'nun adını bile tam olarak bilmeyecek kadar uzak olan yoksul halkın silahlı muhaliflerin terörüne maruz kaldığını aktarıyor

Halep'te zenginler çoktan kenti terk etti, orta sınıf evlerinde kaldı, fakirler ise acı çekiyor. Onlarla karşılaşmak için sadece Saadalah el-Cabri Meydanı'nın yanındaki eski Fransız parkının içinden geçmeniz yeterli; 19 ruhtan oluşan üç aile, güneşte yanmış siyahlı kadın, koyu tenli çocuklar, kaynanalar ve yeğenler kurumuş çimenlere serilmiş ince halıların üzerinde tükenmiş halde uzanıyor.

Hava 37 santigrat derece. Bir ay önce Haderiyah banliyösünden geldiklerinden beri onları güneşten koruyan tek şeyin, cılız bir ağacın gölgesinde uzanıyorlar. Kırklarının ortasında bir baba var, ilk adını bile vermeyi reddediyor ama hikayelerini anlatmaya hazır:"Özgür Ordu camimize geldi ve imam bize evlerimizi terk etmemizi söyledi. Sonra bomba ve kurşun sesleri duyduk, böylece evimizi terk ettik".

Milliyet'in haberine göre baba, Suriyeli bir Kürt, gecekondulardan gelen bir ayakkabı boyacısı. Beşar Esad muhaliflerine pek de şefkât beslemeyen bir ses tonuyla 'Özgür Ordu' diyor, bir helikopter tarafından boğulan kelimelerini duymak için kendimizi zorlamamız gerekiyor. "Neredeyse herkes bu bölgeyi terk etti, Ramazan'ın başıydı" diye bağırıyor. Üzerimizde daireler çizen helikopterden pır-pır-pır-pır sesleri geliyor, ardından iki blok ötedeki sokağa çarpan mermi sesleri duyuluyor.

'Eve dönmek istiyorum'
Baba devam ediyor: "Biz oradan ayrılırken yeğenim Hasan ekmek almak için arabadan çıktı. İşte o zaman bir keskin nişancı onu vurdu, 'Özgür Ordu'dan biriydi, onu gördük." Hasan şimdi eski bir halının üzerinde yatıyor ve bize çatık kaşlarla bakıyor, sol kolu sargıda. Baba, "Yardım dernekleri gelip bize yemek veriyor ama kalacak hiçbir yerimiz yok" diyor. Baba, ayrıldıktan bir hafta sonra geri dönüp evine bakmış. "Eğer herkes dönerse ben de dönerim. 'Özgür Ordu' gitmeli çünkü ülkemizi mahvediyorlar. Eve dönmek istiyorum" diyor.
Sonra genç bir adam yaklaşıyor, 32 yaşında bir terzi, adının Bakri Tufnakcı olduğunu söylüyor. Eski Kent'teki Bab Cıneyn bölgesinde evi var ve Ramazan'ın başında isyancılar geldiğinde oradaymış. "Tüm aileler sokaktaydı. 'Özgür Ordu' adamlarıyla konuşmaya gittim, 'Burada kadın ve çocuklar, kalp hastası bir adam var. Lütfen gidin, silahlarınızı da beraberinizde götürün' dedim. Gideceklerini söylediler ama sonra ordu geldi ve çatışma başladı" diyor.

Lüks semt artık savaş alanı
Helikopter hâlâ ateş açıyor, bir sortide kaç tane mermi atabiliyor diye düşünüyorum ama Tufnakcı'nın anıları silahların sesinden daha güçlü: "Ertesi gün çatışma bitiğinde sokakta yanan bir kamyonet gördüm. Korkunçtu. Sürücü nerdeyse yok olmuştu. O masum bir adamdı. 'Özgür Ordu' karakolu yaktıktan sonra ben de kaçtım."

El Eyubi sokağında birkaç tane bahçeli kafe bulunuyor; yaşlı, bir zamanlar zengin olan Hıristiyanlar akşamları bir çay için buraya damlıyor, sular fışkırtan bir süs havuzunun kenarında oturuyorlar. Ancak eski Baron Oteli'ne doğru yürürken -evet Arabistanlı Lawrence, Theodore Roosevelt, Mustafa Kemal Atatürk orada kalmıştı- bir keskin nişancının ateş açtığını duyuyorum. Adamlar gölgelere koşuyor. Yan çizerek demir kepenkleri indirilen otelimize koşuyoruz. Ve bir Suriyeli Kürt aile hâlâ Fransız parkındaki cılız ağacın altında oturuyor.


BİZE ULAŞIN