Babacan'dan 4+4+4 yorumu

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, eğitimin ideolojik çatışma alanı olmaktan çıkarılması gerektiğini söyledi.

Babacan, eğitimde 4+4+4 sistemine ilişkin olarak ise, "12 yılı mecburi hale getiriyor bu yasal düzenleme. Bir sürü dezenformasyon, misenformasyon yani kasıtlı olarak yanlış bilgilendirme var. Ya da yanlış anlama var. Tam bilmeden yorum yapma var. Bir gürültüdür patırdır gidiyor" yorumunda bulundu.

Dünya Bankası, Kalkınma Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı'nın ortaklaşa düzenlediği "Yüksek Büyümenin Sürdürülebilirliği: Yurtiçi Tasarrufların Rolü" başlıklı konferans Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz'ın katılımıyla Ankara'da düzenlendi.

Konferansın açılışında konuşan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, uzun vadede eğitimin Türkiye için en temel alan olduğunu söyledi. Türkiye'nin 2023 hedefleri kapsamında kişi başı 25 bin dolarlık milli gelire ulaşması, dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmasının mevcut eğitim sistemiyle mümkün olamayacağını savunan Babacan, "Eğitimi ideolojik çatışma alanı olmaktan çıkarıp ülkenin geleceği ile alakalı stratejik bir alan olarak görmedikten sonra Türkiye'nin gerçek anlamda gelişmiş bir ekonomi olması da mümkün değil" dedi.

Bugün ülkedeki 25 yaş üstü nüfusun ortalama eğitim aldığı sürenin 6.5 yıl olduğunu ifade eden Babacan, "25 yaş üstü nüfusumuzun, yani çalışan nüfuzumuzun ortalama eğitim durumu 6'ncı sınıfı bitirmiş, 7'nci sınıfı bitirene kadar okuldan ayrılmış bir tablo. Eski tabiriyle orta ikiden terk bir çalışma yaşı nüfusumuz var. Böyle bir eğitim seviyesine sahip bir ortalama çalışma nüfusuyla Türkiye'nin 25 bin dolar milli gelire ulaşması 2023 yılı itibariyle mümkün değil" şeklinde konuştu.

SOSYAL TARAFLARA VE SİYASİ PARTİLERE ÇAĞRI: "TÜRKİYE İÇİN EN İYİSİNİ HEP BERABER YAPALIM"

Eğitimde kesintili zorunlu 12 yıllık eğitim sistemini getiren yasaya ilişkin de değerlendirmede bulunan Babacan, Türkiye'deki tüm sosyal taraflara ve siyasi partilere çağrıda bulunarak, "Türkiye için en iyisini hep beraber yapalım" dedi.

Babacan, 4+4+4 sistemine ilişkin şunları kaydetti:

"12 yılı mecburi hale getiriyor bu yasal düzenleme. Bir sürü dezenformasyon, misenformasyon yani kasıtlı olarak yanlış bilgilendirme var. Ya da yanlış anlama var. Tam bilmeden yorum yapma var. Bir gürültüdür patırdır gidiyor. Şöyle bir toz duman yatışıp 2 haftalık bir şöyle konuyu dinlendirdikten sonra tekrar bu Meclis'te kuşkusuz Genel Kurul'da da gündeme gelecek. Ama, ben herkese şöyle bir akli selimle konuya yaklaşıp, komisyondan çıkan metinlere şöyle bir bakmasını ve gerçekten en iyi uluslararası uygulamalara paralel bir reform yapmakta olduğumuzu anlamalarını istiyorum. Biz bu eğitim konusunu uluslararası kuruluşlarla da çok çalıştık. Uluslararası kuruluşlarla, özel ya da kamu niteliğindeki kuruluşlarla çok çalıştık. Dünyadaki en iyi uygulamalara gittik baktık. Hepsini inceledik. Şu anda yaptığımız her şey Türkiye'yi eğitim konusunda bir üst sınıftan bir üst sınıfa taşıma ile alakalı alanlardır. Dolayısıyla bunları yapmazsak Türkiye'nin arzu ettiğimiz ekonomik güce ulaşması, arzu etiğimiz refah seviyesine ulaşmasına kesinlikle mümkün olmayacaktır."

BABACAN: "BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİNİ TAMAMEN DEĞİŞTİRECEĞİZ"

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bireysel emeklilik konusunun uzun vadeli tasarrufların oluşması, genel tasarrufların artması açısından önemli olduğunu belirterek, bireysel emeklilik sistemini tamamen değiştirecek kararlar aldıklarını bildirdi. Babacan, teknik çalışmalar bittikten sonra, yeni bireysel emeklilik sistemini açıklayacaklarını söyledi. Bankalar Birliği, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), altıncılık ve kuyumculuk sektörünün yeni bir çalışma üzerinde çalıştığını belirten Babacan, bu çalışmayla şu anda evlerde yastık altında tutulan, pek de kullanılmayan ziynet niteliğindeki altınların da bankalarda tasarruf edilebileceğini vurguladı.

Dünya Bankası, Kalkınma Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı'nın ortaklaşa düzenlediği "Yüksek Büyümenin Sürdürülebilirliği: Yurtiçi Tasarrufların Rolü-Türkiye Ülke Ekonomik Raporu" başlıklı konferans Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz'ın katılımıyla Ankara'da düzenlendi.

"BİR ÜLKENİN KALKINMASI İÇİN SERMAYE DE GEREKLİ"

Bir ülkenin kalkınması için işgücü ve teknolojinin yanı sıra sermayenin de gerekli olduğunu söyleyen Başbakan Yardımcısı Babacan, sermaye birikiminin en önemli ayaklarından birini oluşturan tasarrufların, sağlıklı ve sürdürülebilir büyüme sürecinin devamı açısından belirleyici olduğunu vurguladı. Tasarrufların, bilhassa da yerli kaynakların ülkenin dış kaynaklara bağımlılığını azalttığını dile getiren Babacan, dışarıdaki olası olumsuz gelişmelere karşı ülke ekonomilerinin dayanıklılığını artırdığını kaydetti. Babacan, işte bu nedenlerle Türkiye'de sürdürülebilir büyümenin en önemli unsurlarından birisi olan yurtiçi tasarruflarla ilgili mevcut durumların ortaya konulması, trendlerin belirlenmesi ve politika önerilerinin geliştirilmesi açısından Dünya Bankası'nın Kalkınma Bakanlığı ile birlikte yapmış olduğu çalışmanın çok zamanlı ve önemli bir çalışma olduğunu vurguladı. "Yüksek Büyümenin Sürdürülebilirliği: Yurtiçi Tasarrufların Rolü, Türkiye Ülke Ekonomik Raporu"nun, aslında hükümetin açıkladığı Orta Vadeli Program'ın ve Orta Vadeli Mali Plan'ın genel perspektifiyle örtüştüğüne işaret eden Babacan, "Yine de Türkiye'deki bu konuların, uluslararası mukayeseli olarak ele alınması, Dünya Bankası gibi önemli bir kuruluşun tecrübesinden istifade edilmesi önemli bir çalışmadır diye düşünüyorum" dedi.

"AB EKONOMİSİ HAFİF DE OLSA FİİLİ ANLAMDA RESESYONA GİRMİŞ DURUMDA"

Türkiye'nin hem finans hem de ticaret kanalıyla dünya ile özellikle de Avrupa'yla entegre olduğunu söyleyen Babacan, bu nedenle dünyada ve Avrupa'da olanların Türkiye ekonomisini yakından ilgilendirdiğini dile getirdi. 2010 yılının umutların yeniden yeşerdiği, dünyada yeniden büyüme ivmesinin yakalandığı bir yıl olduğunu vurgulayan Babacan, ancak 2011 yılının başlarından itibaren ciddi bir hayal kırıklığının yaşandığının altını çizdi. 2008-2009 yıllarındaki hem finansal sektöründeki tehditler hem de bazı ülkelerin maliye politikalarındaki gevşemenin getirdiği yüklerin pek çok ülkede kamu açıklarını artırdığını ifade etti. Babacan konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu:

"Kamu açıkları maalesef, merkez bankalarının çok yüksek miktarda para basmasıyla finanse edildi. Biz 2011 yılının daha köklü yapısal tedbirlerin alınacağı bir yıl olmasını beklerken, maalesef 2011 yılı hükümetlerin merkez bankalarına sırtlarını dayayıp, "nasılsa merkez bankaları gerekeni yapıyor. Bol bol da para sürüldü piyasaya. Artık bir likidite krizi ihtimali de azaldı. Dolayısıyla biz biraz daha bekleyelim. Hele bir seçim geçsin, hele şu tarih bir geçsin' denildi. Bu tutumlar nedeniyle 2011 yılı fırsatların kaçırıldığı bir yıl oldu. 2011 yılında pek çok önemli ekonomik gösterge bozuldu. Büyüme rakamları aşağı doğru revize edilmeye başlandı. AB ekonomisi hafif de olsa bir resesyona şu anda fiilen girmiş durumda."

"EURO BÖLGESİ'NDE YOL KAZASI OLURSA, BUNUN TELAFİ EDİLMESİ GÜÇ"

Olumsuz gelişmelerin ve ikinci bir dipin kuvvetlenmesinin birçok Avrupa ülkesinde hareketlenmeyi beraberinde getirdiğini, Yunanistan'la ilgili somut kararlar alındığını kaydeden Babacan, şunları söyledi:

"Avrupa Birliği 27 ülke olmasına rağmen, en azından 25 ülkeyle beraber ortak bir maliye politikası üzerinde mutabık kaldı. Ve merkez bankaları da en iyi bildiği işi yapmaya devam ettiler. Para basmaya devam ettiler. Birinci, ikinci, üçüncü dalga parasal genişleme programları arka arkaya açıklandı. Şimdi öyle bir dönemdeyiz ki artık söylenecek söylendi; alınabilecek kararların bir kısmı alındı. Bugün 25 ülkenin beraberce aldığı kararın, her bir ülkenin Anayasa değişikliğiyle beraber her ülkenin kendi iç hukukuna geçirmesi gerekecek. Bu süreci birlikte izleyeceğiz. Bir yıl kazası olacak mı olmayacak mı? Hele hele Euro Bölgesi'ndeki 17 ülkeden birinde, yol kazası olursa, bunun telafi edilmesi güç zararlara yol açacağının unutulmaması gerekiyor."

"PİYASALARIN AÇTIĞI KREDİ İYİ KULLANILAMAZSA, ARKADAN GELİP VURACAKLAR DA ÇOK DAHA SERT OLACAK"

Yunanistan'la ilgili anlaşmanın ve verilen taahhütlerin mutlaka tavizsiz şekilde uygulanması gerektiğini vurgulayan Babacan, uygulamada olabilecek aksaklıkların ve gecikmelerin güven ortamını sarsacağını belirtti. İtalya ve İspanya'da her ne kadar biraz daha olumlu bir tablo bulunsa da, o hükümetlerin vermiş olduğu taahhütlerin de yerine getirilmesi gerektiğini kaydeden Babacan, "Özellikle bütçe konusunda 2011'de verilen taahhütlerin tutturulamaması, hedeflerin şaşması yine bizler için endişe kaynağı oldu. Şu anda hata marjının son derece azaldığı bir dönemdeyiz. Çünkü piyasalar her hükümete bir kredi açar. Bir fırsat verir. Bunu Yunanistan için de, İtalya ve İspanya için de söylüyorum. Bu fırsat iyi değerlendirilmezse, piyasaların açtığı kredi iyi kullanılmazsa, arkadan gelip vuracaklar da çok daha şiddetli ve sert olacak. Hata marjının son derece azaldığının farkında olarak AB hükümetlerinin son derece sorumluluk sahibi politikalar uygulaması gerekiyor" şeklinde konuştu.

"BİRKAÇ AYLIK RAHATLAMA ORTAMI ÇOK HIZLI BİR ŞEKİLDE GERİ DÖNEBİLİR"

Son iki aydır, piyasalarda yaşanan duraklamanın kalıcı olması, ancak ve ancak ülkelerin bütçe tedbirlerini alması, ülkelerin yapısal reformlarını gerçekleştirmesiyle mümkün olacağını dile getiren Babacan, aksi halde bu birkaç aylık rahatlama ortamının çok hızlı bir şekilde geri dönebileceğini, çok hızlı bir şekilde bozulmanın başlayacağını Avrupalı dostların unutmaması gerektiğini dile getirdi. Merkez bankalarının atacağı adımların sadece geçici rahatlama sağlayacağını, hükümetlere asıl yapması gerekenler için süre tanıyacağını belirten Babacan şu açıklamalarda bulundu:

"Para basarak hiçbir yapısal sorunun çözümü mümkün değil. Para basarak bütçe açıkları kapatılmaz, bankaların mali bünyesindeki bozukluklar düzeltilmez. Asıl yapılacak işlerin yapısal alanda olduğunu, bütçe açıklarının hızlı bir şekilde kapatılmaması gerektiğini unutmamak gerekiyor. Biz büyüme konusuna, bir yıllık konu olarak bakmamalıyız. 5 yıl sonra nerede olunacağına bakılmalı. Alınan bazı tedbirler, içinde bulunan yıl için büyümede olumsuz etki yapabilir. Ama bununla birlikte güven ortamı oluşuyorsa, ondan sonra hızlı bir büyüme ve ivme yakalanabilir. Ben bunu Meksika'daki G20 politikalarında dostlarımıza da söyledim."

"GÜVEN TUĞLA TUĞLA İNŞA EDİLİYOR"

Güven ortamının kolay oluşmadığını söyleyen Babacan, güveni oluşturmanın basamak basamak, zaman içinde olduğunu vurguladı. "Güven tuğla tuğla inşa ediliyor" diyen Babacan, buna karşın güven ortamının yıkılmasının ise çok kolay olduğunu kaydetti. Babacan, konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu:

"Bir yanlış, bir hata yılların birikimini yok edebiliyor. İşte bunun da farkında olarak Türkiye'de yakalanan güven ve istikrar ortamının korunması, daha da güçlendirilmesi bizim en temel hedeflerimizden oldu. Hedeflerin açıklandıktan sonra tutturulması, verilen sözlerin yerine getirilmesi, açıklanan politikaların yerine getirilmesi. Söz veriyorsunuz, yapıyorsunuz. Şu adımları atacağım diyorsunuz, atıyorsunuz. İşte bunlar bizim elde ettiğimiz başarıların arkasındaki en önemli unsurlar. Bizim Türkiye olarak şöyle bir Avrupa ile karşılaştırılması yapıldığında, gerçekten biz bu krize girmeden önce, öyle adımlar attık ki, kriz döneminde bu adımlar bizi oldukça korudu. Özellikle bütçe açığımızın ve kamu borç stokumuzun düşmüş bir şekilde bu krize girmemiz, bankacılık sektörünü kuvvetlendirmiş bir pozisyondayken bu krizin başlaması, krizin Türkiye'ye etkilerini sınırladı. Dünyaya bakıldığında krizin iki sebebi vardı. Bankacılık sektörü ve kamu açıkları. Türkiye her iki alanda bünyesini sağlamlaştırdı. Kriz başladı. Ayrıca Türkiye'nin kriz döneminde uyguladığı politikalar da Türkiye'yi ayrıştırdı."

"SİYASİ KARAR VERİCİLERİN HİÇBİR ZAMAN BEN DEMEMESİ GEREKİR"

Şu anda dünyanın çok hassas bir dönemde olduğunu vurgulayan Başbakan Yardımcısı Babacan, siyasi karar vericilerin hiçbir zaman "ben' dememesi gerektiğini, "şu parti' dememesi gerektiğini vurguladı. Babacan, "Herkes "ülkem' demeli, ülkenin geleceği için kararlar alınmalı. Nesiller arasında adaletin de mutlaka gözetilmesi gerekiyor. "Şu anda rahat edelim de gelecekte ne olursa olsun' söylemine biz inanmıyoruz. Zaten meşhur bir iktisatçı vardır. Der ki, "uzun vadede nasılsa hepimiz öleceğiz.' Biz buna inanmıyoruz. Biz gelecek nesillerimizi de düşünmek zorundayız. Memleketimizin uzun vadesini de düşünmeliyiz. Biz bu yolu seçtik, böyle politikalar uyguladık. Çok şükür iyi neticeler aldık. Devletin bütçeden yaptığı harcamaların, bizim büyümemize katkısı sıfırdır. İlla devlet harcasın, illa devlet yatırım yapsın demek doğru değil. Kuşkusuz devletin asli bazı görevleri var. Mümkün olduğunca, özel sektöre nasıl daha fazla yatırım yaptıracağız, özel sektörün ekonomideki aktivitesini artıracağız. Bunlar çok önemli" diye konuştu.

"TASARRUF ORANLARI GENEL TREND OLARAK DÜŞTÜ"

Babacan, konuşmasında cari açığa da değindi. Türkiye'de tasarruf oranlarının genel trend olarak düştüğünü vurgulayan Babacan, hemen bunun yanında Türkiye'nin yatırım ihtiyacı olduğuna dikkat çekti. Özel sektörün, kamunun yatırım yaptığını belirten Babacan, "Belki ihtiyacımızın da altında bu yatırımlar, ama tasarruflarımız bunun da altında olduğu için cari açık karşımıza çıkıyor. "Yatırımları azaltalım, tasarruf açığı azalsın' demek çıkış yolu değil. Ne yapılması gerektiği sorulduğunda, tasarrufların artırılması yeni çalışma alanı olarak karşımıza çıkıyor. Zaten bugünkü toplantının amacı, hazırlanan raporun amacı Türkiye'nin büyümesinin sürdürülebilir kılınması için tasarruf oranlarıyla ilgili neredeyiz, bunun dinamikleri nelerdir, gelecekte neler yapmalıyız" şeklinde konuştu.

-İŞYERLERİ AÇILIRKEN UYGULANAN BÜROKRASİ AZALTILACAK

Babacan, Hükümet olarak üzerinde çalıştıkları ve önümüzdeki dönemde uygulamaya koyacakları uygulamalar hakkında da bilgi verdi. Yatırım ortamını iyileştirme ve böylelikle Türkiye'nin rekabet gücünü artırmanın önemli çalışmalardan biri olduğunu vurgulayan Babacan, bununla ilgili eylem planına son şeklinin verileceğini ve kısa bir süre içinde açıklanacağını bildirdi. Herhangi bir işyerinin açılması için çok miktarda işlem gerektiğini hatırlatan Babacan, işyeri açılmasının da şirket kurulması kadar çok basitleştirileceğini dile getirdi. Babacan, bir işyeri açmak için 4 ayrı devlet kurumuna gidildiğini belirterek, belgelerin de devletin diğer bir kurumundan alındığını söyledi.

İşgücü piyasasıyla ilgili atılacak adımların son derece önemli olduğunu belirten Babacan, "Türkiye'de bir yandan çalışanlarımızın haklarını korurken, bir yandan da esnekliği artırmamız gerekiyor dedi.

"İMKB'NİN ANONİM ŞİRKET HALİNE GETİRİLMESİ GEREKİYOR"

Babacan, sermaye piyasalarının ve finansla ilgili konuların da öncelikli konular arasında yer aldığını bildirdi. Yeni bir Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yasasının bulunduğunu, bunun kurumlara görüşe açıldığını dile getiren Babacan, bugünlerde web sitesine konularak daha geniş bir görüş alınacağını kaydetti. Babacan, İMKB'nin bir anonim şirket haline getirilmesi, uluslararası bağlantılarının güçlendirilmesi, İMKB'nin kendisinin halka arzı, yine sermaye piyasalarının derinleştirilmesi açısından ve İMKB'nin gerçek anlamda uluslararası borsa olması için yine atılacak önemli adımlar arasında olduğunu söyledi.

Bakanlar Kurulu'nda imzalanarak Meclis'e sevkedilen banka dışı finans sektörüyle ilgili yasa tasarısı bulunduğunu hatırlatan Babacan, "Onu da önümüzdeki aylarda yasalaştırıp yürürlüğe sokmayı planlıyoruz. Bireysel emeklilik konusu uzun vadeli tasarrufların oluşması, genel tasarrufların artması açısından önemli. Bununla ilgili sistemi tamamen değiştirecek kararlarımızı aldık. Teknik çalışmalar bittikten sonra bunu da yakında açıklayacağız. Tamamen farklı bir sisteme geçiyoruz bireysel emeklilikte. Ben detaylarını vermeyeyim bunun sürpriz etkisini, teknik çalışma tamamlandıktan, ilgili yasa maddeleri hazırlandıktan sonra sizlerle paylaşacağız" şeklinde konuştu.

"SİGORTA BİLİNCİNİN OLUŞMASI ÖNEMLİ"

Sigortacılık sektörünün gelişmesinin de son derece önemli olduğunu belirten Babacan, bir ülkede sigorta bilincinin oluşması, sigorta ettirme kavramının yaygınlaşmasının tasarruf bilincinin oluşması açısından önemli olduğunu kaydetti. Tüm bu konularda bilincin artmasının finansal okuryazarlılıkla ilgili olduğunu söyleyen Babacan, bunun için SPK ve İMKB'yi görevlendirdiklerini vurguladı.

"YASTIK ALTINDAKİ ZİYNET EŞYALARININ DA BANKALARDA TASARRUF EDİLMESİ ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR"

Babacan, Merkez Bankası'nın zorunlu karşılık olarak altını da kabul etmesinni yeni bir alan yarattığını belirtti. Bankaların mevduatla ilgili olarak Merkez Bankası'nda bulundurması gerekli zorunlu karşılıklarda, belli miktarda altını da bulundurabildiğine dikkat çeken Babacan, "Biliyorsunuz bu çok yeni bir alan açtı. Bankalar çok ciddi miktarlarda altın cinsinden mevduat almaya başladı. Bu bizim tasarruf oranının artması için önemli bir adım. Şu anda Bankalar Birliği, BDDK, altıncılık ve kuyumculuk sektörü yeni bir çalışma üzerinde çalışıyorlar. Bu çalışmayla şu anda evlerde yastık altında tutulan, pek de kullanılmayan ziynet niteliğindeki altınların da bankalarda tasarruf edilmesi üzerinde çalışmalar sürüyor. Dolayısıyla Türkiye'nin gerçek tasarruf rakamlarını da görmüş olacağız" şeklinde konuştu.

"VERGİ UYUMU DA ÖNEMLİ"

Bu reformların yanı sıra mikro tedbirlerin de, günlük kararların da önemli olduğunu vurguladı. Kayıtdışılığın Türkiye'de önemli bir sorun olduğunu belirten Babacan, kayıtdışıyla mücadelenin mutlaka bu konuda yardımcı olacağını dile getirdi. Babacan, yatırım araçları ve tasarruf araçları arasındaki vergi uyumunun da önemli olduğunu belirtti. Bununla ilgili Maliye Bakanlığı ile çalışma yaptıklarını ve de kararlar alındığını kaydeden Babacan, önümüzdeki günlerde bu konuda açıklama yapılacağını bildirdi. Babacan, Bankacılık sisteminde vade uzamasının teşviki ile ilgili kararlar alındığını aktardı. Bankacılık sektöründe makro ihtiyadi tedbirlere değinen Babacan, "Bu da özellikle bankaların kredi hacmi üzerinden, Türkiye'deki tasarruf dengesini oluşturabilmektir. Bu konuda BDDK ve Merkez Bankası güzel tedbirler aldılar" dedi.
BİZE ULAŞIN