Türkiye'nin kırmızı çizgileri

İsrail Başbakanı "İran 6 ay sonra atom bombası üretmiş olacak" dedi, Amerika'dan İran'a karşı kırmızı çizgileri belirlemesini istedi. Bu talebe karşılık gelmeyince Netanyahu BM Genel Kurul kürsüsünde İran'a karşı kırmızı çizgiyi 'bomba figürü bulunan karton' üzerinde kendi elleriyle çizdi.

Her ülkenin olduğu gibi Türkiye'nin de kırmızı çizgileri var. Şu an bu kırmızı çizgiler zorlandıkça zorlanıyor. Akçakale saldırısı ve arkasından sık sık Türk topraklarına düşen top mermileri bunun açık göstergesi.

Türkiye'nin Suriye'ye karşı kırmızı çizgisi belli, "Esat gitsin, akan kan dursun". Bunun için yapılanlar da belli, Esat'a yönelik diplomatik baskı, muhaliflere verilen destek, mültecilere açılan kapılar, Başbakan'ın, Dışişleri Bakanının uluslar arası temasları, vs.

Türkiye yaklaşık 1,5 yıldır duruşunu değiştirmedi. Suriye'de 2011 Mart ayında başlayan ayaklanmanın birkaç ay sonrasından itibaren safını belirledi ve hep aynı davrandı.

Bu süre içerisinde Türkiye'nin kırmızı çizgileri hep zorlandı. Birileri Netanyahu'nun yaptığı gibi, kendi elleriyle Türkiye'nin kırmızı çizgilerini belirlemeye kalktı.

Haziran ayında düşürülen uçağımız, o uçak ve şehit pilotlar hakkında üretilen desteksiz iddialar, geçen yıl sınırımıza atılan kurşunlar, geçen Çarşamba Akçakale'ye düşen top mermisi. Kırmızı çizgiler sadece bunlarla değil, diplomatik baskı ve dezenformasyonlarla da zorlandı. Hatay'daki kamplarda El Kaidecilerin ağırlandığı da iddia edildi, muhaliflere silahlı eğitimler verdiğimiz de.

Amerika'nın işin en başında Türkiye'yi Suriye'ye karşı öne atan hamleleri oldu. Aynı şekilde Fransa'nın da. Tüm bunların ardından Amerika bir anda sesini kesti, geri çekildi.

Sadece Batı değil Katar ve Suudi Arabistan'ın da bu yönde attıkları adımlar vardı. Bunlara karşı İran ve Rusya'nın Türkiye'nin Suriye politikası üzerinden yürüttükleri siyaseti gördük. Dünya haritasında Suriye'nin bir santranç tahtası olduğuna ve üzerinde oynanan oyunlara şahitlik ettik.
Provakatif can yakan saldırılar, sınır ihlalleri, diplomatik baskılar, bunları yan yana koyunca Türkiye'nin kırmızı çizgilerinin ne kadar zorlandığı açıkça ortada. Ancak Türkiye'nin Suriye'ye karşı kırmızı çizgisi bellidir, Esat'ın gitmesi, akan kanın durması. Bu baskı ortamını doğuranların isteklerine karşı sessiz kalmakla, Türk Dış Politikasının çöktüğü anlamını çıkarmak cahillikten başka bir şey değil.

Görünen ortada birileri Türkiye'yi kendi çıkarları doğrultusunda bir şeyler yapmaya zorluyor, Türkiye ise duruşunu başından beri değiştirmeyerek, hem kendi güvenliğini risk etmemek hem de Suriye halkının kanı üzerinden kimseye menfaat sağlatmamak adına bu baskılara karşı koyuyor.

Bir de içerden "ne işimiz var Suriye ile, bize ne Suriye'den" diyenler var. Asıl saçmalık bu. 900 küsür kilometre sınırımız olan bir ülkede yaşananlara sessiz kalamazsınız, arkanızı dönemezsiniz. Türkiye kapılarını açtı insanlık yaptı. Bunun karşılığında ciddi bir kriz var ortada. Ama bu kriz biz kapılarımızı hiç açmamış olsak, Suriye'ye sırtımızı dönmüş olsak, daha büyük bir kriz olarak karşımıza dikilecekti. Yanı başımızda bir iç savaş çıkmış, biz oraya hakim olmasak, kim bilir bugün başımıza neler gelirdi. Şunu asla unutmamak gerek, Türkiye'nin Suriye krizine ortak olması, Araplara şirin görünmek ya da Ortadoğu'da ağabeyliğe soyunmak asla ve asla değil.

BİZE ULAŞIN