İstanbul'da dev zirve

Dünya Bankası ve IMF 2009 Yıllık Toplantıları İstanbul Kongre Merkezi'nde yapılıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan IMF Toplantılarının açılışında konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''İstanbul sadece kıtalar arasında değil, medeniyetler arasında, kültürler arasında ekonomiler ve ticaret havzaları arasında da bir köprü konumunda bulunuyor'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezinde IMF-Dünya Bankası yıllık toplantıları çerçevesinde Üst Düzey Katılımlı Güvernörler Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada, konukları saygıyla selamladığını belirterek, ''Dünya Bankası ve IMF Guvernörler Kurulu 2009 yıllık toplantısı nedeniyle Türkiye ve İstanbul'a hoş geldiniz diyorum'' şeklinde konuştu.

Türkiye ve İstanbul'un 1955'te yıllık toplantılara ev sahipliği yaptığını anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin 54 yıl aradan sonra tekrar bu organizasyona ev sahipliği yaptığını dile getirerek, ''Siz değerli misafirleri tekrar ağırlamaktan ötürü duyduğum memnuniyeti gerek şahsım gerek milletim adına özellikle ifade etmek istiyorum'' dedi.

DEV ZİRVEDEN KARELER İÇİN TIKLAYINIZ...


Başbakan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

''Küresel ekonomi açısından son derece kritik bir süreçten geçtiğimiz bu günlerde İstanbul Toplantılarının dünyamız için hayırlı sonuçlar doğurmasını temenni ediyorum. Şu anda tarihte dünya üzerinde paranın ilk kez kullanıldığı topraklarda bulunuyorsunuz. Aynı şekilde dünyada toprakları iki kıtaya yayılmış yegane şehrin İstanbul olduğunu da bu vesileyle hatırlatmak isterim.

Hemen yanı başımızdaki İstanbul Boğazı Asya kıtasıyla Avrupa'yı birbiriyle buluşturuyor. İstanbul sadece kıtalar arasında değil, medeniyetler arasında, kültürler arasında ekonomiler ve ticaret havzaları arasında da bir köprü konumunda bulunuyor.

Bu birleştirici şehrin, zor günlerden geçtiğimiz şu dönemde güçlerimizi, birikimlerimizi, tecrübelerimizi de bu anlamda bir araya getirmek suretiyle dünyamız adına, küresel ekonomi adına iz bırakan bir organizasyona sahip olacağına tüm kalbimle inanıyorum. Bir kez daha Türkiye'ye ve İstanbul'a hoşgeldiniz diyor, burada bulunduğunuz süre içinde eşsiz İstanbul'un tüm güzelliklerini doya doya yaşamanızı temenni ediyorum.''

''GÜÇLÜ POLİTİKA TEDBİRLERİ OLUMLU SONUÇLAR VERMEYE BAŞLADI"


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gelinen noktada çok karamsar tablo çizmenin doğru olmadığını belirterek, ''Güçlü politika tedbirleri olumlu sonuçlar vermeye başladı. Bu umut verici bir gelişme ancak bu aşamada tedbiri elden bırakıp rehavete kapılmamamız gerektiği de bir gerçek...'' dedi.

Başbakan Erdoğan, IMF-Dünya Bankası yıllık toplantılarının üst düzey katılımlı Guvernörler Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankasının yıllık toplantılarının gündeminde son derece önemli konular olduğunu söyledi.

Erdoğan, ''Uzun zamandır eşi benzeri görülmemiş bir küresel krizi, önce finans krizi olarak ardından ekonomik bir kriz olarak yaşıyoruz ve bu krizden çıkışa yönelik arayışlar içindeyiz'' dedi.

Gelinen nokta itibariyle çok karamsar bir tablo çizmenin doğru olmadığını düşündüğünü ifade eden Erdoğan, ''Güçlü politika tedbirleri olumlu sonuçlar vermeye başladı. Bu umut verici bir gelişme ancak bu aşamada tedbiri elden bırakıp rehavete kapılmamamız gerektiği de bir gerçek...'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Şunu memnuniyetle ifade etmek durumundayım; krizin ortayı çıktığı günlerden bugüne kadar yaşadığımız süreçte uluslararası camia son derece etkili bir işbirliği içinde hareket edebildi diyebilirim. Küresel ekonomik kriz karşısında ortaya konan bu işbirliği ve ortak tavır açıkçası son derece sevindirici ve geleceğimiz için umut vericidir.

Uluslararası toplum ve uluslararası kuruluşlar gerektiğinde dünyamız adına ortak hareket edebildiklerini, ortak bir aklı inşa edebildiklerini ve işbirliği içinde sorunların üzerinde kararlılıkla gidilebildiğin göstermişlerdir. Bu süreçte ortak aklın ve istişarenin sonucu olarak bir çok acil kriz, alınan tedbirler neticesinde başarıyla uygulamaya kondu. Bu tedbirlerin sonuçlarını da almaya başladık. Şimdi bundan sonraki gündem orta uzun vadeli yapısal reformlara odaklanmaktır. Ben bu süreci doğrusu başarıyla tamamlayacağımızı ve daha sağlam bir küresel ekonomik yapıyı oluşturacağımıza yönelik inancımın tam olduğunu ifade etmek isterim.''

Yaşanan küresel krizin herkes adına, ülkeler adına ekonomi adına son derece anlamlı mesajları da ortaya koyduğunu söyleyen Erdoğan, yıllardır görülmeyen, görülmek istemeyen ve ihmal edilen pek çok hususun bu kriz nedeniyle artık göz ardı edilemeyecek boyut kazandığını belirtti.

Erdoğan, ''Bugün artık küresel ekonomiye yön veren, küresel ekonomide aktör olan herkesin, yani sizlerin, her kurumun başını iki elinin arasına alarak nerede yanlış yapıldığını enine boyuna düşünmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Çok ağır bedeller ödedik, ödemeye de devam ediyoruz ancak yaşananlardan ders almazsak, gelecekte daha büyük bedeller ödeyebiliriz'' dedi.

Başbakan Erdoğan, yaşanan krizin son yıllarda mali piyasalarda biriken risklerin yeterince takip edilemediğini gösterdiğini, maalesef denetleyici ve düzenleyici çerçeve ile risk yönetiminin mali piyasalardaki yeniliklerin çok gerisinde kaldığını kaydetti.

Bu kriz sonucunda veya bu kriz sürecinde küresel krizlerin gelişmiş ülkelerden de kaynaklanabildiğini ve sınır tanımadığını açıkça gördüklerini vurgulayan Erdoğan, ''Dolayısıyla küresel ekonomide rollerin ve sorumlulukların dağılımını gözden geçirme ihtiyacı doğmuştur'' dedi.

Başbakan Recep Erdoğan, ortaya çıkan bir diğer önemli hususun da politika yapıcıların önümüzdeki dönmede son derece güçlü bir liderlik sergilemeleri gerektiğini, orta vadede kamu dengelerinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasının ciddi bir mali çaba gerektireceğini, işsizliğin arttığı ve refahın düştüğü bir ortamda bunu başarmanın her zamankinden daha zor alacağını bildiklerini belirtti.

''DÜNYANIN BİR BÖLÜMÜ SINIRSIZ BİR ŞEKİLDE TÜKETİRKEN DİĞER
BİR BÖLÜMÜ DE AÇLIK NEDENİYLE HAYATTA KALMA MÜCADELESİ VERİYOR''


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dünyanın bir bölümü sınırsız bir şekilde tüketirken diğer bir bölümünün de açlık nedeniyle hayatta kalma mücadelesi verdiğine işaret ederek, ''Barışın, refahın, kardeşliğin, güvenliğin, huzurun küreselleşmediği bir dünyada kimsenin mutlu ve huzurlu olma imkanı kalmamıştır'' dedi.

IMF-Dünya Bankası yıllık toplantıları çerçevesinde düzenlenen guvernörler kurulunun açılışında konuşan Başbakan Erdoğan, hükümetlerin politika tercihlerini kamuoylarına tüm boyutlarıyla açıklayarak bütün gelişmeleri paylaşarak, samimi bir duruş sergileyerek şeffaf bir politika izlemek zorunda olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, ülkelerin önümüzdeki dönemde küresel işbirliği ruhunu zedeleyecek hareketlerden özenle kaçınması gerektiğini belirterek, daralan küresel talebin ülkeler arasındaki rekabeti daha da artırdığını, bu durumun korumacı eğilimleri tetiklediğini ancak küresel krizden en az maliyetle ve en kısa sürede çıkabilmek için her alanda korumacılığa karşı çıkmak gerektiğini kaydetti.

Türkiye'nin bu dönemde korumacılığa başvurmayan istisna ülkelerden biri olduğuna işaret eden Erdoğan, küresel kriz herkese acı bir şekilde, küreselleşmenin neden olduğu inanılmaz boyuttaki ekonomik refaha rağmen hala yoksulluğun önüne geçilemediğini hatırlattığını bildirdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Dünyanın bir bölümü sınırsız bir şekilde tüketirken diğer bir bölümü de açlık nedeniyle hayatta kalma mücadelesi veriyor. Dünyanın bir kısmında inanılmaz bir israf yaşanırken, diğer bir kısmında ne yazık ki bir avuç pirinç bulmak dahi imkansız hale geldi. Bir kesim zenginleşirken diğer kesim fakirleşti. Bir yerde refah artarken diğer bir yerde sefalet arttı. 3 G, 4 G teknolojisini yaşayan bir dünyaya karşılık kabul edelim ki hayatı boyunca 'alo' dememiş hatırı sayılır bir insan topluluğu var.''

Başbakan Erdoğan, aynı şekilde dünyanın bazı bölgelerindeki çocukların refaha, huzura, güvenliğe, sağlık ve eğitim imkanları ile donanmış bir hayatta doğarken, bazı başka bölgelerde çocukların bir yaşlarını dolduramadan açlıktan, yetersiz beslenmeden, salgın hastalıklar ve çatışmalardan dolayı hayatlarını kaybettiğini belirtti. Bunun sürdürülebilir olmadığının bir gerçek olduğunu söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:

''Yaşadığı acıları, merhametsizlikleri, insafsızlıkları kapitalizmin vahşi yüzü olarak niteleyen insanların sayısı hiç de az değil. Oysa biliyoruz ki kapital başta olmak üzere her şey insan için. Amaç insanın mutluluğu, insanın huzurudur. Sistemler, bunlar hepsi birer araçtır. İnsanoğlunun refah ve esenliği her şeyin temelidir. Ekonominin temeli de insandır. Diğerleri zaten insanın türevidir. İnsan varsa emek var, insan varsa sermaye var, insan yoksa bunların hiçbiri yok. Eğer ekonomi, siyaset, kültür, sanat insan merkezli bir anlayışla ele alınmazsa yaşanan olumsuzlukların yine insanı etkileyeceği muhakkaktır.''
Başbakan Erdoğan, bir dayanışma ve yardımlaşma çağı olması beklenilen 21. yüzyılda insanoğlunun dayanışma ve kardeşlik iklimini maalesef yeterince tesis edemediğini belirtti.

''Çifte standartlar, maddiyat temelli çatışmalar, ayrımcılıklar, hoşgörüsüzlük ve baskıcı müdahaleler halen sürüp gidiyor'' diyen Erdoğan, küresel bir köy hükmünde olan dünyanın bir köşesinde yaşanan olumsuzlukların diğer bir köşeye de sirayet ettiğini kaydetti.

Erdoğan, bir bölgede yaşanan terör, zulüm, hoşgörüsüzlük, sefalet, fakirliğin küresel boyutlarda etkiler meydana getirebildiğini söyleyerek, ''Barışın, refahın, kardeşliğin, güvenliğin, huzurun küreselleşmediği bir dünyada kimsenin mutlu ve huzurlu olma imkanı kalmamıştır'' dedi.

Aslında 21. yüzyıla girerken çok iddialı olunduğunu, küresel barışın tesis edileceğinin ve teröre karşı ortak mücadele verileceğinin söylendiğini hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Ama ne yazık ki öyle olmadı ve 21. yüzyıla girerken bu beklentilerin hakim olduğu bir atmosfer vardı ama uygulama çok farklı oldu. Geçtiğimiz yüzyılda bu adaletsiz manzara savaşlara, çatışmalara dönüştü, göçe, gelir dağılımında eşitsizliğe, büyük şehirlerde adi suçlara, plansız kentleşmeye dönüştü. Çevre katledildi, katledildi... İklim değişikliği noktasında beklenen olumlu gelişmeler hala yok. Bu yüzyılda da bu manzaranın çok daha büyük bir krize küresel ve herkesi kapsayan ekonomik bir krize dönüşmemesi için işte bugünden tedbirler almak zorundayız.''

''KİMSENİN MAĞDUR OLMADIĞI BİR DÜNYA KURMAK DURUMDAYIZ''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Kimsenin mağdur olmadığı, kimsenin dünyanın zenginliklerinden mahrum kalmadığı, herkesin adalet ve merhamet temelinde bölüşüm sürecinden istifade ettiği bir dünya kurmak durumdayız'' dedi.

IMF-Dünya Bankası yıllık toplantıları çerçevesinde düzenlenen guvernörler kurulunun açılışında konuşan Erdoğan, 21. yüzyılın refahın ve huzurun paylaşıldığı bir yüzyıl olmasını istediklerini belirtti.

Başbakan Erdoğan, buradaki temsilcilerin, devletlerin, sivil toplum örgütlerinin ve tüm uluslararası kuruluşların temel hedefinin bu yönde olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:

''Eminim ki herkes 21. yüzyılın tehditler yüzyılı değil, fırsatlar çağı olmasını arzu ediyor. Ancak bunun için daha fazla çalışmamız, bu meseleye daha fazla kafa yormamız, dünyadan yükselen çığlığa, taleplere, bu salonun dışında devam eden protestolara kulak vermemiz gerekiyor.

Kimsenin mağdur olmadığı, kimsenin dünyanın zenginliklerinden mahrum kalmadığı, herkesin adalet ve merhamet temelinde bölüşüm sürecinden istifade ettiği bir dünya kurmak durumdayız. Bunun için büyük bir dayanışma ve yardımlaşma seferberliğine ihtiyaç var. Üzülerek ifade etmeliyim ki, kuzey ve güney ve tabirleri bugün coğrafi bir gösterge olmaktan çıkıp ekonomik bir gösterge haline gelmiştir. Uluslararası kuruluşların bu ayrışmaları ve kutuplaşmaları dikkate alması oldukça önemlidir. İnsanların umutlarını kaybettiği bir dünya geleceğin dünyası olamaz.''

İktisadın makro olanın, mikro olanından bağımsız olamayacağını belirten Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Adam Smith Ulusların Zenginliği eserinde şunu ifade etmiştir; 'herkes kendi çıkarının peşinde koştuğunda, katkıda bulunmaya niyetleneceğinden çok daha fazla şekilde topluma katkı sağlayacaktır'. Smith bunu ifade ederken muhakkak ki bencil bir ekonomik anlayışı kast etmiyordu. Tam tersine bunun refahı artıracağı tespitiyle bu ifadeleri kullanıyordu.''

Günümüz dünyasındaki rekabetçi anlayışında, üretilen refahı paylaşması bu refahın devam etmesi açısından son derece önemli olduğunu ifade eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yaşanan bu krizin aşılması için ortaya konulan diyalog ve işbirliğinin bu açıdan son derece önemli olduğunu söyledi.
Erdoğan, bu diyalog ortamının güçlenerek devam etmesi gerektiğini vurgulayarak, kriz sürecinde etkin rol oynayan IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların önümüzdeki süreçte etkinliklerini daha fazla da artırmaları gerektiğini kaydetti.

Başbakan Erdoğan, ekonomik kriz karşısında ortaya konan işbirliğinin ve diyaloğun, küresel çaptaki her meselede, başta Birleşmiş milletler olmak üzere uluslararası örgütler tarafından etkili bir şekilde ortaya konulması gerektiğini belirterek, o zaman dünyanın daha yaşanabilir daha huzurlu daha dengeli bir dünyaya dönüşebileceğine inandığını ifade etti.

''ULUSLARARASI MALİ KURULUŞLARI, YENİDEN YAPILANDIRMAK, ARTIK BİR ZORUNLULUK HALİNE GELMİŞTİR''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, uluslararası mali kuruluşları yeniden yapılandırmanın, artık bir zorunluluk haline geldiğini bildirdi.

Başbakan Erdoğan, IMF-Dünya Bankası yıllık toplantıları çerçevesinde düzenlenen üst düzey katılımlı Guvernörler Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada, uluslararası mali kuruluşların reformu kapsamında IMF'nin ve çok taraflı kalkınma bankalarının etkin bir yapıya kavuşturulmasının uluslararası camianın gündeminde önemli bir yer almaya başladığını belirtti.

Küreselleşme sürecinin, yükselen piyasa ekonomilerinin uluslararası ekonomik sistemlerde oynadığı rolü fiilen artırdığını dile getiren Erdoğan, yükselen piyasa ekonomilerinin dinamik yapılarıyla küresel ekonomik faaliyetin çok önemli bir parçası haline geldiğini, küresel büyümenin seyrini belirleyecek güce ulaştığını söyledi.

Bu durumun, 21. yüzyılın ekonomik realitesi olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:
''Küreselleşmenin dinamiğini herkese fayda sağlayacak şekilde kullanmak ve potansiyel riskleri en aza indirmek istiyorsak, bu realitenin gereklerine uygun hareket etmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla uluslararası mali kuruluşları, bu fiili durumun gerektirdiği şekilde yeniden yapılandırmak, artık bir zorunluluk haline gelmiştir.

Uluslararası mali kuruluşların, yönetim ve temsil yapılarının çağdaşlaştırılması çalışmalarını bu nedenle çok önemsiyoruz. Bu kuruluşlar artık bu sayede uluslararası arenada daha fazla kabul görür hale geleceklerdir. Bizler ancak o zaman bu kuruluşların görev ve sorumluluklarını daha etkin bir şekilde yerine getirmelerini bekleyebiliriz.''

Erdoğan, uluslararası mali kuruluşların reformu konusunda uzun zaman alan ve zorlu müzakereler gerektiren bir çok konunun bugün süratle ilerlediğini vurgulayarak, ''Yakaladığımız reform iradesini ve ivmeyi kaybetmememiz gerektiğinin altını çizerek burada ifade etmek istiyorum'' dedi.

FİNANSAL SEKTÖR DEĞERLENDİRME PROGRAMI

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Kriz sonrası dönem, dünya ekonomisi için artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı yeni bir dönemdir. Bu yeni dönemde tüm ülkeler, birbirleriyle işbirliği yapmak ve diğer ülkelerin görüşlerini dinleme konusunda daha açık olmaya ihtiyaç duyacaklardır. Uluslararası camia olarak üzerimize düşen en önemli sorumluluklardan birisi, uluslar arası finansal kuruluşların reformu sürecinde gerekli fedakarlıkları yapmaktır. Aksi takdirde bu krizden gerekli dersi çıkarmamış oluruz. Finansal piyasalarda artık, sorumluluk ve ihtiyatlılık gibi kavramların daha öncelikli olduğu bir döneme giriyoruz.
Bir defa, ihtiyati gözetim ve risk yönetiminin geliştirilmesi, şeffaflığın artırılması finansal şirketlerin denetiminde uluslar arası işbirliğinin güçlendirilmesi yönünde önemli gelişmeler kaydedildi. Yine finansal kurumların, araçların ve piyasaların düzenleme kapsamına alınması için yapılan çalışmalar devam ediyor.

Yaşadığımız kriz, mali sektördeki kırılganlıkların zamanında tespitinin büyük önem taşıdığını da ortaya koymuştur. Bu çerçevede IMF ve Dünya Bankası'na önemli görevler düşüyor. Bu kurumlar tarafından gerçekleştirilen Finansal Sektör Değerlendirme Programını son derece önemli bulduğumuzu ifade etmek isterim.''

Finansal Sektör Değerlendirme Programı uygulamasını Türkiye'nin de gerçekleştirdiğini hatırlatan Erdoğan, bunun sonuçlarını da kamuoyu ile paylaştıklarını söyledi.

Başbakan Erdoğan, elde edilen sonuçların, Türkiye finansal sektörünün düzenleme, denetim ve risk yönetimi alanlarında sağlamış olduğu büyük ilerlemeyi teyit ettiğine dikkati çekerek, ''Söz konusu programı, bu güne kadar gerçekleştirmemiş olan ülkelerin, bu çalışmayı yapmalarını faydalı gördüğümüzü ifade etmek isterim'' diye konuştu.

'BİR HAYALİM VARDI O DA İSTANBUL'U BİR FİNANS MERKEZİ HALİNE GETİRME PROJESİYDİ''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da 4,5 yıl belediye başkanlığı yaptığı dönmede İstanbul'u bir finans merkezi haline getirme hedefi ve hayali olduğunu belirterek, ''Buna göre planlama çalışmalarını bitirdik, şimdi artık uygulama zamanı geldi. İstanbul ve Türkiye böylesine büyük ve iddialı bir proje için hazır'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, IMF-Dünya Bankası yıllık toplantıları çerçevesinde Üst Düzey Katılımlı Guvernörler Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ve hedeflerine değinmek istediğini belirterek, iktidara geldiklerinde 2000 ve 2001 krizlerinin etkilerini silmeye bir yandan da Türkiye ekonomisinin kronik sorunlarının üzerine gittiklerini söyledi.

Türkiye'nin son 7 yıllık süreçte iç politika ve dış politikada, demokratikleşme ve ekonomide son derece başarılı bir performans sergilediğini vurgulayan Erdoğan, 4 yıl önce Türkiye'nin AB ile katılım müzakerelerine başladığını ve müzakereleri kararlılıkla yürüttüğünü kaydetti.

Erdoğan, şöyle devam etti:

''Altını çizmek istiyorum; AB üyesi ülkelerin uymak zorunda olduğu 5 Maastrich kriterinden 2'sini, bütçe açığı ve borç yükünde zorunlu olmadığı halde Türkiye karşılamıştır. Bölgesel ve küresel barış noktasında son 7 yılda çok yoğun girişimlerimiz oldu. Komşu ülkelerle aramızdaki her meselede diyalog sürecini başlattık. BM Güvenlik Konseyi'ne üye olduk. Medeniyetler ittifakı gibi yüzyılımızın en önemli diyalog süreçlerinden birine eş başkanlık yapıyoruz. Birçok bölgesel meselenin çözümü için aktif çaba harcıyoruz. Bu olumlu çabaların yansımasını ekonomide de açıkça gördük.

İhracatta, doğrudan uluslararası yatırımlarda, turizmde, tarihi rekorlar elde ettik. Türkiye ekonomisi 2002-2008 yılları arasında ortalama yüzde 6'ya yakın, 5,8 bir büyüme hızını yakaladı. Kişi başına düşen gelir 3'e katlanarak 10 bin doları aştı. Bu performansıyla Türkiye dünyanın büyük ekonomileri arasında yer aldı.''

Başbakan Erdoğan, kamu maliyesini disiplin altına aldıklarını, borçlanma maliyetlerini azalttıklarını, kamu borcunun GSMH'ya oranını Maastrich kriterlerinin altına çektiklerini, bankacılık, kamu maliyesi, vergi reformunun yanı sıra enerji, ulaştırma ve haberleşme gibi ekonominin kritik alanlarında kapsamlı bir dönüşüm sağladıklarını, bu suretle ekonominin dinamizmi, verimliliği ve dayanıklılığının artırıldığını bildirdi.

''KRİZDEN KAÇINILMAZ OLARAK ETKİLENDİK''

Uluslararası sistemle yüksek derecede bütünleşmiş Türkiye ekonomisinin küresel krizden kaçınılmaz olarak etkilendiğini ifade eden Erdoğan, ancak bankacılık sektöründe kaydedilen aşama, kamu mali dengelerindeki iyileşme ve güçlü uluslararası rezervlerin krizin Türkiye üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasını sağladığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, geçen ay açıkladıkları 2010-2012 yıllarını içeren Orta Vadeli Programı uygulamaya alma dönemine girdiklerini belirterek, şunları kaydetti:

''Programda temel hedefimiz büyümeyi kademeli olarak potansiyel seviyesine yükseltmek, istihdamda nisbi bir artış sağlamak, enflasyondaki düşüş trendini devam ettirmek ve kriz nedeniyle bozulan kamu dengelerini yeniden tesis etmek. Orta vadeli programımızda kamu mali dengelerindeki iyileşmeyi kalıcı hale getirmek ve mali politikalara olan güveni pekiştirmek amacıyla Mali Kural uygulamasını başlatmayı öngörüyoruz. Burada ekonomimizin krizden çıkışını kolaylaştırmaya ve orta vadede büyüme potansiyelini artırmaya yönelik olarak belirlediğimiz stratejiye de vurgu yapmak istiyorum; Orta vadeli programın en önemli önceliği, Türkiye ekonomisinin yeniden özel sektör öncülüğünde büyümesini sağlamaktır. Bu amaca yönelik olarak ülkemizin üretken kapasitesini geliştirecek ve verimlilik artışı sağlayacak yenilikçi ve teknoloji yoğun projelere öncelik veriyoruz. Bu tabii istihdamda bazı sıkıntılar meydana getiriyor ama güçlü bir sanayiye geçişimizi kuvvetlendiriyor.''

Programla kamu kesiminin borçlanma gereği azaltılarak özel sektörün kullanabileceği kaynakların artırılmasının sağlanacağını, yeni teşvik sistemiyle büyük ölçekli yatırımlarla bölgesel bazda belirlenen sektörlerde yatırımları desteklediklerini anlatan Erdoğan, ''Türkiye'de bölgesel gelişmişlik farklılıklarının azaltılması, orta, uzun vadeli büyüme dinamikleri ve tüm vatandaşlarımızın yaşam seviyesinin yükseltilmesi bakımından önem verdiğimiz diğer bir husus, kalkınma ajansları aracılığıyla yerel potansiyeli harekete geçirerek üretim ve gelirin artırılmasına katkıda bulunmayı hedefliyoruz'' şeklinde konuştu.

''TÜRKİYE EKONOMİK ANLAMDA FARKLI BİR SÜRECE GİRDİ''

Recep Tayyip Erdoğan, programda öngördükleri hedeflerin kısa sürede piyasaların desteğini sağladığını, başlıca uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının da programa güvenlerini Türkiye'nin kredi notu görünümünü yükselterek gösterdiğini dile getirdi.

''Ülkemizin sağlam ekonomik yapısı, son yıllarda gösterdiğimiz üstün makroekonomik performans ve krizde sergilediğimiz güçlü duruş göz önünde bulundurulduğunda ülke kredi notumuzun daha iyi noktalarda olması gerektiğine inanıyoruz'' diyen Erdoğan, Türkiye'nin ekonominin yanı sıra siyaseti, dış politikayı ve sosyal yaşamı etkileyen önemli sorunları da tek tek aştığını, ekonomik anlamda çok farklı bir sürece girdiğini, buna kesinlikle inandıklarını söyledi.

Dünyanın en büyük projelerinden biri olan Güneydoğu Anadolu projesini 2013'e kadar bitirmeyi hedeflediklerini ifade eden Erdoğan, ''On binlerce insana iş üretecek bu proje aynı zamanda bölgenin küresel ölçekte bir gıda ve tarım üssü olmasını da beraberinde getiriyor. Türkiye'nin bu konudaki başarısının tüm dünyaya ve özellikle bölge ülkelerine de örnek teşkil edeceğine, bölgesel refah ve huzura da katkı sağlayacağına inanıyorum'' dedi.

İSTANBUL'UN FİNANS MERKEZİ OLMASI

Sözlerine İstanbul ile başladığını İstanbul ile bitirmek istediğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

''İstanbul tarih, turizm ve kültür alanında olduğu kadar ekonomik ve ticari alanda da Türkiye'nin ve dünyanın önde gelen şehirlerinden bir tanesi. İstanbul'da 4,5 yıl belediye başkanlığı yaptım ve o zamandan bir hedefim, bir hayalim vardı, o da İstanbul'u bir finans merkezi haline getirme projesiydi. Tabii farklı merkezi yönetimler olduğu için İstanbul'umuzu o zamanlar bir finans merkezi haline getirmeye muvaffak olamadık. Şimdi ise merkezi yönetim bizde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi yine bizde. Oturduk konuştuk ve süratle dedik ki; 'İstanbul'umuzu artık finans merkezi yapma zamanı geldi'. Ve Orta Vadeli Programımızda da kararlılıkla ifade ettiğimiz gibi, bu önemli bir yapısal reform, bunu gerçekleştireceğiz ve İstanbul'umuzu finans merkezi yaparken gerek kamu finans kuruluşlarını, zaten özel sektörün finans kuruluşları burada, denetleyici kurum ve kuruluşları da buraya almak suretiyle İstanbul bu noktada yeniden bir yapılandırmanın içerisine süratle giriyor.

Buna göre planlama çalışmalarını bitirdik, şimdi artık uygulama zamanı geldi. Ve küresel bir finans merkezi haline getirmek için de çalışmalarımızı yoğunlaştırdık.''

İstanbul ve Türkiye'nin böylesine büyük ve iddialı bir proje için hazır olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye'nin son dönemde finansal derinleşme alanında attığı adımların bu konudaki yüksek potansiyeli, finansal düzenlemeleri çok ileri düzeylere taşımış olması ve kurumsal altyapının iyi tesis edilmiş olmasının, İstanbul'un finans merkezi haline getirilmesinde önemli avantajlar sağladığını vurguladı.
Başbakan Erdoğan, ''Bu özelliklere ülkemizin genç ve dinamik nüfusu, yetişmiş insan gücü, jeopolitik avantajları, hızlı büyüyen ve gelişen ekonomisi, sağlam birikim altyapısı, zengin kültürel ve tarihi geçmişi eklendiğinde uluslararası finans camiasının İstanbul'un sunduğu avantajları görmezden gelemeyeceğine inanıyoruz'' dedi.

BİZE ULAŞIN