İş dünyası 2010'dan umutlu

Perşembe 24.12.2009 00:00
Son Güncelleme: Perşembe 24.12.2009 11:41
ABONE OL
Küresel krizin etkilerinin artarak devam ettiği 2009 yılının son aylarına doğru ekonomi göstergelerinde gözlenen ''iyileşmeler'', Türkiye iş dünyasının 2010 yılına ilişkin beklentilerini olumluya çevirdi.

Kriz, üretim, ihracat, yatırım ve istihdam gibi temel verilerde meydana gelen düşüşlerle kendisini gösterirken, tüm ülkeler uygulamaya koydukları çeşitli önlem paketleriyle, krizin ülke ekonomileri üzerindeki etkilerini hafifletmeye çalıştı.

Dünyada ve Türkiye'de yılın son aylarında ekonomik göstergelerde gözlenen gelişmelerin, gelecek yıla ilişkin olumlu sinyaller verdiği ifade edilse de ekonomide ''toparlanma'' ve iyileşmeye geçiş sürecinin halen belirsizliğini koruduğu belirtiliyor.

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Üyesi ve Dışişleri Komisyonu Başkanı, Sabancı Holding Perakende Grubu Başkanı Haluk Dinçer, 2010 yılında dünya ekonomisinde hızlı bir büyüme beklenmediğini, dolayısıyla global ekonominin entegre bir parçası olan Türkiye'nin de yüksek büyüme hızına ulaşmasının pek mümkün olmadığını söyledi.

-''BARDAĞIN DOLU, TARAFINI GÖRÜP DAHA İYİSİ YAPILABİLİR''-

Orta Vadeli Program'ın gayet muhafazakar hedefler içerdiğini kaydeden Dinçer, ''Hızla artan bütçe açıkları dolayısıyla Hükümetin de eli kolu bağlı. Dünyanın önde gelen ülkelerinin uyguladığı genişleyici para ve maliye politikalarının uygulanması gündemde değil. Durum böyle olunca, Türkiye'nin elindeki silahlar bir tarafta güçlü bankacılık sektörü, diğer tarafta iş dünyasının girişimci ruhu, yaratıcılığı ve krizlerle baş edebilme becerisidir'' diye konuştu.

Dinçer, 2010 için Orta Vadeli Program'da öngörülenden daha iyimser olduğunu ifade ederek, ''Kendimize güvenelim. Hükümet ve iş dünyası arasında oluşturulacak güçlü diyalogla, ortak akılla Türkiye 2010'da yüzde 5 büyümeyi aşacaktır'' dedi.

Programda öngörülen yüzde 3,5, yüzde 4 ve yüzde 5'lik büyüme hedeflerinin kimsenin arzu etmediği kadar düşük seviyeler olduğunu belirten Dinçer, bu büyüme değerlerinin, ülkedeki işsizlik sorununu çözmeye yetmeyeceğinin ve dünyanın içinde bulunduğu zor ortamda Türkiye'nin rekabet gücü kazanma fırsatını da kaçırmasına neden olacağının altını çizdi.

Dinçer, Ekim ayı Sanayi Üretim Endeksi sonuçlarının umut verici olduğuna işaret ederek, ''bardağın dolu,tarafını görüp, moralleri yüksek tutarak, daha iyisinin yapılabileceğini vurguladı.
Türkiye ekonomisini önümüzdeki dönem etkileyebilecek en önemli riskin, ülkedeki siyasi iklim olduğunu kaydeden Dinçer, ''Sert söylemler, kutuplaşmalar, gerginlikler, kırılgan bir dönemden geçen ekonomimizde siyasi riski her zamankinden daha fazla yükseltti. Türkiye'de siyasi huzurun sağlanması için liderlere önemli görevler düşüyor. Aksi halde bunun faturası çok ağır olur'' değerlendirmesinde bulundu.

Dinçer, IMF anlaşmasına ilişkin olarak da dünyada kriz sonrası dengelerin yeniden sağlanması için G-20 toplantılarında IMF'e yeni rol verildiğini, Fonun önceliğinin, ''Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelere destek olmak ve kısa sürede yüksek büyüme hızına kavuşmalarını sağlamak'' olarak belirlendiğini hatırlatarak, dünyanın ve IMF'nin Türkiye'yle anlaşmaya ihtiyacı olduğunu, diğer taraftan Türkiye'nin kamu borç dengesinin olumsuz seyretmesinin, yüksek bütçe açıklarının, ülke kaynaklarının hazineye akmasına yol açtığını ve yüksek büyüme için gerekli finansman imkanlarını sınırlandırdığını anlattı.

Haluk Dinçer, ''Dolayısıyla Türkiye'nin de IMF ile anlaşmaya ihtiyacı var. Bir yılı aşkın süredir müzakere edilen anlaşmada bir sona gelindiğini ve yakında açıklanacağını umuyorum'' dedi.

-''KAYIPLARIN TELAFİSİ, 2001'E GÖRE DAHA UZUN SÜRECEK''-

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük ise sanayi sektörünün, ekonominin lokomotifi olduğunu belirterek, 2008'de başlayan olumsuzlukların 2009'da artarak devam ettiğini ve 2009'un Türkiye sanayisi için zor yıllardan biri olduğunu kaydetti.

Küçük, 2009'un 10 ayı sonunda sanayi üretiminin yüzde 13,1 oranında küçüldüğünü, ekim ayında önceki yıla göre yüzde 6,5 oranında artmasıyla, sanayi üretiminde 2008 Ağustos ayından itibaren 14 ay aralıksız devam eden küçülme sürecinin, beklenenden önce ve öngörülenden daha yüksek artış oranıyla son bulduğunu dile getirerek, verileri şöyle değerlendirdi:

''Bu olumlu gelişme, moralleri bir miktar düzeltse de sanayi üretiminin henüz istikrar kazanmadığı unutulmamalıdır. Yayımlanan ekonomik programda, 2010 yılında GSYİH'nın yüzde 3,5 sanayi sektörünün de yüzde 4,4 oranında büyümesi öngörülmektedir. Ekonomide lokomotiflik görevi yine sanayimizden beklenmektedir. Sanayide üretimin seyrini ise iç ve dış talepteki gelişmeler belirleyecektir. 2010 yılında hane halkı tüketim harcamalarının yüzde 2,5 ihracatın ise dolar bazında yüzde 11,5 oranında artması beklenmektedir. İç tüketimdeki yüzde 2,5'lik artışla sanayide yüzde 4,4'lük büyüme elde edilmesi, mevcut durum itibariyle güç görünmektedir. Nitekim Tüketici Güven Endeksi'ndeki son durum, iç talepte iyileşmenin yavaş seyredeceğine işaret etmektedir. Ancak son dönemde, küçük de olsa bir ışık ihracattan gelmektedir. İhracatımız, ekim ayında, 13 ay aradan sonra ilk kez artmış, artış kasım ayında da devam etmiştir.

İhracatımızın, ekim ayında, dolar bazında yüzde 3,9 artmasının yanı sıra miktar bazında da 10,7 oranında artması dikkat çekicidir. TÜİK'in ihracat birim fiyat endeksi, ihracatta, 2009'un 10 ayı sonunda, ortalama yüzde 19,2'lik fiyat düşüşüne işaret etmektedir. Bu şu anlama gelmektedir; ihracatta fiyatlar düşerken, ihracatçı sanayici, büyük bir özveri göstererek, hem ihracattaki düşüşü asgaride tutma hem de üretimdeki düşüşü frenleme başarısını göstermiştir. Bu noktada, şu gerçeği hatırlatmalıyız ki, bu koşullarda, ihracatta 2010'a yönelik umutların devam edebilmesi için, kurun en azından mevcut düzeyinden daha aşağılara düşmemesi gerekmektedir. Diğer taraftan, 2010 yılında, sanayi katma değerinde öngörülen yıllık yüzde 4,4'lük artış gerçekleşse dahi, bu artış, 2009 yılındaki kaybı telafi etmeye yetmeyecektir. 2010'daki yüzde 4,4'lük artış ile sanayi sektörü, ancak 2011'de 2008 yılındaki düzeyini yakalayabilecektir. Bu öngörüler, sanayide, toparlanmanın ve kayıpların telafisinin, bu krizde, 2001'e göre daha uzun zaman alacağına işaret eder niteliktedir.''

-''SANAYİ SEKTÖRÜ İSTİHDAMINDA KAYDA DEĞER İYİLEŞME BEKLENMEMELİ''-

Tanıl Küçük, Eylül 2009 dönemi işgücü verilerinin, son bir yılda, sanayi sektörü istihdamının 295 bin kişi ile yüzde 6,5 oranında azaldığını ortaya koyduğunu ve son bir yılda istihdamı azalan tek ana sektörün sanayi olduğuna işaret ederek, sanayi sektörü istihdamında 2010 yılında kayda değer bir iyileşme beklememek gerektiğini söyledi.

2008 yılında, kar ve zarar toplamının, İSO 500 Büyük kapsamındaki sanayi kuruluşlarında yüzde 47, Merkez Bankası'nın incelediği 3 bin 530 imalat sanayi işyerinde de yaklaşık yüzde 66 oranında azaldığını aktaran Küçük, ''Durum 2009'da kuşkusuz ki daha da kötüleşmiştir. Nitekim, 2009'un ilk 6 ayında, İMKB'de işlem gören sanayi kuruluşlarının, kar ve zarar toplamlarında, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 80'e varan azalmalar görülmektedir'' diye konuştu.

Küçük, karlılıkta 2010'da da büyük olasılıkla ''vahim'' bir tablo ile karşılaşılacağını belirterek, karlılıkta birkaç yıl üst üste büyük kayıplar yaşanmasının, kuruluşların mali yapılarında büyük tahribat yaratacağını, diğer taraftan, karlılığın azalmasının, kuruluşların tasarruf yapma, yeni yatırım ve istihdam için kaynak yaratma kapasitelerinin de azalması anlamına geldiğini vurguladı.

Düşük iç tasarruf ve düşük yatırım oranının, Türkiye ekonomisinin temel yapısal sorunlarından biri olduğuna değinen Küçük, ''Bu yapısal sorun, son dönemde, ne yazık ki daha da derinleşmiş görünmektedir. Bu yılın 9 ayı sonunda, özel sektör yatırım harcamaları yüzde 27 oranında küçülmüştür. Bu, çok yüksek bir orandır ve ekonomimiz adına iyi haber değildir'' dedi.

Küçük, ekonomide dinamizmin göstergesi yatırım iken, yeterince yatırım yoksa, ekonomide toparlanmanın, istenen hızda olmayacağına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

''Ekim ayında sanayi üretiminde beklenenin üstünde artış gerçekleşirken, sabit sermaye malları üretiminde azalışın devam ettiği görülmektedir. Yatırımlardaki bu olumsuz tabloda, 2010'da ancak, küçük bir iyileşme görüleceği, bu nedenle üretim ve istihdamdaki iyileşmenin de yavaş kalacağı anlaşılmaktadır. Sanayi üretiminden gelen iyi haberle birlikte yılın son çeyreğinde büyümenin pozitif olması kuvvetle muhtemel hale gelmiştir. Sanayicimizin gayreti ve özverisiyle ortaya çıkan bu olumlu zemin, tedbirlerle desteklenmeli ve üretimdeki artışın, bundan sonraki aylarda da istikrarlı bir şekilde devam etmesi sağlanmalıdır. Bundan sonrası için hedef, üretim artışına istikrar kazandırmak, ayrıca tüketim ve yatırım harcamalarında da artıya geçişi sağlamak olmalıdır. Buralarda elde edilecek başarı, kanayan yaramız işsizliğe de, bir ölçüde de olsa çare olacaktır. ''

-''EN CİDDİ STRATEJİ, İŞ ADAMLARININ DELİ GİBİ DOLAŞIP YENİ PAZARLAR BULMASI''-

Eski TÜSİAD Başkanı ve MAP Havacılık Enerji ve Elektronik Ticaret Servis Yönetim Kurulu Başkanı Erkut Yücaoğlu, 2010'a dünya konjonktürüne çok bağımlı bir şekilde girileceğini belirtti.

Yücaoğlu, ''Türkiye diğer ülkelerden daha hızlı büyüyecektir, çünkü yapısı öyle. Resesyona daha derin giriyor ama çıkışı da daha hızlı oluyor. Ama bu arada dünyadaki varlık değerlerindeki artış çok yavaş olacak. Kredilendirme konusundaki sıkıntılar devam edecek. Dolayısıyla, Türkiye'nin işletmelerinin çok büyük ataklar yaparak büyümesi mümkün değil'' dedi.

En ciddi stratejinin Türkiye'nin özellikle ihracatında yeni pazarlara yoğunlaşması olduğunu vurgulayan Yücaoğlu, ''Çünkü hiç olmazsa bizim için yeni iş kapasitesi, katma değer yaratacak bir oluşum bu. Yoksa mevcut pazarlarda yaptığımız ihracatın çok hızlı artması mümkün değil. Dolayısıyla Türk iş adamlarının deli gibi dolaşarak yeni pazarlar bulmasının en ciddi strateji olduğunu düşünüyorum'' diye konuştu.
IMF ile anlaşma olup olmamasına ilişkin olarak da Yücaoğlu, şunları kaydetti:

''IMF ile anlaşma olması tabii Türkiye'ye bir rezerv para yaratması açısından faydalı olur. Şart değil ama faydalı olur diye düşünüyoruz. Hükümetin o konudaki son kararını bilmiyorum. Tabii ki hesapları yaparken o para yokmuş gibi tedbir almak doğru bir yaklaşım hem Hazine hem Merkez Bankası açısından.''

-ULUSLARARASI YATIRIMDA TOPARLANMA BEKLENTİSİ-


Uluslararası Yatırımcılar Derneğinin (YASED) değerlendirmesine göre, uluslararası doğrudan yatırımlara (UDY) ilişkin beklentilerde 2010 yılında tam toparlanma beklentisi bulunmazken, kriz öncesi dönemdeki giriş miktarlarına dönülmesinin ancak 2011 yılında mümkün olabileceği görülüyor.

Krizin etkilerinin 2008 son çeyreğinden itibaren derinleşmesi nedeniyle, uluslararası doğrudan yatırım girişlerinde 2008 yılındaki düşüş sınırlı kalırken, daha keskin düşüş 2009 yılında yaşandı. 2009 yılında UDY girişlerinin 2008 yılındaki 1,7 trilyon dolardan, 1,2 trilyon doların altına ineceği tahmin ediliyor.
İyileşmenin 2010 yılında yavaş gerçekleşmesi ve girişlerin 1,4 trilyon doların üzerine çıkmaması, ancak 2011 yılında hız kazanarak 1,8 trilyon dolara yaklaşması bekleniyor. Global UDY girişleri 2007 yılında 2 trilyon dolar seviyesine ulaşırken, 2010 sonu ya da 2011'de beklenen toparlanmada düşük varlık fiyatlarının yarattığı yatırım imkanlarıyla enerji ve çevre bağlantılı yatırım ihtiyaçları etkili olacak faktörler olarak öne çıkıyor.

Türkiye'de UDY girişleri 2006 ve 2007 yıllarında sırasıyla 20 ve 22 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken, 2008 yılında 18 milyar dolara geriledi. 2009 yılında 10 ayda gerçekleşen 6,6 milyar dolarlık giriş geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 59 oranında düşüş anlamına geliyor.

YASED, 2009 yıl sonu itibariyle girişlerin 9 milyar doların altında kalacağı beklentisini koruyor. 2010 yılı için 2007-2008 yıllarındaki 18-20 milyar dolar seviyelerine geri dönüş halen muhtemel görünmezken, 2009'a kıyasla bir miktar daha toparlanma bekleniyor.

-''KRİZ YÖNETİMİNE İLİŞKİN TEDBİRLER DEVAM ETMELİ''-

Değerlendirmeye göre, global ekonomide krizden çıkış sinyalleri görülmeye başlanmasına rağmen riskler hala sürerken, krize neden olan faktörler devam ediyor, finansal sektör zararları sürüyor ve kredi piyasaları kısmen işlevsiz görünüyor. Hane halkı servet kaybı, yüksek işsizlik ve kredilerdeki zayıf performans tüketim ve yatırım harcamalarının gelişmiş ülkelerde baskı altında kalmasına neden olacak.
Global ekonomiye ilişkin olarak, bankacılık sektöründe yetersiz sermaye, hane halkının zayıf finansman durumu, yüksek işsizlik, yüksek kamu açıkları, şirketler ve ülkeler bazında kredi riskleri bulunurken, yurt dışındaki kurumların önümüzdeki dönemde daha sıkı regülasyonlara tabi olacak olmaları, daha yüksek sermaye zorunluluğu getirilme olasılığı finansal kurumların bilançolardaki büyümeyi kısıtlayacak veya bilançoları zorunlu olarak küçültecek bir etki yaratabilir. Türkiye açısından bakıldığında bu durum dış finansmana erişim olanaklarının 2010'da da kısıtlı kalacağını gösteriyor.

Türkiye'nin kredi notu değerlendirmelerindeki pozitif trendin devam etmesi ve ''investment grade'' seviyesine çıkmak için, mali kurala ilişkin yasal düzenlemenin yapılması kritik önem taşıyor. Bu bakımdan yeni nesil mali reformlara, mali kural, kayıt dışı ekonomiyle mücadele, vergi tabanının genişletilmesi, doğrudan-dolaylı vergilerin paylarının dengelenmesi gibi yapısal adımlara ivedilikle ihtiyaç duyuluyor.

Dünyada büyümenin yavaş olacağı ve Türkiye'deki gelişmelerin buna paralel gideceği göz önünde bulundurulduğunda kriz yönetimine ilişkin tedbirlerin devam etmesi gerektiğine yer verilen değerlendirmeye göre, bu tedbirlerin uzun vadeli, sağlam, düşük maliyetli yurt dışı kaynaklara dayandırılmasında fayda bulunuyor. 2010'dan başlayarak ekonomik tedbirlerle ekonominin desteklenmesi önemli görülüyor.

Yatırım ortamına ilişkin iyileştirmelerin sürekli devam ettirilmesi ve öngörülebilirliğin artırılarak yatırımcı güveninin sağlanması 2010 yılında derecesi belirsizliğini koruyan toparlanmayı hızlandıracak.

"ÖNLEMLER DEVAM ETMEZSE OTOMOTİV KÜÇÜLÜR"

İç pazarda hareketlilik yaratmak amacıyla çeşitli sektörlerde uygulanan ÖTV indirimi ve kampanyalar, pazarda öngörülen hareketliliğe yol açarken, 2010 için özellikle otomotiv sektöründe, önlemlerin devam etmemesi durumunda küçülme beklentisi hakim.

Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Aybar, otomotiv pazarındaki gelişmelerin makro ekonomideki gelişmelerle paralel olduğunu vurgulayarak, ekonomik büyüme ve kişi başına gelirde artış olmadığı sürece pazarda büyüme beklenmemesi gerektiğini dile getirdi.
Aybar, araç fiyatında belirleyici olan vergi konusunda yapılacak indirim yönündeki bir düzenlemenin, tüketici açısından gelir artışı etkisi yaratacağından, pazarın hareketlenmesine yol açabileceğine işaret ederek, ''Olmadığı takdirde genel ekonomik trende bağlı bir pazar gelişimi beklenmektedir'' dedi.
Bu beklentinin, 2009 yılında ekonomideki yüzde 6 civarındaki küçülmeye bağlı olarak pazarda da küçülme olacağı yönünde olduğuna değinen Aybar, ekonomik göstergelerdeki iyileşmeler söz konusu olduğunda pazardaki talep oranı ve otomobil alım eğiliminin paralellik göstereceğini, ancak özellikle yılın ilk yarısı için henüz bitmemiş olan kriz senaryoları içerisinde hareket olacağını söyledi.

Aybar, ''2009'a oranla 2010 yılının toplamında binek ve hafif ticari pazarında bir düşüş ile karşılaşılması çok olası. İç pazarı canlandıracak birtakım önlemler alınmazsa, 2010 yılında toplam pazarda daralma beklentisi içerisindeyiz'' dedi.

-''ÇÖZÜMÜ AB'DE BAŞARILI OLAN ÇÖZÜMLERDE ARAMAK LAZIM''-

İbrahim Aybar, 2009 yılındaki ÖTV indirimlerine rağmen sektör üretiminin daraldığını, dış piyasalardaki pazar küçülmeleri nedeniyle ihracatın azaldığını, iç pazarın ÖTV indirimlerinin etkisiyle 2008 yılı seviyelerinde gerçekleştiğini hatırlatarak, ''ÖTV indirimlerinin sona erdiği dönemlerde iç pazarda yüzde 30-40 arası gerileme yaşanması bizim için önemli bir mesajdır'' diye konuştu.

Önümüzdeki yıl ÖTV'de herhangi bir indirim düzenlemesi olmadığı takdirde üretim ve pazarın daha da gerilemesinin beklendiğinin altını çizen Aybar, şu görüşleri dile getirdi:

''Yatırım, üretim, kar ve istihdam gibi önemli konularda gerileme yaşanması olasılığı daha güçlüdür. Türkiye'de en fazla katma değer üreten, en fazla ihracat geliri sağlayan ve dış ticaret fazlası verebilen otomotiv sektöründe böyle bir tabloyla karşılaşmamak için iç pazar canlı tutulmalıdır. Avrupa Birliği'ndeki (AB) pazarı canlandırıcı teşvik uygulamaları ülkemizde de yapılmalıdır.

Yeni bir vergi indiriminden çok AB'deki çözümün uygulanması daha uygun gözüküyor. Artık çözümü, AB'de, ABD'de uygulanıp başarılı olan çözümlerde aramamız lazım. Böylece, hem çevreyi koruyacağız, hem sanayimizi geliştireceğiz, hem pazarımızı canlı tutarak insanlarımıza iş imkanı sağlayacağız, hem de yeni hurda sanayini AB standartlarında oluşturarak yeni iş imkanları, yeni teknolojiler getireceğiz.''

Türkiye'de yaşayan bir kişinin yıllık ortalama gelirinin otomobil almaya yetmediğini ve otomobil satılması, sektörün gelişmesi için insanların alım gücünün desteklenmesi gerektiğine dikkati çeken Aybar, 2009 yılında ekonominin yüzde 6 küçüleceği beklentisinin, doğal olarak kişi başına milli gelirin ve dolayısıyla da hane halkı gelirlerinin azalacağı anlamına geldiğini belirtti.

Aybar, pazarın canlanması ve ticaretin gelişmesinin büyük ölçüde gelir artışına bağlı olduğunu kaydederek, Türkiye'de otomotiv sektörünün uluslararası rekabet gücünü koruyup geliştirebilmesinin, iç pazarının istikrarlı, sürdürülebilir büyümesine bağlı olduğunu söyledi.

Aybar, ''2010 yılında pazarın 2009 yılına nazaran küçüleceği beklenmektedir. 2010 yılı, tüketicilerin çevreye duyarlı, daha az yakıt tüketen ve daha az salınımı olan araçları tercih ettiği bir yıl olacaktır'' değerlendirmesinde bulundu.

-''KARLILIĞIN DEVAM ETMESİNİ BEKLİYORUZ''-

Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği (TSPAKB) Başkanı Nevzat Öztangut, 2008 yılı sonlarına doğru derinleşen küresel krizin, sermaye piyasalarına etkisinin 2009 yılının ikinci çeyreğinden bu yana azalmaya başladığını hatırlatarak, aracı kurumların faaliyet ve mali verilerinin de bu görüşü desteklediğini belirtti.

Öztangut, 2009 yılının üçüncü çeyrek verilerinin, aracı kurum sektörünün gelirleri ve karlılığının arttığını gösterdiğine işaret ederek, ''Bu durumun, ekonomideki iyileşmeye bağlı olarak 2010 yılında da devam etmesini bekliyoruz'' dedi.

Bu yıl hayata geçirilen projelerin meyvelerini 2010 yılında toplamaya başlayacaklarını umduklarını ifade eden Öztangut, ''Halka Arz Seferberliği''nin önümüzdeki dönemde, halka arz olma koşulları çeşitli platformlarda şirketlere tanıtılacağını anlattı.

Öztangut, yeni ürünlerin piyasaya kazandırılması için 2009 yılında gösterilen kararlılığın önümüzdeki yıl da devam edeceğini düşündüklerini vurgulayarak, ''2010 yılında finansal varantların piyasalarımızda işlem görmeye başlamasını, aracı kurumlarımızın döviz işlemlerine başlamasını ve şirketlerin tahvil-bono ihraçlarının artmasını bekliyoruz. Hem 2009 yılında hayata geçirilen, hem de 2010 yılında gündemimizde yer alacak projeler, sermaye piyasasının gelişmesinde önemli rol oynayacaktır'' diye konuştu.

-SERMAYE PİYASASI İSTİHDAMINDA ARTIŞ BEKLENTİSİ-

Nevzat Öztangut, sermaye piyasasındaki gelişmelerin ekonomide öncü göstergeler olarak kullanıldığına, sermaye piyasasının ve makroekonomik göstergelerin paralel hareket ettiğine işaret ederek, Türkiye'nin ekonomik performansına ilişkin beklentiler iyileştikçe, yabancı yatırımcıların piyasaya olan ilgisinin artacağını, göstergelerdeki iyileşmeyle beraber yatırımcı tabanının genişlemesini beklediklerini belirtti.

Yılın son çeyrek verilerinin 2010 yılına dair beklentileri olumlu etkilediğini hatırlatan Öztangut, ''Bu anlamda, aracı kurum sektöründeki iyileşmenin 2010 yılında da devam etmesini bekliyoruz'' dedi.
Öztangut, 2007 yılında 5 bin 900 civarında olan çalışan sayısının, krizle birlikte son 2 yılda yaklaşık olarak 1.200 kişi azaldığını, ancak 2009 yılının üçüncü çeyreğine dair verilerin, çalışan sayısındaki düşüşün durduğunu gösterdiğini kaydederek, ''Kriz öncesi seviyelere gelmese bile, 2010 yılında sektörde istihdam edilen kişi sayısının artmasını umuyoruz'' dedi.

Yılın 9 ayında sektörün net karının geçen yıla kıyasla iki kat artarak 247 milyon liraya çıktığını, başka bir deyişle 2008 yılındaki kötü tablonun 2009 yılında değiştiğini vurgulayan Öztangut, şu değerlendirmede bulundu:

''2010 yılında aracılık faaliyetlerinin yanı sıra kurumsal finansman gibi katma değeri yüksek olan alanlarda da canlanma başlarsa, önümüzdeki yıl aracı kurumların kaydedecekleri karlılığın daha yüksek olacağını düşünüyoruz. Sonuç olarak, sektörümüzdeki gelişmelerin 2010 yılı için umut verici olduğunu söyleyebiliriz.''

-''2010'DA ARZDA CİDDİ BİR ARTIŞ OLMAYACAK''-

Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER) Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Tanes, 2010 yılında sınırlı talep artışı, yatırımlarda ve arzda göreceli bir artış, stoklarda ise düşüş beklediklerini belirterek, kredi faiz oranları açısından henüz asıl ihtiyaç sahibi olan orta ve dar gelir gruplarına yönelik uzun vadeli kredi kullanımı için uygun ortamın yaratılmadığını, faiz oranlarındaki düşüşün devam etmesi durumunda konut satışlarında artış yaşanabileceğini ifade etti.

Tanes, 2010 yılında projelerini erteleyen firmalar ve Türkiye'ye yatırım yapmayı düşünen yabancı yatırımcıların, Türkiye'nin uluslararası raporlarda umut vadeden seyrine güvenerek ve yavaş yavaş başlayan canlanmayı takip ederek sektöre sınırlı da olsa giriş yapmalarını beklediklerini kaydeden Tanes, 2010 Avrupa Kültür Başkenti ve İstanbul finans merkezi projelerine de yatırımcıyı heyecanlandıran gelişmeler olarak dikkati çekti.

Sektörde artan işsizlikte kalıcı iyileşmenin zaman alacağı öngörüsünde bulunan Tanes, ''2010 yılında gayrimenkul projelerinde ve yatırımlarında 2009'a göre bir miktar artış göreceğimizi bekliyoruz, ancak bu artışların 2009 öncesine göre çok daha düşük kalacağını tahmin ediyoruz. 2010 yılında gayrimenkul talebinde sınırlı artış, gayrimenkul finansmanında sıkı koşullar ve gayrimenkul fiyatları değerlerinde 2009 seviyelerine yakın bir seyir göreceğimizi düşünüyoruz'' diye konuştu.

Tanes, 2009 yılında konut fiyatlarının tüketiciler açısından cazip seviyelerde seyrettiğini ve konut stokundaki fazlalık nedeniyle yakın zamanda yüksek fiyat artışları beklemediklerini belirterek, ''Konut arzı konusunda 2008 öncesinde çok hızlı bir arz artışı yaşandı. 2009'da ise konut arzı yüzde 15-20 oranlarında düştü. 2010'da mevcut arz fazlası eritilene kadar, arzda ciddi bir artış olmayacağını tahmin ediyoruz'' dedi.

-''2010 AVM ARZI AÇISINDAN SOLUKLANMA DÖNEMİ OLACAK''-

2010 yılında gayrimenkul sektöründeki diğer segmentler sınırlı büyürken alışveriş merkezi (AVM) talebinin, sektör çok hızlı ve lokasyon açısından dengesiz büyüdüğü için daha zor toparlanacağını söyleyen Tanes, AVM yatırımlarının ertelendiğini, iptal edildiğini ya da farklılaşıp başka segmentlere kaydığını belirtti.

Tanes, ''2010 yılı, AVM arzı açısından 2009'da olduğu gibi soluklanma dönemi olacaktır diye tahmin ediyoruz'' dedi.

2009 yılında konut sektöründe teşvik paketleri ve sektörün öncü firmalarının kampanyalarının hareketlilik başlattığını, önümüzdeki yılın ilk çeyreğiyle birlikte özellikle ofis projelerinin bir miktar hareketlenmesini beklediklerini ifade eden Tanes, şunları kaydetti:

''2011 yılından sonra ise lojistik ve turizm alanlarının gayrimenkul sektöründe önemli bir konumu olacağını öngörüyoruz. Gayrimenkul sektöründe 2010 yılının bir toparlanma dönemi olarak beklenmesi sonucunda daha iyimser baktığımızı söyleyebiliriz.

Her türlü gayrimenkul yatırımı için Türkiye'de her zaman fırsatlar olduğunu düşünüyoruz. Konut yatırımı açısından baktığımızda 2010 yılında da her zaman olduğu gibi, tüketicinin uygun lokasyonda prim potansiyeli gördüğü, satış rakamı ile dengeli bir kira geliri getireceğine inandığı projelere yatırım yapması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye'de nitelikli ve yaşanabilir konutlar açısından ciddi bir konut açığı bulunuyor. Bu açık her yıl doğum, göç, konut yenileme ihtiyacı gibi sebeplerle 650 bin gibi bir rakama ulaşıyor ve bu konut açığının neredeyse yarısı İstanbul'da bulunuyor. Yıllık konut ihtiyacına bakarak konut arzının devam edeceğini ve bu alanda yatırım potansiyeli olduğunu söylemek mümkündür.''

-''GLOBAL EKONOMİDEKİ OLUMLU İŞARETLER SEKTÖRE YANSIYACAK''-


İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Hikmet Tanrıverdi, 2009 yılında sektörün en önemli sorununun, pazarların daralması sonucunda üretim, kapasite kullanımı ve ihracatın azalması olduğunu belirterek, sektörde küçülmeden ziyade performans gerilemesinden bahsedilebileceğini ifade etti.

Tanrıverdi, 2010 yılı beklentilerine ilişkin olarak, global ekonomide daralmanın hız kestiği yönündeki olumlu işaretler ile pazarlardaki hareketlenmelerin Türk hazır giyim ve konfeksiyon sektörüne de yansımaları olacağını vurguladı.

Yabancı alım gruplarının Türkiye'den alım potansiyellerini koruduklarına dikkati çeken Tanrıverdi, ''2010 yılı için genel anlamda dünya ekonomisinin toparlanması ile birlikte bizim ihracatımızda da iyileşme olacağını ve en azından 2008 yılındaki 15,7 milyar dolarlık rakamın yakalanacağını umuyoruz. AB 27 ve ABD ile Rusya pazarında, perakende piyasalarının toparlanması ile ihracatın iyileşmesini bekliyoruz. Orta Doğu ve Afrika pazarındaki ihracat artışını ise sürdürülebilir kılmaya çalışacağız'' diye konuştu.

-''SEKTÖRÜN İHRACATI SINIRLI VE YAVAŞ BÜYÜME İÇİNDE OLACAK''-

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ahmet Nakkaş, 2009 yılında tekstil ihracatının geçen yıla göre yaklaşık yüzde 20 gerileyerek 5,5 milyar dolar, hazır giyim ihracatının ise yüzde 15 gerileyerek 13,5 milyar dolar seviyesinde olacağını belirterek, pazarlardaki yavaş ve kademeli iyileşmeye bağlı olarak tekstil ve hazır giyim sektöründe 2008 yılı ihracat seviyelerine ancak birkaç yıl içinde yeniden ulaşılabileceğini kaydetti.

Kriz sonrası yeni dönemde gelişmiş ülkelerin daha az tüketerek daha çok tasarruf edeceğine, gelişen ülkelerin ise daha çok tüketeceğine işaret eden Nakkaş, buna bağlı olarak tekstil ve hazır giyim sektörü için gelişen ülke pazarlarının giderek önem kazanacağını kaydetti.

Nakkaş, ''Ancak gelişen ülkeler aynı zamanda tekstil ve hazır giyim sektöründe üretici konumundadırlar. Gelişen ülkelerin pazarlarında gelişen ülkeler arası rekabet artacaktır. Türkiye pamuk üretiminden, ürün satışına kadar tam servis veren bir ülkedir. Avrupa ve Amerikan markalarının Uzak Doğu ve Orta Doğu pazarına Türkiye köprü olacaktır'' görüşünü aktardı.

Sektörün ''hassas sektör'' ilan edilmesi, gerekli yasal ve idari düzenlemeler ve teşviklerin uygulanması durumunda Türkiye'nin dünyada global oyuncu ülke konumumuzu sürdürebileceğini ifade eden Nakkaş, önümüzdeki dönemde kamu kesiminin iktisadi faaliyetlerdeki canlanmanın içerde ve dışarıda yavaş ve kademeli olacağı öngörüsüne bağlı olarak firmalar üzerindeki yüklerin azaltılması, bürokratik işlemlerin hafifletilmesi ve hızlandırılması, kredi garanti fonuna işlerlik kazandırılması, yeni pazarlara ulaşılmasında ilave teşvikler verilmesi, Eximbank olanaklarının iyileştirilmesi ve özellikle hazır giyim sektörünün teşvikli dördüncü bölgeye taşınmasını cazip kılacak ek düzenlemelere ağırlık vermesinin yerinde olacağını anlattı.

Ahmet Nakkaş, ihracatın yeni dönemdeki seyrine ilişkin olarak ise şunları kaydetti:

''Tüm dünyada ekonomideki yavaş ve kademeli iyileşmeye bağlı olarak dünya ticareti de daha yavaş genişleyecektir. 2008 yılında 15,9 trilyon dolar olan dünya mal ticareti 2009 yılında 12 milyar dolara gerileyecektir. 2010 yılında ise 12,7 trilyon dolar olarak öngörülmektedir. Bu çerçeve içinde tüm sektörlerde ve tekstil ile hazır giyim sektöründe de ihracat sınırlı bir genişleme içinde olacaktır. Buna bağlı olarak Türkiye'nin tekstil ve hazır giyim sektörleri ihracatı da daha sınırlı ve yavaş bir büyüme içinde olacaktır.''