Enflasyon ne olacak?

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, 2009 yılsonu enflasyonunun yüzde 70 olasılıkla, orta noktası yüzde 5.5 olmak üzere yüzde 5.0-6.0 aralığında olacağının öngörüldüğünü söyledi.

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Merkez Bankası olarak küresel krizin yurt içi ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini sınırlamak için üzerlerine düşeni yaptıklarını belirterek, "Kuşkusuz, küresel risklere karsı ekonomimizin direncini koruması için basiretli bir para politikası gereklidir. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Orta vadede mali disiplinin sürdürüleceğine dair taahhütlerin ve yapısal reform sürecinin güçlendirilmesi, beklenti yönetiminin etkinleştirilerek para politikası kararlarının olumlu etkilerinin desteklenmesi açısından büyük önem arz etmektedir" dedi. Merkez Bankası'nda düzenliğini basın toplantısında '2009 Ekim Enflasyon Raporu'nu açıklayan Yılmaz, küresel krizin yansımalarının 2009 yılının üçüncü çeyreğinde azalarak da olsa hissedilmeye devam ettiğini belirterek, "Bu dönemde, finansal sisteme ve iktisadi faaliyete dair açıklanan veriler toparlanma sürecinin başladığına işaret ederken, küresel büyüme hızına ilişkin tahminler uzun bir aradan sonra ilk kez yukarı yönlü güncellenmiştir. Bununla birlikte, küresel iktisadi faaliyete dair öncü göstergelerdeki iyileşmenin yeterince güçlü olmaması, kredi piyasalarındaki sorunların kısmen sürmesi ve issizlik oranlarının artmaya devam etmesi kriz sonrası toparlanmanın yavaş ve kademeli olacağına işaret etmiştir. Kriz sonrası hızla daralan dış talep ve sıkılasan finansal koşulların yanı sıra artan ihtiyati tasarruf eğiliminin etkisiyle iktisadi faaliyette belirgin bir gerileme yaşanmıştır. Toplam talepteki sert daralma ve emtia fiyatlarında gözlenen keskin düşüş, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de enflasyon oranlarının hızla gerilemesine yol açmıştır. Bu çerçevede enflasyon, 2009 yılının ilk yarısında keskin bir düşüş gösterdikten sonra üçüncü çeyrekte de azalmaya devam ederek yüzde 5,27 seviyesine gerilemiş ve böylece yıl geneli için ilan edilmiş olan hedefle uyumlu belirsizlik aralığının altında kalmıştır" dedi.

Üçüncü çeyrekte temel enflasyon göstergeleri düşük seyrini koruduğunu kaydeden Yılmaz, "Ekim ayında geçici vergi indirimlerinin yürürlükten kalkmasıyla, söz konusu göstergelerin önümüzdeki dönemde sınırlı da olsa yükselebileceğini not etmekte yarar görmekteyim. Yılın üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın yüksek bazının ortadan kalkmaya başlamasıyla sınırlı bir miktar yükseliş gözlense de, çekirdek enflasyon verileri gerek gelişmiş, gerekse gelişmekte olan ülke enflasyonlarının ana eğiliminin aşağı yönlü olduğunu göstermektedir. 2008 yılının Kasım ayında başlattığımız faiz indirimlerini yılın üçüncü çeyreğinde de sürdürmemizle toplam faiz indirimi 1000 baz puana ulaşmıştır. Böylece, gelişmekte olan ülkeler arasında küresel krizin derinleştiği dönemden bugüne en fazla faiz indirimine giden Merkez Bankası olmuş bulunmaktayız. Piyasa faizlerindeki düşüşte, Merkez Bankası'nın etkin iletişim politikası ve beklenti yönetimi ile Eylül ayında açıklanan Orta Vadeli Program'ın tutarlı ve gerçekçi olduğuna dair
piyasada oluşan algılamalar da önemli rol oynamıştır. Yılın son çeyreğinde kredilerde toparlanma eğiliminin kademeli olarak devam etmesini beklemekteyiz. Bununla birlikte, küçük ve orta boy isletmelere verilen kredilerde standartların halen sıkı olması, parasal koşullardaki genişlemenin iktisadi faaliyet üzerindeki olumlu etkisini kısmen de olsa sınırlamaya devam etmektedir" dedi.

"2011 YILINDAN İTİBAREN KADEMELİ BİR MALİ SIKILAŞMAYA GİDİLECEĞİ ÖNGÖRÜLÜYOR"

İkinci çeyrekte bir önceki çeyreğe kıyasla büyümenin temel belirleyicisinin mali tedbirlerin etkisiyle keskin bir artış sergileyen özel tüketim talebinin olduğunun görüldüğünü ifade eden Yılmaz, Haziran-Ağustos döneminde tarım dışı istihdam mevsimsellikten arındırılmış verilerle 2008 yılı ikinci çeyreğinden bu yana ilk defa artış gösterdiğini ve bu iyileşmeye paralel olarak issizlik oranlarındaki artış eğiliminin tersine döndüğünü kaydetti. Bu dönemde, issizlik oranları yıllık bazda artarken mevsimsellikten arındırılmış verilerle ikinci çeyreğe kıyasla gerilediğini belirten Yılmaz, "Diğer taraftan, kapasite kullanım oranları ve kişi başına çalışılan saat göstergeleri ekonomideki kaynak kullanımının düşük düzeylerde seyrettiğine işaret etmektedir. Mevcut atıl kapasitenin yatırım ve istihdam imkanlarını sınırlamaya devam edeceği öngörüsü altında, yakın dönemde istihdam verilerinde gözlenen iyileşmenin hızlı bir toparlanmaya dönüşmesi beklenmemekte, issizlik oranlarının uzunca bir dönem yüksek düzeylerini koruyacağı tahmin edilmektedir. Bu çerçevede, birim iş gücü maliyeti ve yurt içi talebe ilişkin görünümün enflasyona düşüş yönünde verdiği desteği sürdürmesi beklenmektedir. Yılın son çeyreğinden itibaren kredi piyasasındaki gelişmelerin yurt içi iktisadi faaliyeti desteklemeye başlayacağı, orta vadede ise para politikasının etkilerinin daha da belirgin hissedileceği tahmin edilmektedir. Diğer yandan kamunun artan iç borçlanma gereksiniminin, küresel ekonomide süregelen sorunların ve halen yüksek seyreden issizlik oranlarının kredi genişlemesini sınırlamaya devam edeceği öngörülmektedir" diye konuştu. Sonuç olarak önümüzdeki dönemde iktisadi faaliyetteki kademeli toparlanma eğiliminin süreceğini ve son çeyrekten itibaren yıllık bazda pozitif büyüme oranlarının görülmeye başlayacağını öngördüklerini belirten Yılmaz, "Bununla birlikte ekonomideki kaynak kullanımının bir müddet daha uzun dönem ortalamalarının altında seyredeceğini düşünmekteyiz. Bu çerçevede, orta vadeli tahminlerimizi güncellerken toplam arz ve talep dengesinin enflasyona düşüş yönünde yaptığı katkının bir önceki döneme kıyasla azalmakla birlikte, 2012 yılı ortalarına kadar devam ettiği bir görünümü esas almış bulunmaktayız" şeklinde konuştu. Maliye politikasının genişletici etkisinin 2010 yılında azalarak devam edeceği, 2011 yılından itibaren ise kademeli bir mali sıkılaşmaya gidileceği öngörüldüğünü kaydeden Yılmaz, Orta Vadeli Program'daki projeksiyonlar doğrultusunda borcun milli gelire oranındaki yükselişin 2011 yılından itibaren kademeli olarak tersine döndüğü ve bu doğrultuda tahmin ufku boyunca risk priminde önemli bir değişim olmadığı bir görünüm esas alındığını ifade etti. Politika faizlerinin sınırlı bir miktar daha düşerek 2010 yılı sonuna kadar sabit kaldığı varsayımı altında enflasyonun yüzde 70 olasılıkla 2009 yıl sonunda orta noktası yüzde 5,5 olmak üzere yüzde 5,0 ile 6,0 aralığında, 2010 yıl sonunda ise orta noktası yüzde 5,4 olmak üzere yüzde 3,9 ile 6,9 aralığında gerçekleşeceğinin tahmin edildiğini kaydeden Yılmaz, buna ilaveten enflasyonun 2011 yıl sonunda yüzde 4,9, 2012 yılı üçüncü çeyreğinde ise yüzde 4,8 düzeyine gerileyeceğini öngördüklerini belirtti.

"2010 VE 2011 TAHMİNLERİNDE ÖNEMLİ BİR DEĞİŞİKLİK OLMADI"

Sonuç olarak beklenenden daha olumlu seyreden gıda fiyatları 2009 yıl sonu tahminini aşağı çekerken, küresel iktisadi faaliyet ve petrol fiyatlarındaki varsayımların yukarı yönlü güncellenmesinin orta vadede bu etkiyi telafi etmesiyle 2010 ve 2011 tahminlerinde önemli bir değişiklik olmadığını vurgulayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bütçe dengesi gözetilerek yapılan vergi ve fiyat ayarlamalarının yıllık enflasyon üzerindeki etkilerinin ortadan kalkmasıyla birlikte 2010 yılının ikinci yarısından itibaren enflasyonun tekrar kademeli bir düşüş eğilimine girerek orta vadede yüzde 5 düzeylerinde istikrar kazanacağını öngörmekteyiz. İktisadi birimlerin fiyatlama davranışlarını oluştururken orta vadeli sözleşme ve planlamalarında bu değerleri referans alması, enflasyon katılığını azaltmak suretiyle iktisadi faaliyetteki toparlanmayı destekleyecektir. Bu noktada, enflasyon görünümüne ilişkin açıklanacak her türlü yeni veri ve haberin para politikası durusunun değiştirilmesine neden olabileceğini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Son dönemde açıklanan veriler en kötünün geride kaldığını teyit etse de, küresel ekonomideki sorunlar henüz tam olarak giderilmiş değildir. Kredi piyasalarındaki sıkılığın devam etmesi ve issizlik oranlarının yüksek seyretmesi küresel iktisadi faaliyete ilişkin aşağı yönlü riskleri canlı tutmaktadır. Önümüzdeki
dönemlerde küresel büyümenin tekrar kesintiye uğraması ve bu durumun yurt içi iktisadi faaliyetteki toparlanmayı geciktirmesi durumunda politika faizlerinde ek bir indirim süreci söz konusu olabilecektir. Yaşanan krizin ve buna karsı uygulanan politikaların yakın tarihte bir örneğinin bulunmaması, enflasyon ve para politikasının görünümüne ilişkin risk oluşturmaktadır. Küresel ölçekte alınan para politikası önlemlerinin iktisadi faaliyet ve diğer temel değişkenler üzerindeki etkisini tarihsel deneyimlere
bakarak kestirmek mümkün değildir. Ülkemizde kriz sonrası uygulanan para politikalarının niceliksel genişleme biçiminde olmaması bu riskleri azaltsa da, Kasım 2008 döneminden bugüne gerçekleştirilen 1000 baz puanlık faiz indiriminin etkilerinin gecikmeli olarak ortaya çıkacağı göz ardı edilmemelidir."

"KÜRESEL KRİZİN ETKİLERİNİ SINIRLAMAK İÇİN ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPMAKTAYIZ"

Küresel ölçekte parasal ve mali genişleme sonucunda piyasaya sürülen yüksek miktarlı ve düşük maliyetli likidite, risk iştahındaki artışla birlikte gelişmekte olan ülke finansal varlıklarına olan talebi artırdığına dikkat çeken Yılmaz, "Merkez Bankası olarak para politikası stratejisini oluştururken maliye politikasına ilişkin gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceğiz. Orta Vadeli Program'da öngörülen tutarlı çerçeve mali disiplini sağlamlaştıracak düzenlemelerle desteklenerek daha da
güçlendirildiği takdirde, ülkemizin kredi riskindeki göreli iyileşmeyi destekleyecektir. Programda yer alan hedeflerin uygulamada da hayata geçirilmesi halinde, tahmin ufku boyunca politika faizinin tek hanede kalmasının mümkün olduğunu düşünmekteyiz" dedi. Küresel ölçekte bütçe açıklarının hızla yükselmesi, uzun vadede enflasyon beklentileri ve dolayısıyla uzun vadeli küresel piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü bir risk oluşturduğunu belirten Yılmaz, "Kuşkusuz, sağlam bankacılık sistemi ve basiretli maliye politikası gibi güçlü yönleriyle ayrışan ekonomiler, bu tür risklerin yansımalarına karsı daha dayanıklı olacaktır. Bu çerçevede, içinde bulunduğumuz konjonktürde mali disiplinin önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Merkez Bankası olarak, küresel krizin yurt içi ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini sınırlamak için üzerimize düşeni yapmaktayız. Kuskusuz, küresel risklere karsı ekonomimizin direncini koruması için basiretli bir para politikası gereklidir. Ancak bu tek basına yeterli değildir. Orta vadede mali disiplinin sürdürüleceğine dair taahhütlerin ve yapısal reform sürecinin güçlendirilmesi, beklenti yönetiminin etkinleştirilerek para politikası kararlarının olumlu etkilerinin desteklenmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede, Orta Vadeli Program'ın ve Avrupa Birliği'ne uyum ve yakınsama sürecinin gerektirdiği yapısal düzenlemelerin hayata geçirilmesi konusunda atılacak adımlar önemini korumaktadır. Orta vadede para politikası stratejimizi belirlerken kamu maliyesine ilişkin gelişmeleri yakından izlemeye devam edeceğimizi tekrar vurgulamak isterim" diye konuştu.

BİZE ULAŞIN