"Bu meydanı teröre bırakmaya niyetimiz yok"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılım sürecine destek verenlerin, bu süreci akamete uğratmak isteyenler kadar cesur olması gerektiğini belirterek, "Bu meydanı teröre ve terörden beslenenlere bırakmaya niyetimiz yok" dedi.

Pazar 27.12.2009 00:00
Son Güncelleme: Pazar 27.12.2009 17:36
ABONE OL
Ceylan Otel'de gerçekleştirilen Genel Kurul, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla açıldı.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) 2009 yılı Olağan Genel Kurulu'nda konuşma yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2010 Mali Yılı Bütçesi'nin, küresel krizden çıkış bütçesi olarak hazırlandığını bildirdi.

Erdoğan DEİK'in 2009 yılı Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, DEİK'in 21 yıldır Türkiye'nin kalkınmasına, ilerlemesine, ekonomisine, ticaretine, dünya ile bütünleşmesine farklı katkılar sağladığını, sağlamaya da devam ettiğini belirtti.

Küresel ve ulusal ölçekte önemli bir süreçten geçildiğini, bütün dünyanın 2. Dünya Savaşı sonrası en büyük ekonomik krizi yaşadığını belirten Erdoğan, bu krizi aşabilmek için de yoğun bir çabanın içerisinde olduğunu anlattı.

Erdoğan, ''Ülkemizin önünü açacak, ülkemizin daha büyük atılım yapmasını sağlayacak, Türkiye'nin bölgesel, küresel anlamda daha güçlü bir aktör haline getirecek süreç, ekonomimizi yakından ilgilendiren süreçtir. Milli birlik ve kardeşlik sürecimiz de bu arada işliyor. Çünkü demokratik açılım süreciyle de bu farklı bir sıçramayı bizlere sağlayacaktır'' diye konuştu.

Geçtiğimiz cuma günü TBMM'de 2010 Mali Yılı Bütçe Tasarısı'nın yasalaştığını hatırlatan Erdoğan, 2010 bütçesinin hükümetin daha önce 7 bütçesi gibi, sosyal yönü güçlü, Türkiye'nin imkanlarını, fırsatlarını, potansiyellerini, azami derecede milletin istifadesine sunan bir bütçe olduğunu kaydederek, şunları söyledi:

''2010 bütçemiz küresel krizden çıkış bütçesi olarak hazırlandı. Bütçe görüşmeleri sırasında gerek komisyonlarda, gerek TBMM genel kurulunda küresel krizin tüm boyutlarıyla istismar edildiğine, kriz üzerinden Türkiye ekonomisine ilişkin karamsar, moral bozucu bir tablo çizilmek istendiğine şahit olduk, Rakamlar çarpıtıldı. Göstergeler, eğildi büküldü. Kriz üzerinden hükümetimize ve ekonomi politikalarımıza yönelik nezaket sınırlarını da aşan, eleştiriler, hatta hakaretler savruldu. Şunu gönül rahatlığıyla söylemek durumundayım, ekonomimizin tarafları da, aziz milletimiz de, neyin ne olduğunu çok net olarak görüyor, biliyor, anlıyor.''

"KÜRESEL KRİZ TÜRKİYE'Yİ TEĞET GEÇMİŞTİR"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Küresel kriz elbette Türkiye ekonomisi üzerinde etkili olmuştur. Elbette büyümede, ihracatta, işsizlikte belli oranda düşüş gerçekleşmiştir. Ama teğet geçmiştir, aynı şeyi söylüyorum'' dedi.

Erdoğan, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) 2009 yılı Olağan Genel Kurul toplantısında yaptığı konuşmada, krizin ortaya çıktığı günden bugüne kadar ABD'de tam 158 bankanın battığını, Türkiye'de ise özellikle bankacılık sektöründe hiç bir sıkıntı yaşanmadığını söyledi.

Erdoğan, ''7 yıl boyunca finans, bankacılık alanında yaptığımız köklü reformlar sayesinde küresel krize hazırlıklı yakalandık ve hamd olsun sıkıntıyı en az bir şekliyle ve bu süreci de şu anda atattık, atlatıyoruz'' dedi.

Ekim 2009 itibariyle bankacılık sektörü sermaye yeterlilik oranının Rusya'da 18,5, Belçika'da 15,1, Kanada'da 10,3, Amerika'da 13,5 Japonya'da 13,4 ve Almanya'da 13, Türkiye'de ise 20,4 olduğuna dikkati çeken Erdoğan, Türk bankacılık sektörünün güçlü sermaye yapısının Türkiye ekonomisini dış şoklara karşı dayanıklı hale getirdiğini vurguladı.

Başbakan Erdoğan, ''Bizde önceki dönemde 21 banka Fon'a devredilirken bu dönemde bir tek banka hamd olsun batmadı, kapanmadı. Bu gerçek ortadayken hala kalkıp da kara kara tablolar çizmenin izahı olabilir mi? Burada art niyetten başka bir şey olabilir mi? Eğer Türkiye ekonomisinin, Türkiye'nin dışarıya karşı güçlü hale gelmesini arzu eden samimi bir mantık bunu ancak alkışlar. Der ki başarılı olan bir süreç finans sektöründe geçmiştir. Ama ne yazık ki illa karalayacağım diyorsa, muhalefet mantığı beyaza siyah demek üzerine kuruluysa, buradan her şey beklenir'' diye konuştu.

''2010'DAN İTİBAREN BÜYÜME SÜRECE BAŞLIYOR''
Türkiye'nin 2009'daki büyüme oranlarının düşük olarak gerçekleştiğini ifade eden Erdoğan şunları kaydetti:

''Ancak en güçlü ekonomilerde bile daralma yaşanmış, büyüme oranları ciddi şekilde düşmüştür. 2007 yılında küresel ekonomi yüzde 5,2 büyümüştü. Burada biz 2003-2004-2005, buralara baktığımız zaman büyüme oranlarını yüzde 5 olarak belirlemiştik, 9'u aştığımız zaman niye konuşmadınız? 8'leri yakaladığımızda niye konuşmadınız? Ortalama yüzde 6,9'du geçen yıl sonu itibariyle ama bu yıl bu krizin etkilerin yaşadık ve 2010'dan itibaren inşallah bu büyüme süreci yine başlıyor ve buna biz değil uluslararası bu konudaki yetkili kuruluşlar da açıklıyor.''

Bu yıl küresel ekonominin yüzde 1,1 daraldığı, küresel ticaret hacminin de yüzde 11,9 küçüldüğünün tahmin edildiğine işaret eden Erdoğan, üçüncü çeyrekten itibaren büyümenin seyrinin değiştiğini gördüklerini ve 2010'dan itibaren de Türkiye ekonomisinin büyüyeceğini öngördüklerini belirtti.

Erdoğan, uluslararası kuruluşlarını da bunu ayrıca ifade ettiklerini, Türkiye ekonomisinin 2010'da dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri arasında yer aldığını kendilerinin teyit ettiğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, ''2010'da IMF ve OECD'nin Türkiye için büyüme tahmini yüzde 3,7'dir. Diğer finans kuruluşları yüzde 3,8 ile yüzde 5,5 oranında büyüme tahmininde bulunuyorlar. Bizim kendi, orta vadeli programda yer alan tahminimiz ise mütevazi olarak söylüyoruz bunu yüzde 3,5'' dedi.

''BUNLAR TEĞETİN TANIMINI BİLMİYORLAR''

İşsizlikte de aynı tabloyu gördüklerini belirten Erdoğan şunları kaydetti:

''ABD'de işsizlik oranın 2007 yılında yüzde 4,6'dan 2009'da yüzde 9,3'e, İspanya'da aynı dönemde 8,3'ten yüzde 18,2'ye, İrlanda'da yüzde 4,5'tan 12'ye, İzlanda'da yüzde 1'den 8,6'ya, Macaristan'da yüzde 7,4'ten yüzde 10,7'ye yükselmesi şu anda bekleniyor. Güney Afrika'da ise işsizlik oranının bu yıl yüzde 24 olacağı tahmin ediliyor.
Türkiye'de ise, lütfen samimi olacağız, 2007 yılında yüzde 10,3, 2009 Ağustos ayında ise 3,1 puanlık artışla 13,4. Gerçekleşen seviye bu. Buna rağmen kıyametler koparılıyor. Elbette rakamlar tablonun bütününü izah etmeye yetmiyor. Bütçe görüşmelerinde de gördük, herkes kendi baktığı zaviyeden rakamları yorumlayabiliyor. İşine gelene inanıyor, işine gelmeyeni görmezden geliyor ya da inkar ediyor.
Şunu açık yüreklilikle, samimiyetle söylüyorum küresel kriz elbette Türkiye ekonomisi üzerinde etkili olmuştur. Elbette büyümede, ihracatta, işsizlikte belli oranda düşüş gerçekleşmiştir. Ama teğet geçmiştir, aynı şeyi söylüyorum. Ama bunlar teğetin tanımını bilmiyorlar. Teğet hiç sürtünmeden geçmek anlanıma gelmez. Sürtünerek geçer ama çok çok az bir şeyler oradan tırpanlar, olay budur. ''

''TEKEL İŞÇİLERİNİN EYLEMİ İDEOLOJİK DEĞİL DE NEDİR?''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TEKEL işçilerinin eylemiyle ilgili olarak, ''Bu ideolojik değil de nedir? Kimin gönlü gelip de işçinin havuza atlamasını veyahutta orada soğukta kalmasını ister? Ama kusura bakmasınlar ben tüyü bitmemiş yetimin hakkını da orada durarak, oturarak kimseye yediremem'' dedi.

Erdoğan, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) 2009 yılı Olağan Genel Kurul toplantısında yaptığı konuşmada, son zamanlarda ''TEKEL işçileri'' diye ifade edilen, sanki TEKEL'in bütününü kapsayan, çok ciddi bir spekülasyon olduğunu söyledi.

TEKEL'in on binlerce elemanının özelleştirmeyle ayrıldığını ifade eden Erdoğan, ''Sadece 2 yıl önce yaptığımız bir görüşmeden, toplantıdan sonra maalesef 2 yıldır biz bunlara katlandık. Ne yapıyorlar? İş mi yapıyorlar? Hayır. Sadece tütün depoları adı verilen depolarda bu insanlar duruyor ve aylık bize maliyeti 40 trilyon. Yaklaşık 10 bin kişi'' dedi.

Erdoğan şunları kaydetti:

''40 trilyon kimin parasını ödüyoruz bunlara? Halkın parasını ödüyoruz. Peki biz ne yaptık? Dedik ki buralar artık çalışmıyor, bu bir depo, şu anda üretim falan söz konusu değil. 2 yıl önce dedik ki bakın biz buraları kapatıyoruz, ona göre hazırlıklarınızı yapın. Bunu en üst düzeyde Türk-İş Başkanı dahil, Tek Gıda-İş Başkanı dahil, ben ve ilgili bakan arkadaşım beraberce oturduk, konuştuk. Buna rağmen son zamanlardaki yapılan hareketleri gördünüz.
Şimdi soruyorum arkadaşlar, bu ideolojik değil de nedir? Kimin gönlü gelip de affedersin işçinin havuza atlamasını veyahutta orada soğukta dışarıda kalmasını ister? Böyle bir şeye tahammül etmek mümkün mü? Ama kusura bakmasınlar ben tüyü bitmemiş yetimin hakkını da orada durarak, oturarak kimseye yediremem. Böyle bir hakkım yok. Ve bunun bedeli ne olursa olsun...''

Eylemde bulunanların yüzde 60'ının AK Parti'ye oy verdiğine ilişkin açıklama yapıldığını söyleyen Erdoğan, ''Bu dediğiniz gerçekse o zaman ben dört dörtlük demek ki doğru olanı yapıyorum. Menfaatçilik yapmıyorum, doğru olanı yapıyorum. Niye? Çünkü birisinin bunu yapması gerekir, olması gereken bu'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan şunları belirtti:

''Dedik ki 'al kardeşim ihbar tazminatını, al kıdem tazminatını. İhbar artı kıdem tazminatı bunun hepsini veriyoruz. Size bir şey daha yapıyoruz. 4C diye bir şey kuruldu. Bu ülkede, sizi 4C'de de istihdam edelim. İlkokul, orta öğretim, üniversite mezunlarına ayrı ayrı ücret değerlendirmesi. Bunu yapalım gelin burada sizi değerlendirelim. Hayır, olmaz....' Ne olacak? 'Bizi aynı şartlarda 4B'de değerlendireceksiniz. Olmaz kardeşim biz bu fazla istihdamlardan ülkemizi bir defa kurtaracağız. Devlet bu şekilde, üretime yönelik olmayan bir istihdamı sağlama alanı değildir. O zaman biz ne oluruz söylenen laf var ya 'devletin malı deniz yemeyen domuz', bu mantıkla bu iş yürümez. Ama sorumluluk altında olmayanlar ne diyor? 'Bunları çalıştırın.''

''AYNI ŞEYİ ECZACILIKTA GÖRDÜK''
Aynı şeyi farklı bir alanda, eczacılıkta gördüklerini ifade eden Erdoğan, eczacılıkta göreve geldiklerinde bütün SSK hastanelerinde ne kadar eczane varsa hepsini kapattıklarını, 2003'ün rakamıyla yaklaşık 2,5 katrilyonluk bir kaynağı o günün eczanelerine devrettiklerini anlattı.Erdoğan şunları belirtti:

''Serbest eczaneler artık onu kullanmaya başladı. Böyle bir imkanı sağlamışız ve kimlerle görüşüyorsak, konuşuyorsak 'sağ olun var olun, çok iyi kazanmaya başladık. Şöyle oldu böyle oldu' derken şimdi tabi fazla kazanmanın bittiği nokta yok ki. Biz de diyoruz ki batının limitleri neyse bu limitlerde bu süreci götüreceğiz. İlaç sanayi ile hepsi ile anlaşıyoruz, mutabık kalmışız, eczacılar hemen dediler ki 'hayır olmaz, biz anlaşmıyoruz' ne olacak? 'biz bir günlük kapatma eylemi...' Kardeşim bak yaptığınız iş doğru değil, oturduk konuştuk hatta ilaç sanayi aradaki farkı biz ödeyeceğiz demesine rağmen onlar da böyle bir eyleme girdi. Ama siyasi ne yaptı? Hemen onu da kullanmaya başladı.
Biz şimdi ne yaptık. Biz de diyoruz ki kardeşim buyurun size 15 Ocak'a kadar müsaade direkt olarak gelirsiniz SGK ile anlaşmanızı yaparsınız ve anlaşmayı da yapmak suretiyle biz eczacılarla baş başa bu işi götürürüz. Artı aynen Amerika'da olduğu gibi artık marketlerde, süpermarketlerde ecza ile ilgili stantlar kurulmasına yönelik de bir çalışmayı ayrıca yürütüyoruz. Bu işi geliştireceğiz. Bunun başka çaresi yok. Tekel oluşturmayacağız. Her yerde rekabet alanını geliştireceğiz. Bilimden sanata her yerde. Bunu yapmak durumundayız. Aksi takdirde uluslararası camiada biz o beklediğimiz sıçramayı yapamayız.''

"BU MEYDANI TERÖRE BIRAKMAYA NİYETİMİZ YOK"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılım sürecine destek verenlerin, bu süreci akamete uğratmak isteyenler kadar cesur olması gerektiğini belirterek, "Bu meydanı teröre ve terörden beslenenlere bırakmaya niyetimiz yok" dedi.

Türkiye'nin terör, etnik unsur, dini gruplar ve azınlık sorunu olduğunu vurgulayan Erdoğan, tüm bunları bir sorun alanı olarak görüp masaya yatıracak milli birlik projesini hayata geçirdiklerini söyledi. Erdoğan, demokratik açılım ve milli birlik projesinin AK Parti'nin değil, ülkenin projesi olduğunu ifade ederek, "Ama bunları öyle kalıplar giydirme çabaları var ki olmasın diye ellerinden gelen adımı atmaya çalışıyorlar. Niye. Çünkü bunu AK Parti yapıyor. Kendileri eskiden yaptılar Kürt sorunu diye. Sorun sadece Kürt sorunu değil. Ben 81 vilayetin tamamını gezdim. Ankara'da oturarak bunlar çözülmüyor. Siyasi liderler içinde buraları görmeyenler var. Ülkeyi gezmeden çözüm üretmezsiniz. Eğitimde adımlar attık. 133 bin derslik bitirdik. Bilişim teknolojisi tüm okullara girdi. Artık bizim Güneydoğu'da, Doğu'da yavrularımız bilgisayarla tanıştı. Buralara kolay gelmedik. Bu bir ufuktur, bakıştır. Bunu yakalayarak buralara geldik" dedi.

Erdoğan, atılan adımlar ve yapılan yatırımlarla terörün en önemli darbelerden bir tanesini yiyeceğini de ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Orada terör olunca benim girişimcim buralara gidemiyor. Güven ortamı yoksa, istikrar yoksa girişimci kusura bakmayın ben paramı ateşin içine atamam der. Ama orada istikrarı, güven ortamını görürse seve seve yatırım yapar. Hakkari en sorunlu ilimizdir. İki tane hastane açılışı yaptım ben orada. Ama bu hastanelerde çalışan doktor bulmakta zorlanıyorsunuz. Biz diyoruz uzman doktorlarımızda oraya gidebilsin. Özel sektörde orada hastane kursun. Kim ki bu iktidara ayrımcılık yapıyor diyorsa haksızlık ediyor. Tüm derdimiz ihracattaki patlamamızı devam ettirmektir. Sorun alanlarımızın çözümünü önemsiyoruz. Demokrasi ile ekonomiyi aynı anda ele alacaksınız ve sahiplenerek süreci devam ettireceğiz. Terörle mücadele de en ufak bir taviz söz konusu olamaz. Kaynaklarımız terörle mücadeleye akarken, insanların sorunları varken bu sıkıntılardan etkilenirken, biz böyle bir manzaranın üzerine kalıcı ve güçlü bir refah inşa edemeyiz."

Erdoğan, DEİK Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, 2001 krizini birçok kişinin yaşadığını anımsatarak, 2001 krizinin Türkiye'nin kendi krizi olduğunu, Türkiye'nin kendisinin olan bu krizi çözemediğini anımsattı.

Bu işi çözmeye yönelik ithal bazı kurum, kuruluş veya kişilerin ithal edildiğini, yurt dışında aranan bu çözüm yollarıyla yeni ithal politikalar oluşturulduğunu, hatta ithal bakanlarla krize çare bulunmaya çalışıldığını anlatan Erdoğan, bugün ise küresel bir krizin yaşandığını ancak bunun tamamen özgün ve milli kaynaklarla, çözümlerle aşıldığını söyledi.

Erdoğan, 31 Aralık 2009'da önemli ve başarılı bir operasyona son noktayı koyacaklarını belirterek, şöyle devam etti:

''1 Ocak 2005'te Türk Lirası'ndan altı sıfırı attık. Ne dediler? Dediler ki 'batarsınız, enflasyon patlar, buna halk alışamaz, şöyle olur böyle olur' demedik laf bırakmadılar. Yeni Türk Lirası adı altında yeni banknotları o zaman tedavüle soktuk. Şimdi bu büyük operasyon 4 gün sonra nihayete eriyor. YTL tedavülden tamamen kalkıyor. 'Kafalar karışır, hesaplar karışır' dediler. 'Enflasyon artar' dediler, hiçbirisine zemin vermedik pürüzsüz şekilde bu operasyonu tamamladık. Şu anda birçok ülkeden geliyorlar, bu operasyonu inceliyor, bu başarı öyküsünü dinliyor ve bu operasyonu örnek alıyorlar. Size daha da önemlisini söyleyeyim, Türk Lirası başta Kuzey Irak olmak üzere bölgesel rezerv para olma yolunda kararlılıkla ilerliyor. Yani uluslararası ticarette artık bir değer ifade ediyor. Bu noktaya geldik. Bugün yalnızca cebimizde taşıdığımız para değil, o para üzerinden Türkiye'nin pasaportu da değer kazandı. O para yüzünden Türkiye'nin de itibarı, gücü, değeri arttı. Allah bize bir daha o günleri yaşatmasın. Neydi, aman yarabbim, tuvalete 1 milyona giriyorsun. Eskiden zengine milyoner derlerdi, tuvalet ücreti oldu. Bu hale getirdiler bizi. Ama artık bundan sonra buradan geri dönüş olmayacak.''

Erdoğan, Rusya ve İran ile artık kendi paraları üzerinden ticaret yapmayı konuştuklarını, kurun esiri olmak istemediklerini anlattı. Kazanımları asla feda etmek istemediklerini, bu nedenle geriye dönüşü değil, istikbali düşüneceklerini ve konuşacaklarını ifade eden Erdoğan, ''Başka bunun çıkışı yok. Biz buna inanıyor ve tüm politikalarımızı da bu anlayış üzerine bina ediyoruz'' dedi.

''KALIPLARIMIZI ZORLAR DURUMDAYIZ''
Türkiye'nin artık belli bir sınıra, seviyeye geldiğini anımsatan Erdoğan, ''Kalıplarımızı zorlar durumdayız. Enflasyon yüzde 30 idi. Şu anda yüzde 5,5 seviyesine geldi. Burada bir gerçeği görmemiz lazım. Daha yüksek oranlardan 30'a inmek kolaydır ama ondan sonrası gittikçe güçleşmektedir'' dedi.

Hedefin enflasyonu yüzde 4'e indirmek olduğunun altını çizen Erdoğan, ''Bunu birlikte yapacağız'' dedi.

Devletin borçlanma faizinin yüzde 63 olduğunu hatırlatan Erdoğan, bunun yüzde 9'a, 7'ye kadar düştüğünü anımsattı.

Erdoğan, ''Ama şimdi faizleri bundan sonra 1-2 puan düşürmek kolay değil. Ama bunu da başaracağız'' dedi.

İhracatı bu yıl 100 milyar doların üzerinde tamamlayacaklarını ifade eden Erdoğan, ''Artık 136 milyar dolar bizim için bir hedef nokta oldu, onu aşacağız. Bu krizden sonra anında bunu aşacağız. Ben bunu başaracağımıza, her alanda çok daha iyi seviyelere ulaşacağımıza tüm kalbimle inanıyorum'' diye konuştu.

TÜRKİYE'NİN MEVCUT SORUNLARI...
Türkiye'nin bunu başarabileceğini, hep beraber dayanışma içinde bunun başarılabileceğini söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti:

''Ama mevcut sorunlarla bunu başarmamız asla kolay olmaz. Her fırsatta ifade ediyorum. Ülkemizin bir terör sorunu var. Buna hayır diyebilir miyiz? Ülkemizin bir etnik unsur sorunu var, hayır diyebilir miyiz? Ülkemizin bir dini gruplar sorunu var, hayır diyebilir miyiz? Azınlıklar sorunu var, hayır diyebilir miyiz? Bütün bunları bir sorun alanları olarak masaya yatırıp ele alacak bir adım, milli birlik ve kardeşlik projesi açtık. Süreç demokratik açılım süreci.

Bütün bu adımlar benim partimin adımı değil, bu bizim hükümetimizin devletimizin bir politikası. Muhatabı kim? Millet. Ama buna öyle kalıplar giydirme çalışmaları başladı ki olmasın diye ellerinden gelen adımı atıyorlar, çabayı gösteriyorlar. Niye ? Çünkü bunu AK Parti yapıyor. Bunu AK Parti değil de eğer kendileri yapma durumda kalsaydı, nitekim işte geçmişte Kürt açılımı, sorunu dediler vesaire...O zaman bunu söylediniz. Ama biz bunu sorun sadece Kürt sorunu değil. Bu ülkenin bir defa önemli bir terör sorunu var. Etnik unsurlar sorunu var. Bunların hepsine eğileceğiz. Ama bunu hep birlikte çözeceğiz. Düşünün yıllar yılı, Güney Doğu'da, Doğu'da, Doğu Karadeniz'de Orta Anadolu'nun belli bölgelerinde ne eğitimde ne sağlıkta, ne ulaşımda çeşitli alanlarda, değerli arkadaşlarım oralara devlet ulaşmamış.''

Recep Tayyip Erdoğan, her ile 3 kez gittiğini anımsatarak, ''Çünkü Ankara'da oturarak bu işler çözülmüyor. Bunların içinde, şu siyasi liderlerin içinde buraları görmeyenler var. 780 bin kilometrekarenin toprağını gezmeden çözümünü üretemezsin'' dedi.

''DEMOKRATİK AÇILIM KONUSUNDA TOBB, DEİK, DEİK İÇERİSİNDEKİ TÜM KURULUŞLAR, HEPSİ BİRLİKTE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİMİZİN TAMAMI, ÖZELLİKLE İŞ ÇEVRELERİNİN DAHA AKTİF OLMALARINI, SÜRECE DAHA FAZLA KATKI SAĞLAMALARINI BEKLİYORUM''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılım konusunda TOBB, DEİK, DEİK içerisindeki tüm kurulu kuruluşların hepsinin birlikte, sivil toplum örgütlerinin tamamının, özellikle iş çevrelerinin daha aktif olmalarını, sürece daha fazla katkı sağlamalarını beklediğini açıkladı. Erdoğan DEİK Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, işadamlarının yatırımlarına devam ettiği sürece, terörün en önemli darbelerinden bir tanesini de buradan yiyeceğine işaret etti.

Konu terör olunca girişimcinin oraya gidemediğine dikkati çeken Erdoğan, ''Çünkü ekonomide iki kavram çok önemli: Bir istikrar, iki güven. Güven ortamı yoksa istikrar yoksa... 'Ben paramı gidip de ateşin içine atamam' der ama orada güven ortamını, istikrarı görürse gider yatırımını oraya seve seve yapar'' dedi. Erdoğan, şu andaki sıkıntıya rağmen bu yatırımları yapanlar bulunduğunu söyledi. Sağlıkta çok ciddi yatırımlar yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Hakkari en sorunlu ilimizdir. Orada iki tane hastane açılışı yaptım. Ama şimdi bu hastanelerde çalışan doktor bulmakta zorlanıyorsunuz. O zaman o hastanenin bir anlamı kalmıyor ki. Biz diyoruz ki uzman doktorlarımız oraya da gidebilsin. Özel sektör de orada hastaneler kurabilsin, ama kuramıyor. Biz Yüksekova'da ve Hakkari merkezde hastanelerimizi kurduk ve açılışlarını yaptık. Halkımıza hizmet veriyoruz. Dışlamak yok, ayrımcılık yok. Kim ki bu iktidara 'ayrımıcıdır' diyorsa haksızlık yapıyor. Şimdi bütün derdimiz bu dış ticarette de, ihracatta da 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarında bu yatırımları yaparak ihracattaki patlamamızı aynen devama ettirmemizdir. Onun için bu sorun alanlarının inşallah çözümünü sosyal açıdan çok büyük önem arzettiği için bizler de önemsiyoruz.''

''DEMOKRASİ İLE EKONOMİYİ AT BAŞI DEĞERLENDİRİYORUZ''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, burada demokrasi ile ekonomiyi atbaşı değerlendirdiklerinin altını çizdi. ''Demokrasiyi ele al ekonomiyi bırak, ekonomiyi ele al demokrasiyi bırak. Hayır olmaz. Her ikisini de aynı anda ele alacaksınız ve güçlü sahipleneceksiniz, bu şekilde süreci devam ettireceksiniz'' diyen Erdoğan, bu bakımdan çalışmaları aynı kararlıkla devam ettirdiklerini ve ettireceklerini, terörle mücadelede en ufak bir tavizin söz konusu olamayacağını vurguladı.

Aynı kararlılıkla terörle mücadeleye de devam edeceklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
''Çünkü kaynaklarımız terörle mücadeleye akarken ülkenin doğusunda, güney doğusunda insanların sıkıntısı varken, batıdaki vatandaşlarım bu sıkıntılardan doğrudan etkilenirken, silahlar susmazken, gençler ölürken biz böyle bir manzaranın üzerine güçlü ve kalıcı bir ekonomik refah inşa edemeyiz. Onu çözmemiz lazım ve bunu herkesin görmesi gerekiyor.

Açık konuşuyorum, demokratik açılım konusunda TOBB, DEİK, DEİK içerisindeki tüm kurulu kuruluşlar, hepsi birlikte sivil toplum örgütlerimizin tamamı, özellikle iş çevrelerinin daha aktif olmalarını, sürece daha fazla katkı sağlamalarını bekliyorum. Bunu buradan söylemek zorundayım, kimseye 'gidin orada yatırım yapın, gidin oradaki işsizliğe çare üretin' demiyorum. Önce zemini hazırlayacağız ondan sonra yatırımı yapacağız.''

''TAŞIMA SU İLE DEĞİRMEN DÖNMEZ''

Erdoğan, yatırımın ekonominin reel şartları içinde gerçekleştiğine dikkati çekerek, ''Biliyorum ki taşıma su ile değirmen dönmez. Ama bu meselelerin çözümünün, bu sorunların Türkiye'nin gündeminden çıkmasının sizlere, bize, ekonomiye, 72 milyona ne büyük bir katkısının olacağını eminim sizler de benim kadar biliyorsunuz'' diye konuştu.

Erdoğan, Van'ın kaderinin Kocaeli'den, Diyarbakır'ın kaderinin İstanbul'un kaderinden ayrı olmadığını, Türkiye'nin bu meseleleri arkasında bıraktığında huzurunu, istikrarını, emniyetini, kardeşliğini pekiştirdiğinde bundan herkesin kazanacağını kaydetti. Erdoğan şunları belirtti:

''Bizim başlattığımız girişim bizim partimizin değil bu devletimizindir. Muhatabı millettir ve bunu bu şekilde sürdüreceğiz. Bu sürece destek verenlerin, bu süreci akamete uğratmak isteyenler kadar cesur olması, kararlı olması, aktif olması kaçınılmazdır. Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Gürcüsüyle, Abazasıyla değerli kardeşlerim bir olacağız, beraber olacağız, diri olacağız. Bizim üst çatımız Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır. Bizim bu noktada kimse ayrımcılık, bölücülük böyle bir şeyi bana söyleyemez. Herkes kendi etnik unsuruyla övünebilir. Herkesin de buna saygı duyması lazım. Ama bütün etnik unsurlar da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı çatısı altında bulunmaktan asla taaccüp etmemeli. Türk Milletinin bir ferdi olmaktan taaccüp etmemeli.''

Bu ülkeyi alevi, sünni vesaire bu tür ayrıma tabi tutanların da Türk milletine en büyük ihaneti yapanlar olduğunu söyleyen Erdoğan, burada da hassas ve dikkatli olacaklarını belirtti.

''SÜRECİ NİHAYETE ERDİRECEĞİZ''

Erdoğan, ''Bu çatıştırmayı sürekli hale getirmek isteyenler var, bunlara kulak asmayacağız ve kararlı bir şekilde bu yolda da yürüyeceğiz. Çünkü biz yaratılanı Yaradan'dan ötürü seveceğiz. Böyle bakacağız insanlara'' dedi. Kolay olanın tribünlerden izlemek, eleştirmek, şikayet etmek olduğunu, kendilerinin zor olanı seçtiğini ve ellerini taşın altına koyduklarını ifade eden Erdoğan, bu ülkeye gönül vermiş herkesten beklediklerinin de bu olduğunu kaydetti.

Başbakan Erdoğan, ''Biz bu süreci nihayete erdireceğiz. İnadına demokrasi diyoruz, inadına kardeşlik diyoruz ve bu meydanı teröre ve terörden beslenenlere, istismarcılara bırakmayacağız'' dedi. Türkiye'nin moralini bozmak, Türkiye'ye karamsarlık pompalamak için belli çevrelerin gayret içinde olduklarını bildiklerini söyleyen Erdoğan, muhalefetin de, medyanın da bu sürece bilerek ya da bilmeyerek katkı verdiğini söyledi. Erdoğan şunları belirtti:

''Ülkede bir kaos varmış, ülkenin tüm sokakları bir çatışma alanıymış, bir yerdeki bir olayı al devamlı döndür televizyonda. Aynı kare ya... Türkiye o değil ki ya... Bunu görmese terör örgütü propagandasını yapamayacak. Ama alıyor bunu, hatta bazen o da yetmiyor, bulamazsa arşivden oraya görüntüyü koyuyor başlıyor döndürmeye. Ayıptır olmaz, bu millete saygısızlıktır. Milletin huzuruna kastetmektir. Öyle anlar geliyor ki 'kurumlar birbirine girmiş'. Kim girmiş birbirine canım? Beşeri, insani şeylerden kaynaklanan her zaman farklı düşünceler, yaklaşımlar olabilir. Ama öyle gösteriyorlar ki, yok kurumlar birbirine girmiş, öyle olmuş böyle olmuş.

Bu devletin bir tanımı var. Bu tanım içerisinde her kurum, anayasa ne tanım yapmışsa herkes onu yapacaktır. Bizim güvenlik işlerimizde, yargımızda, ilgili tüm kurumlarımızda uyum içinde tanım ne ise oradaki görevini yapacaktır. Hatalar yok mudur? Vardır. Eksikler yok mudur? Vardır. Ama kalkıp da bir yerden yakalayıp kurumları yıpratmanın, kurumlar arasında sorun varmış gibi göstermenin hiç kimseye yararı olmaz.''

''DEDİKODULARLA ÜLKENİN HUZURUNU BOZMAYA KİMSENİN HAKKI YOK''

Hukuk sisteminin bağımsız şekilde olayları aydınlattığını, ak ile karayı ortaya çıkardığını belirten Erdoğan, siyasetçiler olarak kendilerinin de sorumlulukları çerçevesinde, hukuk çerçevesinde üzerlerine düşeni yaptıklarını söyledi. Erdoğan, ''Kurumlar içinde suç işleyen, hata yapan varsa bunlar asla ve asla tüm bir kuruma mal edilemez. Bu noktada da herkesin sorumlu davranması gerekiyor. İddialarla, dedikodularla, söylentilerle ülkenin huzurunu bozmaya kimsenin hakkı yoktur. Aziz milletimiz de oynanan oyunu görüyor'' dedi.

İş çevrelerinin işadamlarının, sivil toplum örgütlerinin süreçte daha aktif rol alması gerektiğini ifade eden Erdoğan, bu sürecin tarihi bir süreç olduğunu, Türkiye'nin istikbalini yakından ilgilendirdiğini kaydetti. Erdoğan, ''Statüko sürdürülecek mi yoksa değiştirilecek mi? Bu acılara tahammül mü edeceğiz, yoksa üzerine mi gideceğiz. Biz hükümet olarak değişmesi noktasından irademizi ortaya koyduk'' dedi.

Çarşamba günü Suriye ile 51 anlaşma imzaladıklarını belirten Erdoğan, 'Sizler için imzaladık, sizin önünüzü açıyoruz. Açılan bu kulvara şimdi siz gireceksiniz'' dedi. İki ülke arasındaki vizeleri kaldırdıklarını hatırlatan Erdoğan, ''7 yıl önce bunlar konuşulsaydı kim inanırdı? Savaş eşiğine gelmiş iki ülkeydi Türkiye - Suriye, ama şimdi bunlar yok'' dedi. Erdoğan, Türkiye'nin bütün çevre ülkelerden dalga dalga dünyaya açıldığını belirtti.